Advert
Allah kadını yarattı Erkek Allah yarattı demedi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Allah kadını yarattı Erkek Allah yarattı demedi
07.03.2018 09:18:14

 

Allah kadını yarattı Erkek Allah yarattı demedi

Allah kadını yarattı ve o an göğün rengini gül rengine boyadı.

Kadın yaratıldı, dördüncü cemre yüreklere düştü. Kadın, ince bir iplik gibi ağarttı vakti, o gün yaşam anlam kazandı.

Ya Allah kadını yaratmasaydı?

Kadın; önce insan sonra kadındı. Doğurganlığın yegâne gücü, doğurganlık ise yaşam demekti. Hayatın devamı demekti! O güç yoksa bu yeryüzünde, her şey koca bir Hiçti!

Hadi itiraf edin, düşündünüz, çok kısa bir an bile olsa şöyle geçti aklınızdan; Buram buram feminizm kokan erkek düşmanı bir feministin yazısı. Ne mutlu buraya kadar gelme zahmetine katlandıysanız, yanıldığınızı görme şansınız olacak.

Çünkü ben bir feminist değilim!

En azından toplumda akla getirdiği ilk kötü çağrışımlı algısı, erkek düşmanı, silikonlu, stokocu salon feministlerinden değilim.

Ya, Allah erkeği yaratmasaydı sorgusunu yapacak kadar da babamı çok seviyorum. Ve inanıyorum ki Adem ile Havva’nın günahının eşitliği kadar eşitiz!

Erkek de önce insan, sonra erkekti!

İnanç olarak da bilimsel olarak da her şey çiftler halinde eşli yaratılmıştır! Eşli yaratılış evrenin var olma ve varlığını sürdürebilmesi için kesin gerekliliktir. Eşi olmayan hiçbir şey bütünü tamamlayamaz. Atom altı seviyedeki en küçük parçacıkların her birinin de bir eşi vardır. Evrende ki bu eşli yaratılışın tek gayesi birlik ve bütünlükle düzene hizmettir.

Erkek ya da kadından önce insan olma noktasından bakalım, yaradılış farklılarımızdan kaynaklı yaşanan ölümcül sorunlara deyip, atalardan başlayayım dedim söze, demez olaydım!

Oldu mu şimdi atalarım ne yaptınız siz? Ne saçı uzun aklı kısalığımız kaldı ne eksik etekliğimiz. Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin diyen ecdadın çocuklarına şimdi ben neyi nasıl anlatacağım?

Öğrenilmiş bir kültürün hak görülen yaralarını kurutmak için nasıl çare bulacağım çaresizliğinde kalakalmışken, yanlışları destekler gibi havada asılı atalar sözüne karşılık; Asırlar öncesinden bir ses, ses verdi çaresizliğime.

“Kadınlar size Allah’ın emanetidir” Buna da sığınamayacaksa kadın, hayatla ölüm arasına gerilen yazgı ipi kana bulanmaya devam edecek demektir.

İnsan hakları evrensel beyannamesinden tam 1316 yıl önce söylenmiş sözler bunlar. Ne oldu da biz duyamadık o sesi? Günümüzde İnsan Hakları çığırtkanlığı yapıp, İslam kültürünü ve Müslüman âlemini yeren zihniyete neden yenik düştük biz?

 _ “Şahit ol Yarab, şahit ol Yarab, şahit ol Yarab” diye yakaran Peygamber Efendimizi (s.a.v) biz duasında neden yalnız bıraktık? Kaçımız insan haklarını, özgürlüğü, eşitlik ve adaleti bildiren bu son Veda Hutbesini okuduk, anlamaya çalıştık?

O hutbe ki; “Dünyayı çirkinleştirmeyin, birbirinizle iyi geçinin” mesajının verildiği ilk insanlığa seslenişti.

Duyamadık! Duyuramadık!

Cahiliye devrinde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarını düşünüyorum! Ne farkı var o zihniyetten, yaşadığımız çağda kadına şiddet uygulayıp onu mezara gömen köhne beyinlilerin?

Kimi kıskandı dövdü öldürdü, kimi kendi ezikliğini bastırmak için tecavüz etti, öldürdü…

 _Sen peki dedi Hâkim! Sen niye öldürdün?

 _Çok seviyordum Hâkim Bey!

  _Sevgimden öldürdüm!

Buz gibi bir sessizlikte, insanların ölümünü seyretmek dilsiz ve kimliksiz ölümlerin tanığı olmak zaten ağır bir yükken, üstüne bir de sevginin buna sebep gösterilmesi aymazlığını açıklamak mümkün değil.

Ve bizler nasıl riyakâr insanlar olduk böyle aklımızı da kalbimizi de kaybettik, ezan sesleri yeri göğü inletirken semalarımızda?

Allah’ın ilk emrini “oku” değil de izle mi algıladık acaba?

Evet, izliyoruz!

Erkek erkeği döverse zevkle, erkek kadını döverse hiddetlenerek, kadın erkeği döverse gülerek, kadın kadını döverse, bakışlarımız nahoş bir zevkle ışıldayarak seyrediyoruz. Acizliktir sizden güçsüze el kaldırmak.

Kadınlar çığlık çığlığa susuyor bu toplumda. Şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınların acı çığlıkları var evrenin sonsuzluğunda.

Erkek şiddeti, devlet şiddeti, ekonomik şiddet, toplumsal, etik, cinsel şiddetle katledilen “binlerce kadın”!

 Ey! Erkekler ne oldu da çıldırdınız?

Hangi gizil yaralarınıza dokunduk bilmeden?

Size ait sınırlara mı sızdık illegal yollardan?

Cennet, hani anaların ayakları altındaydı? Kadınlar neden erkek milletinin o yaralayıcı kesiminin ayakları altında kaldı? Kendi ananız anaydı da çocuğunuzun anasının sıfatı o vahşileştiğiniz anlarda başka mıydı?

Allah’ın Allahsızları yaşamı dar ettiler insanlara.

 Pencere pervazlarında, ocak başlarında kadınlar hiç yaşayamadıkları hayatlarını beklediler ömürlerince. Ve gün geldi gülden kan damladı, cennet bahçesine. Ay parçalandı, tek tek yıldız oldu gökte.

Habil’in Kabil’i öldürdüğü, insan denen mahlûkatın ölümle tanıştığı o İlk Kan’ın sıcaklığı, genizleri yakan ağır kokusu hiç gitmedi yeryüzünden! Akla da gelmiyor değil, o ilk kanın diyetimi asırlarca kadına ödettirilen!

“İlk kan İlk cinayet” değil miydi bir kadın yüzünden?

Dünya kuruldu kurulalı bir yerlere sığdırılamadık. Hiç bir yere ait olamadık. Hep sürgün hayatlar yaşadık, hep çıplak bırakıldık. Ve bizler çok üşüdük! Vay sen misin üşümekten şikâyet eden denilip; Orta çağda çırası kadın olan ateşlerde yakıldık.

Biz bu düzeni hiç sevemedik!

Gözlerimize yansıdı, sesimize yansıdı gönül kırıklıklarımız. Hayatın kıyısına sürüldük, kendi yalnızlıklarımızda yaşadık. Ruhumuz çöktü, bedenimiz çöktü, bakışlarımız boşaldı. Yüzümüzde çizgiler derinleşti. Lavanta kokulu kadınlar, beyhude geçti yılların nakaratlarında bir bir kayboldu gitti.

Acıya batmış kelimeleri de ağızdan boşaltmak ne kadar zormuş. Hüzünlü hayatların hüzünlü sözleri. “Kadın uzun susmuş bir kelimedir” der ya şair, susturulduğumuz kâbuslu uykularda yitirdik dünyalık düşlerimizi.

Kadın neydi sizin gözünüzde?

Çocuk, mutfak, ev… Meta! Nesne!

Yemeğin tuzu muydu cezanın dozunu ayarlayan? Ne acıdır ki hiç göremediğiniz, size fazla gelen kalbimizde ki korkuya bulanmış sevgimizdi.

Kadın şiddet gördü;

Ertesi sabah ya merdivenden düştüm dedi ya kapı çarptı. Hiç biri demedi ki yüzüme evde ki öküzün boynuzu geçti. Kimi korktu diyemedi, kimi çok sevdiğinden demedi!

En ölümcül darbeleri en yakınlarından aldı kadın! En güvendiği babası değil miydi eşiğinden yolcu ederken; Gelinlikle çıkıyorsun anca kefenle dönersin evine yeniden!

Sustu kadın o saatten sonra. Biliyordu ki bir kez olan bir daha mutlak olurdu.

Oldu da!

Sustu kadın çığlık çığlığa ve haykırdı insanlık denen o boşluğa;

“Şimdi yardım edecekseniz edin, çünkü benim için yarın olacak mı bilmiyorum!

Ve…

Bir gün kadın en kanlı cinayeti işledi.

O yapmasa öteki yapacaktı! Kemiğe dayanan bıçak kayıverdi o can havliyle. Ölmekle öldürmek arasında ki o incecik çizgide, kan bulaştı kadının ellerine.

Biliyor musunuz dedi kadın?

Biliyorsunuz!

Kadın kana alışıktır! Erkekler ancak bir yerleri kesildiğinde kan görür. Kadın öyle mi ya hayatı boyunca, devri daim o kan kokusuyla yaşamaya mahkûmdur! Göz ardı edilmeye çalışılsa da bu doğanın gerçeğidir. Ürkmez kadın, midesi kalkmaz kadının, kanın o yakıcı sıcaklığı onu boğmaz.

Şeytan girdi kanına, yap dedi yap. Gaddarlıkla kan dökmeyi hayatta kalmanın son çaresi gösterdi kadına.

Tuttu o da öldürdü!  Oysa hırs zehri, kan akıtmadan uzaklaşmalıydı yılandan.

Öyle kolay değil dedi kadın: Yaşamayana hikâye her anlatılan.

Kadın şefkatle yoğrulmuştur, yoğrulmuştur da kızgın tavada balık misal yaşamak da zordur. Dün, ertesi gece, bu sabah o koca değil mi, kendi nikâhlı karısını rakı sofrasına meze etmeye kalkan? O değil mi, öz kızının üzerine abanan, kumar borcuna karşılık kadınının namusunu masaya yatıran? Kendim ve çocuklarım için duyduğum korkudan yaptım… Sebepler, sebepler… Zehir zemberek zamanlarda şizofrenik avunumlar.

Ya erkekler!

Bir erkeğin kanına dokunan, diğerinin dehşetli erdemsizliğiydi.

Kan davası dediler, öldürdüler.

Namus meselesi dediler öldürdüler. Karnında bebeği ile Çilem’i satmaya kalkarken, koruduğunuz kimin namusuydu diye akıllarına sormayı akıl edemediler!

Mazeret çok öldürmeye, değil mi ya? Gelmişiz dünyaya, halden hale girmek için.

Günaha batmışız, üzerimize gökler ağlıyor mu tükürüyor mu belli değil.

Kesin olan tek gerçek:

Kimsenin yaşama hakkını kimse elinden alamaz!

Ama alıyorlar!

Almamalılar!

Kadın-Erkek, korkunun ve acının birleştiği bu çizgide aklıselim olabilmek için soluklanalım! Dünya ve ahireti bir gömleğe sığdıran erkeklerin, Meryem saflığında kadınların varlığında!

Kimsenin ekmeğine de yağ sürmeyelim. Mazeretler, cezayı hüküm aşamasının sığıntılarıdır!

Suç, suçtur. Kadını erkeği olmaz!

Duygularla düşüncelerin sürçtüğü bu nokta da duralım! Neresinden bakarsanız bakın kaybedilmiş bir davanın insanı olmak, kimseye huzur getirmeyecektir. Zamanın kimseye acıması yok. Karacaahmet’in bekçileri çok görmüştür, günaha batmışların helalsiz uğurlanışlarının korkunç pişmanlık nidalarını.

Ölen mi öldüren mi?

Erkek öfkesine yenik düştü, erkek katil, erkek suçlu oldu.

Kadın mağdurdu, kadın katil, kadın suçlu oldu.

Olağan dışı bir süreçte, nefsi müdafaadır dendi, bir anlık cinnetti ve bir defalık gücün el değiştirmesi dendi.

O vurdu ben de vurdum! Güçsüz olan öldü.

Yatarım, çıkarım yine gelirim dedi, geldi öldü(rdü)!

Nasihat edildi, söz verdi sözünü unuttu öldürdü!

Kendimi savundum, savunamayan öldü!

Saplantılı düşüncelerle saldırıldı,

Kendimi korudum, koruyamayan öldü!

Aile içi sırdı, sırlar ortaya döküldü!

Bela kalbe inince insan, canına okudu insanın… Yaşam dosyaları, cinayet damgasıyla kapandı.

Sonrası kafaları duvarlara vurmalar, keşkeler, yapmasaydımlar, yine kurtulamadımlar yitip giden canlar, geriye kalan hayalsiz hayatlar, hayat artığı insanlar…

Ölenin kadın ya da erkek olması da önemli değil.

Önce kininizi öldürün, insanları değil. Kalpleri kılıflanmışlar, size taş kalpli demek bile yanlış olur, bağrından su fışkırtan taşlar var!

Kırk gece vaat edilse belayı def etmek kolay olmasa da bu böyle gidecek de değil. Gelin hep beraber yaşamları azaba çeviren, hayat tutkularından arınalım. İnanıyorsak, acılar diyarında ateş yağmurları altında yine yan yana aynı kıbleye döneceğiz.

Derdimiz insanlık olsun, dudağımızı çok kez ısırttı bu hayat bize. Yetişir artık ölüm mersiyeleri yazmayalım… Tek servetimiz bu gün kendimize yardım edelim.

Birbirimize sevgi verelim, bu sevgidir diyelim… Sevgi denen kutsal duyguyu da cehennem kasırgalarının önünde kaybetmeyelim.

Kılı kırk yardık yine, bana müsaade. Dilimde güneşin aşk şarkıları, öncelikle başlığımı “Allah insanı yarattı, İnsan Allah yarattı demedi” olarak değiştirip, taşın üzerindeki yosun misal, sevdiklerimi bir kat daha sevmeye, sevgimin gölgesinde nöbete gidiyorum.

İnsanca yaşamak ve yaşatmak için varım.

Benim de güçlü bir mazeretim var; Çünkü ben, önce insanım!

Hülya Bulut

Adem ile Havva Erkek Kadın
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert