"Akademya merkezli çevre(sel)cilik"!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
15.01.2018 10:15:07

 

"Akademya merkezli çevre(sel)cilik"!

Yerküre üzerinde yaşanan 'post modernist' düşünce süreci; gerisinde kavram kargaşası / istismarı yaratan bir mirası akademiye bırakmıştır.

Böyle bir defacto (fiili) mirası kucaklarında bulan bilimciler bu tıkanıklığı aşmaya yönelik olarak, üç (3) ekole ayrılmıştır. a) I. Ekol; Farklı kavramları birbirleriyle eşitlemek /özdeşleştirmek.

('Postmodernist') (İşine nasıl gelirse öyle kullan mantığı) (Takiyeci-bilim) b) II. Ekol; Bilim dallarında yaşanan pozitivist enflasyon. Her kavrama karşılık gelen kelimenin sonuna 'bilim' kelimesi eklenerek, yapılan küçük ölçekteki 'bilimsel'! savunma mevzileri.(normatif çılgınlık) c) III. Ekol; Kelimelerin gerçek anlamına fenomenolojik açılımlar getirerek, kuramın özünü savunan çalışmalar. Holistik (bütünsel) çalışmalar. Çevreci "HES" ler, ekolojiyi bozuyor. Çevre mühendisleri tarafından, "Çevre (ye) Bakanına" "çevrecilik"! ödülü veriliyor. HES'lerin baş savunmanı Trabzon belediye reisine yılın belediye başkanı ödülünü verenler kim?! Çevrecilerin ya tutarsa diyerek oraya buraya attığı meyve çekirdekleri, ekolojilerde büyümüyor. Su havzası ekosistemlerinin üzerine pahalı, sağlıklı ve güzel! çevreler inşa ediyor...eğer gecekondu ise; çirkindir... Çevre kirliliği yapıyor diye yıkmaya kalkıyoruz.

Çevreciler, göllerimiz bulanık, sözde "kirli" diyerek; gölü temizlemeye kalkıyor...plankton (besin) eksikliğinden balıkları öldürüyor Ve sonuç; Ekolojisiz bir Çevre Bakanlığı....Ekolojisiz bir Üniversite. "Çevrecilik"! adına yapılan hesaplar , "Ekoloji"ye uymuyor. Kavramların aslında kelimelerle örüldüğünü daha iyi anlıyoruz. İncisine tutunan bir istiridye gibi... Kelimeleri kavramlarıyla, anlamlarını ise gerçek bilimsel hikayesi ile anlatmak gerekir Kavramlar çok önemli. Tıpkı yazar Mithat Sancar'ın benzetimiyle bir incinin istiridye için gerekli olması gibi...insanların ve ekolojimizin incisiz istiridyelere ve yumurtasız omletlere dönüştürülmek istenmesi gibi.. Bu bir kelime oyunu , dil yanılsamaları ile yapılan kurmaca bir kavram (bilim) sahteciliği!. Bu evinsiz oyunlar bozulmuş. Ekoloji, çevrecilikten ayrılmış. Çevreyi bir araç olarak kullananların amacı aslında, "ekoloji" ye sahip çıkmak mıdır? Post modernizm döneminin, temel özelliği, modernist dönemden farklı olarak, kelimelerin (kavramların) istismar edilmesidir. İşte tam bu noktada; Ekolojizm ile Modernizm ya da Postmodernizm arasındaki farkı netleştiren aşağıdaki soruya verilen cevap önem taşımaktadır.

'NE KADAR İNSAN MERKEZLİLİK?'

(Çevreci Yazına Bir Atıf) 'Bazı ekologların ve biyologların 'Sıg ekolojik' olarak tanımladığı 'çevre' anlayışlarını insan merkezli , derin ekoloji anlayışını ise biyomerkezli olarak nitelendirmeleri insan merkezli ile kendi merkezli (ego-centrik) bencil kavramlarını ontolojik olarak ayırt etmediğinden, dolayısı ile, sosyo ekoloji ile fizik ekolojinin birliği açısından 'sığ'lığın ne olduğunun yorumunda ciddi endişelere yol açmaktadır' (Kaplan H. 160). 2005 Şehircilik Çalışmaları, Nobel Yayın) Hemen belirtmek gerekir ki; 'Ne kadar insan merkezlilik?' sorusunu yönelten bir bilimcinin zihinsel karmaşası; henüz modernist kuluçka dönemini tamamlayamadan yuvasından uzaklaşmış, Postmodernist düşünce bataklığında, (çelişkiler içinde) debelenen çirkin bir 'ördek' yavrusunun dramı ile özdeşleştirilebilir. Bir örnek daha vermek gerekirse; Derlenmiş, toparlanmış (bir öğretim üyesinin) çevrebilim ders notunda; "Ekoloji"den (bol ünlem işaretli) aşağıdaki şekilde bahsetmesi bile, "EKOLOJI" den, bir çevreci olarak bile bihaber olması açısından düşündürücüdür. Şöyle ki; Alıntı: Dersin Adı: Çevre Bilimi Ders notu Sayfa 11. Ekoloji: .........._"insanların niçin problem oluşturduklarını, problemleri çözmedeki engellerin neler olduğunu açıklayamaz!"........buyurmuştur.

Ekolojiyi, insan, insan sevgisi ve insani değerlerden bağımsız gören bir zihniyet buyurdu mu? işte böyle buyurur. İşte," dikili bir ağacı bile olmayan" bu müstebit zihniyet; tahakküm-sever bir zihniyettir. Ekolojiyi de kapsayan 'Ekolojist Bilim Paradigması'; Tüm eklektik! 'Merkezci' düşünceleri reddeder. 'Çevre merkezci', 'insan merkezci', 'bio merkezcilik' gibi gruplandırmalar, ekolojist bilimcilerin alışık olmadığı ve de temkinli yaklaştığı 'Çevreci'! görüşlerdir. Birbirlerine göreceli olarak üstünlüğü / ayrıcalığı da savunulamaz. Sistem içindeki karsılıklı etkileşim önemlidir.. 'Merkezcilik' yaklaşımı yerine 'Durumsallık' kavramının benimsenmesi daha uygundur. Durumsallıktan kasıt ise; 'İNSANIN' durumsallığıdır ki; Ekoloji ve / veya Ekolojist bilim paradigması, özü itibariyle 'insan durumsallığını' gözeten bir paradigmadır. Ancak, bu bağlamda üzerinde durulması gereken nokta şudur; 'İnsan' faktörü; bir zihinsel gelişim aşamasında, quantitaive (nicel) değişken olarak algılanmaz, qualitative (nitel) bir değişken olarak ele alınır: Dolayısıyla., 'ne kadar' sorusu temelsiz bir çıkış noktasıdır. 'Çevreci zincirlerden' kurtulmuş bir ekolojist bilimcinin, gündeminde, 'Ne kadar İnsanmerkezlilik' sorusu yoktur. Bir 'çevreci'! akademisyenin dediği gibi; İnsan (antropos), zincirin en zayıf halkası mı, yoksa en güçlü halkası mı olacak? sorusuna bir ekolojist bilimci aşağıdaki cevabı verir; 1. En güçlü zincirin kuvveti; en zayıf halkası kadardır. 2. Evin ('oikos') kapısına, bağlantı noktasındaki kilidin işlevselliği de, en az zincirin sağlamlılığı kadar önemlidir. Dolayısıyla, bir düşünce akımını betimlerken , 'Sığ' ya da 'derin' gibi, sıfat eklerinden ziyade, insanın zihinsel gelişim aşamalarında ki, 'İnsan durumsallığını' sorgulamakta yarar vardır. Bir ekoloji ya da 'sistem', derinliği kadar 'sistem' dir. Günümüzdeki temel sorun ; 'pozitivist durumsallığındaki, insan' ile 'doğa durumundaki insan' arasındaki temel paradigma hesaplaşmasından kaynaklanmaktadır. Aksi takdirde; 'Nasreddin Hoca'nın' fıkrasında da anlatıldığı gibi, zincirlenmiş evin kapsındaki kilit açık bırakılırsa, yapacak bir şey de kalmaz. Bu bağlamda; İçi; sağlam bir içerik (öz). ile doldurulmamış bir 'Ekoloji' savunuculuğu, biçimsel retorik bir söylem olarak , 'çevreci' düşüncenin kalıplarını zorlayamaz ve de farkında olmadan bir 'biçim' savunuculuğuna dönüşür. Sonuç olarak; 'Çevrebilim' adındaki çağdışı bir zihniyet, her zaman 'Ekoloji'ye eşitlenir (indirgenir!). 'Ekolojizm', hem modernizm, hem de 'post modernliğin' panzehiridir. Artık günümüzde, 'çevrebilim', sözdebilim ya da 'makyajcı bilim' olarak kabul görme noktasındadır. Tüm, 'gerçek ekolojist bilimcilerin', gündemindeki tek amaç; bütünsellik (holistik) paradigmanın, ‘yöntem bilimsel' açıdan bilimsel altyapısını hazırlamaya yöneliktir. Bugünün pozitivist bilim anlayışı içinde 'sosyal olan' ve 'doğal olan'/doğaya ait olan birbirinden koparılarak farklı gerçeklikler olarak kavramsallaştırılmaktadır. Newtoncu bir neoklasik iktisat teorisi (çevre ekonomisi) ve sosyal bilim paradigmasının törpülenmesi, ekolojist plancıların üzerinde hassasiyetle durdukları önemli konulardır. Unutulmamalıdır ki; Ekolojist dönüşüm; insanın uzuvlarında değişiklik yapıp, yeni bir 'yaratık' ortaya çıkartmayı amaçlayan bir fiktif süreç olarak değil, sadece zihinsel bir devrimi başlatan bir aşama/durumsallık olarak algılanmalıdır. Bugün, ‘ne kadar insan merkezlilik' sorusunu soran, yarın 'insanlık' kavramını da teraziye koyup tartmaya kalkar. 'Ne kadar insan merkezlilik?' ve sonrasında ise, 'İnsanmerkezlilik, ne kadara?' sorusu; aslında biz ekolojistlere bazı ipuçları vermekte. Bu ipucu şudur; Sırasıyla, a) 'Pozitivist' + b) 'Neoliberal' tınılar içeren, parçalı bulutlu ve ifade sendromlu, bu tür bir yaklaşımın, kozmozdaki şirin tekrarı; (ego-centrik)-'kendi merkezli'- ruh haline sahip akademisyenler ve de değişmez hayat felsefeleridir. 2003 yılında yazdığım "Çevre mi Ekoloji mi?" Kitabı doktora tezimin, kabul edilemeyen temel hipotezlerinden biri üzerine temellenmişti. Aradan geçen sekiz(8) sene içinde, tüm duyurulara rağmen birleşik yazılan ve tekil olan bu "çevrebilim"hurafesini uyduran kişi bulunamamıştı. Arada bazı tetikçi yazarlar çıkmıştı ama onlar önemsenecek cinsten değildi. Çevreci akademik yazında genelde insanlar kavramları sorgulamadan, kısıtlı ve kısır bir kaynakça çerçevesinde birbirlerine atıfta bulundukları için hurafenin ilk sahibini bulmak zordur. Kimi zamanda hurafe öyle bir yayılır ki sonunda bu işin mucidi, hurafenin doğruluğuna kendisi de inanır. Bu sektörde, İntihal olaylarının sıklıkla yaşanmasının temel nedeni de aslında budur. Araştırmalarım sonucunda bir kişinin ismine ulaştım. Bahsettiğim kişi, Ruşen KELEŞ. Benim kitabımdan sonra, aynı adla yazdığı bir kitabının ismini değiştirmişti. Kitabın önsözünde de, gıyabımda bana bazı göndermeler yapmış. Ruşen Keleş bir kuram- bilimcisi değildir. Ancak iyi bir akademisyense, kuramına ilham veren kuramcısının ismini açıklar. Ben Ruşen Keleş'i iyi bir üniversite öğretim üyesi olarak tanırdım. Oradan da emekli olmuş anlaşılan. Amacım, konuyu "kişiselleştirmek" değil. Ancak, "Kişiselleştirilmiş bilime" de söyleyeceklerimiz elbette var. Bilimin nesnesi, sistemin kendisidir. Bütüncü yöntemleri benimseyen ekolojistlerin, topluma doğruları anlatmak, "toplumsallaştırmak" biz ekolojistlerin temel sorumluluğudur. Ruşen hocanın ismini kullanmamım nedeni ise, üstüne alınmasını sağlamak. Bazen isim verilmeden birbirinin üzerine atıyor. Çevreci akademik zevatın yazdıkları makale, kitap ve tüm bildirilerinin altına deneysel bir ortamda bir turnusol kâğıdı koysak; turnusol kâğıdında kayda değer bir renk değişimi olmayacak kadar( ne asitik (kırmızı) nede bazik (mavi)) genel-geçer, temcit pilavı olguların sıralandığı çok su götürür içerikli, şişme yazılar olduğunu gözlemleyebiliriz. Çevrebilim diye bir bilim var mıdır? Kuramcısının ismi nedir? Yılı nedir? Ruşen hocanın bu konuda kitaplarının (önsözlerinde) yazdığı bir iki cümleden daha çok söyleyeceği şeyler olduğunu düşünüyorum. Konunun, anlaşılması ve algılanması açısından; basit bir "çevre bilgisi" ve "dil bilgisi" yazım kurallarının" çok ötesinde; Dil bilimi (Dil ve bilim ilişkisi) ve Ekosistem bilimi (Ekoloji) perspektifinden tartışılmasının toplumsal açıdan ve özellikle de "çevreci"! Akademisyenler için, biçimsel açıdan olmasa da iç(erik)sel yararları olacağını düşünmekteyim. Ve... dolayısıyla muhatabın(m)dan cevap bekliyorum. Ekolojizm , "çevrecilik"! üzerine sürülen bir krema değildir. Ve insanın aklına bir soru geliyor..."Ekoloji mi? Çevre mi? "  Çevreselcilik mi ?!!!Bence de" EKOLOJİ"

Tahir Çalgüner

Tahir Çalgüner Ekoloji çevrecilik
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert