Allah'a Kulluk Ve Bugün Yaşananlar
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Allah'a Kulluk Ve Bugün Yaşananlar
01.07.2018 15:00:00

 

Allah'a Kulluk Ve Bugün Yaşananlar

İnsanca yaşamanın sırrı nedir acaba?

Rabbimizin rızasını kazanmak değil mi?

Gerçekten de öyle. Başka ne olabilir ki?

Dünya hayatına gelip de eli boş dönmek ya da kaybedenlerden olarak gitmek ne kadar acı bir durum!
Bu durumda bize düşen şey Yüce Allah’ın (cc) razı olacağı bir hayatı yaşamak suretiyle kazançlı olarak Huzur-u İlahiye varmaktır. İşte bu kullar için Rabbimizin müjdesi:

 “Ey iman edenler! Allah’a öyle tevbe edin ki, tam bir pişmanlıkla halis bir tevbe olsun; olur ki Rabbiniz, kötülüklerinizi örter ve sizi, altından ırmaklar akar cennetlere koyar. O gün Allah, Peygamberini ve O’nunla beraber iman edenleri utandırmayacaktır. (Sırat üzerinde) nurları önlerinde ve sağlarında koşup parlayacak; şöyle diyeceklerdir: “- Ey Rabbimiz! Bizim nûrumuzu tamamla, (bu Sırat üzerinde nurları sönen münafıklar gibi bizleri yapma). Bizi bağışla; muhakkak ki sen, her şeye kadirsin.” (66 Tahrim 8)

İşte en büyük mutluluk! Ne güzel değil mi? Mü’min için bundan daha iyi bir kazanç olamaz!

Tabii ki kazanç, çalışmaya bağlıdır. Ayet-i Kerimede şöyle buyurulur:

“Gerçekten insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (53 Necm 39)

O halde her birimiz bu gerçeğin farkında olarak yaşamalıyız. İnsana ölüm gelince pişmanlık ne fayda verir ki!

Vermez tabii. O an artık tevbe kapıları kapanır. İnsan toprağa gidecektir.

Diller susacak, eller duracaktır.

Dünya hayatına verdiğimiz gayretin beşte birini ahirete göstersek ne güzel!

Zaten günlük ibadetlerimizi toplasak bir kaça saati geçmez ki!

Ama insan nefsi bunu bile çok görür.

Halbuki Allah’ın kendisini yoktan var dip sayısız nimetlere gark ettiğini düşünmesi gerekmez mi?

Bizler taşıdığımız nefislerin nasıl bir durumda olduğunu görmekteyiz.

Onun insana kötülüğü emredici, iyiliği de istemeyici olduğunu biliyoruz. Rabbimiz Peygamber Efendimizin dualarında olduğu gibi, ”bir an bile onun eline koymasın!”

Dünyanın faniliği, ahiretin sonsuzluğu unutulmamalıdır. Yoksa insan gaflete düşer.

Kişinin sevgi ve muhabbeti Allah’a ve O’nun seçkin Rasûlü’ne olmalıdır. O zaman gidişat güzel olur. Tabii bütün bunlarda Allah’ın yardımını istememiz gerekir.

Allah Rasulü (sav) Efendimiz de dualarında bunu bize öğretmişlerdir. Ayakların kaymadan yaşanması… Ayet ve hadisler hep bunu dile getirir.

BAKIN YAŞANANLARA!

Neler olmuyor ki! Kayıp gidiyor Rabbimiz korusun!

Allah (cc), ‘kâfir ve münafıkları sevmeyin, onlarla beraber olmayın, Mü’minlerle birlikte olun’ mealinde nice ayetler buyuruyor ama ne yazık ki İslâm’ı en güzel yaşadığını zannettiğiniz ya da onu dile getirip iddiada bulunanlar, onların yanında yer alabiliyor.

 Bu ne demek acaba?

Birtakım yerlerden aldıkları buyrukları iz’ansız bir şekilde uygulamaya koyduklarını görüyorsunuz! Bu ne ile izah edilebilir ki! Bunun hesabı sorulmayacak mı sanırlar?

Allah Rasûlü’nün hayatına bakın! Mekke’nin fethine gidileceğini bilen bir sahabi, oradaki akrabalarına bir kadınla haber gönderir. Kadın mektubu saçlarının arasına saklar.

Allah (cc) Cebrail’i (as) gönderir ve Habibini haberdar eder. Kadın yakalanır ve sahabi sorguya çekilir. Ölümden zor kurtulur.

Herkes safını belli etmelidir. Görüntü ile iç âlem farklıysa münafıklık alameti vardır. Müslümanlar’a verilen her türlü hizmetten bu memlekette istifade edip sonra onları sırtından bıçaklamak tamamen hıyanetliktir. Ne yazık ki çoğu zaman böyle olanlar, yine aynısını yapmışlardır.

Kur’an adına hizmet yapılırken, Kur’an okuma ve öğrenmenin en kolay ve serbest biçimde açılmasına vesile olan kişilere nasıl düşmanlık yapabilirler? Aynı zamanda kendilerinin de en çok İmam Hatip’lik aldığı bu dönemde nasıl bir ihanet içerisinde olabilirler?

Bu insanların beyinleri uyuşturulmuş, düşünmekten yoksun bırakılmışlardır. Artık onlar kendileri düşünmeli, ayet ve hadisler ışığında hak ve doğruyu bulmalıdırlar.

Rabbimizin şu ayeti her birimiz için ne kadar önem arz eder:

Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma; katından bize bir rahmet ihsan et! Şüphesiz ki sen, çok çok bağışlayansın. (3 Âli İmrân 8)

Rabbimiz Ümmet-i Muhammed’e birlik ve beraberlik versin. Eğer bugünkü sonuçlar düşmanlarımızı üzüyor ve Müslüman dünyamızı sevindiriyorsa, bunun zıddını yapan insanlarımız ellerini başları arasına alıp bir daha düşünmelidir. Acaba nerede yer aldılar?

Tabii bunun bir diğer yönü de daha iyi bir sonuç neden alınamayışı. Bunu da ilgili kardeşlerimiz iyi düşünmeli, yapılan hata ve eksiklikler nelerdir Allah için tespit etmelidir.

Ve tabii ki bugünkü gidişat.

Eksik ve önemli hatalarımız.

Ayet ve hadislere ters düşen uygulamalar.

Bütün bunları hep düşünmeliyiz.

Gelecek yazımızda biz de dile getirmeye ve yetkililerimize aktarmaya çalışırız inşallah.

Muzaffer Dereli / Diriliş Postası

iman tevbe hidayet
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert