Ali Fuad Başgil’den Din Ve Vicdan Hürriyeti
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ali Fuad Başgil’den Din Ve Vicdan Hürriyeti
22.01.2019 09:35:10

 

Ali Fuad Başgil’den Din Ve Vicdan Hürriyeti

Milli Strateji Araştırma Kurulu araştırmacısı Umut Şen, çok partili dönemin önemli hukukçularından Ali Fuad Başgil hakkında değerlendirmede bulunuyor.

İnanç ve düşünce hürriyetini bilimsel olarak inceleyen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil (1893-1967), çok partili dönemin en etkili aydın, yazar ve hukukçularındandır. 1950’lerde ve 1960’larda uzun araştırma ve gözlemler sonucunda Ali Fuad Başgil tarafından kaleme alınıp, yayınlanan ve geniş kitlelerce okunan yazılarında, Cumhuriyet döneminde İslam’ın devlet güdümünde olduğunu; din ve devletin birbirinden tamamen ayrılması gerektiği fikri savunulmuştur.  Din hürriyetinin laiklik için merkezi önemini vurgulayan Ali Fuad Başgil, bu hürriyetin laik bir sistem içindeki sınırlarını da eserlerinde tartışmıştır. Çalışmamızda Başgil’in Din Hürriyeti konusundaki temel görüşleri, onun analiz ve çıkarımları doğrultusunda incelenmektedir.

Ali Fuad Başgil, her şeyden önce bir Osmanlı münevveridir. Onun ilk gençlik günlerinden itibaren, yaşamının çeşitli evrelerinde görülen erdemli kişiliği, bulunduğu çevre içerisinde daima takdir edilmiştir. Doktorasını tamamlamak için gittiği Paris’te kendi karakterinden en küçük bir taviz bile vermeden ülkesine dönmüştür.

Başgil’in sahip olduğu en önemli meziyetlerin başında, erişilmez güçteki ifade tarzı ve üslubu gelmektedir. Ali Fuad Başgil’in günlük konuşma ve yazılarındaki muazzam ve doyurucu üslubu, ayrıca dersleri, konferansları ve kitaplarında görülen samimi ve mantıklı ifadeleri onun bir bilim adamı ve düşünür olarak, eşsiz şahsiyetini ve ferdi ahlakının mükemmelliğini, net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ali Fuad Başgil, 27 Mayıs 1960 darbesi öncesi ve sonrasında, basındaki seri yazılarında görülen mert ve tutarlı tutumuyla ve dik duruşuyla, gerçek bir aydın olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Başgil’in bu süreçte yazdığı yazılar, milli iradeye inanan tüm yurttaşlar için sevgi, inanç ve umut kaynağı olmuştur. Ali Fuad Başgil, Türk milli kültürünün en temel öz değeri olan İslam’a inanmış bir bilge ve kâmil insan olmanın idrakiyle ömrünü tamamlamıştır. Mümtaz ve ahlaklı kişiliğiyle, devrinin diğer Türk aydınlarına örnek olmuştur. Bir diğer büyük düşünürümüz ve kültür değerimiz olan, merhum Nurettin Topçu’nun Ali Fuad Başgil’in mezar taşı için yazdığı metin şu şekildedir:

‘Kırk yıl Türk milletine ilim ve irfan aşılayan, ilmi asarından,  şahsi ilminden, kalbi alemden büyük, Anadolu’nun asil evladı, Ali Fuad Başgil burada Rabb’inin eşiğine ulaştı, ruhu için Fatiha istiyor.’ ( Topçu, 2013)

Ali Fuad Başgil, Tanzimat sonrası unutulmaya başlanan ve ilerleyen  süreçte de inkar ve erozyona uğrayan İslam düşünce ve idealini, Batı’ya ait bilim zihniyeti ve yöntemleriyle değerlendirerek, tanıtmış ve savunmuştur. Ancak asla Batıcı olmamış, oryantalist bakış açılarının daima karşısında olmuştur. Hukuk eğitimi sırasında edindiği kültür ve disiplini, gençliğe sunduğu ahlak aşısı ile tamamlamaya ve aktarmaya çalışmıştır.

Ali Fuad Başgil’in Tek Parti Dönemi Din Hürriyetinin Kısıtlanmasına Yönelik Eleştirilerinden Örnekler

1946 yılında Demokrat Parti’nin kuruluş ve gelişimi, iktidar yılları ve sonrasında baskı altında tutulan muhafazakârların yavaş da olsa rahat nefes almaya başladığı bir dönemde, Ali Fuad Başgil yol gösterici bir rol oynamıştır.

Ali Fuad Başgil milletini seven, bu uğurda her türlü fedakârlığı gösteren bir kişiliğe sahiptir. İnsan egosunu dizginleyen, manevi görüşleriyle de topluma yol göstermiştir.

Başgil’in özellikle yakın dönem Türk Siyasal hayatı üzerine yapmış olduğu tespitler 1923-1960 döneminin bir panamasını içermesi açısından oldukça önemlidir. En önemli tespitlerini de 27 Mayıs askeri darbesime giden süreçle alakalı yapmıştır. Bu tespitlerin başlıcalarını belirtmek istiyorum. Bunlardan ilki Demokrat Parti’nin iktidarının son zamanlarındaki genel durum ve görünüş ile alakalıdır. Aşağıdaki ifadeler Başgil’e aittir;

‘’Devamlı münakaşalar ve muhalefetin şiddetli tenkitleri, bir hayli zamandır devam eden sokak nümayişlerine son vermekten aciz hükümetin faaliyetlerini aksatıyordu. Buna karşılık icra kuvveti de, bulanıklığı tahammül edilmez bir hal alan bu havayı kendilerine berraklaştırmak için, 18 Nisan günü, görünüşü umumi karakterde ve fakat aslında, Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı yöneltilen bir tedbir almıştı: Meclis tahkikatı açılmış ve bunun sonunda da muhalefet partisinin yer altı faaliyetlerini ve gelir kaynaklarını bulup çıkarmakla görevli bir komisyon kurulmuştu. Bu kararla ifrite dönen CHP çevreleri birçok tahrik organlarını, bilhassa elleri altında bulundurdukları Üniversite Gençlik Teşekküllerini gizlice harekete geçirdiler. Demokrat Parti Meclis Grubu, kendi zaviyesinden, hükümet tarafından teklif edilen salahiyet kanunu projesini her şeye rağmen tasvip etti. Parti grubunun bu tasvibini müteakip, bu zamana kadar görülmemiş şiddetli münakaşalardan sonra salonu terk etmek mecburiyetinde kalan CHP mebuslarının sert muhalefetlerine rağmen projeyi Meclis kanunlaştırdı.’’ ( Başgil, 1965)

Başgil’in 1938 yılı sonrası Türkiye’sinin siyasal ve sosyolojik atmosferine ilişkin de son derece önemli ve objektif tespitleri de vardır. Bu konudaki ifadeleri de şu şekildedir:

‘’Atatürk’ün itimadına mazhar olmuş iki parti üyesi ona pek önemli hizmetler ediyordu: biri İstiklal Savaşında Garp Cephesi Kumandanı ve Lozan Konferansı’nda Türk murahhasının başkanlığını yapmış bulunan Başvekil İsmet Paşa, diğeri de Cumhuriyet devrinde kurulmuş ilk banka olan İş Bankasının kurucusu, iktisadi işlerde mütehassıs, İktisat vekili Celal Bayar. Eğer Atatürk baş ise, bu ikisi de onun kolları durumunda idiler. 1937 yılında, esas mahiyeti bilinmeyen bir sebepten dolayı İsmet Paşa gözden düştü. Politikadan çekildi ve Celal Bayar Başvekil oldu. Fakat Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölümü üzerine, Büyük Millet Meclisinin kısa bir tereddüdünden sonra İnönü Cumhurbaşkanı seçildi. Çekildiği köşeden Devletin başına geçer geçmez İnönü’nün ilk hareketi, Bayar’ı ve Atatürk’ün yakın mesai arkadaşlarını bir kenara atmak oldu. Parti ve Devlet başkanlıklarını şahsında toplayan İnönü, çağdaşları Mussolini ve Hitler’in kurdukları diktatörlükler modelinde bir diktatörlük yolunu tuttu. Esasen, önceden beri mevcut tek parti sistemi böyle bir teşebbüse müsaitti. Köylerde jandarmanın dipçiğinde, şehirlerde ise polisin copuna dayanan bir terör rejimi kurmuştu. Sinsi ve kinci tabiatlı, dar görüşlü olan İnönü’de Atatürk’teki ihata kabiliyeti ve fevkalade zekâ seyyaliyeti yoktu. CHP’nin altı prensibinden yalnız üçüne itibar etti. Devletçilik, Laiklik ve Milliyetçilik. Fakat bunlara da olanca inadıyla sarıldı. İnönü devrinde devletçilik, komünizmin tebdili kıyafet etmiş şekli olan sert bir demir perde rejimi haline gelmiştir. Her sınıf halk, ister istemez, idarenin bu demir pençeli baskısına boyun eğiyordu. Batı memleketlerinde laiklik, Devlet ile kilisenin birbirinden ayrılmasını ifade eder; yani, biri dünya işlerini diğeri de ahiret işlerini düzenler. İnönü laikliği bu manada anlamamıştır. Komünistler gibi dine karşı yürümüş, din duygusunu ve Allah aşkını insan kalbinden söküp atmak için mücadele eden bir nevi materyalizm şeklinde görmüştür. Dine karşı bir yakınlık duymak ve basit bir hürmet göstermek irticai bir mantık ve gericilik alameti idi. Yaşlı dindarlar Arapça ezan okumuş oldukları için tevkif ve Anadolu’nun içlerine sürgün ediliyorlardı.’’ (Başgil, 1965).

Nihayetinde şunu söyleyebiliriz; Ali Fuad Başgil milletini seven, bu uğurda her türlü fedakârlığı gösteren bir kişiliğe sahiptir. İnsan egosunu dizginleyen, manevi görüşleriyle de topluma yol göstermiştir. Eğitim hususunda gençlerle ilgilenmiş, bu konuda eşsiz tavsiyelerde bulunmuştur. İktidarlara dalkavukluk yapmamış, doğru bildiklerini söylemekten çekinmemiş, haksızlıklar ve tutarsızlıklar karşısında da asla susmamıştır. Yaşadığı dönemde, kendisine hak ettiği değer verilmese de Ali Fuad Başgil, son nefesine kadar milleti için çalışmış, yeni ve orijinal fikirlerini gelecek nesillere bırakarak hayata gözlerini yummuştur.  

Umut ŞEN - KARAR

Ali Fuat Başgil Tek Parti Dönemi Atatürk
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER