Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi Üzerine Yâkub Kadri İle Bir Röportaj
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi Üzerine Yâkub Kadri İle Bir Röportaj
05.01.2020 08:30:00

 

Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi Üzerine Yâkub Kadri İle Bir Röportaj

1978 yılında Ankara’da idim. Hisar dergisinde yazıp çiziyordum. Hisar’ın sâhibi Mehmed Çınarlı bir gün bana dedi ki:

-Senin için Yâkub Kadri Karaosmanoğlu’ndan randevu aldım.

Git ona, Atatürk üzerine bir röportaj yap. Soracağın sorularda seni tamâmen serbest bırakıyorum. Röportajı bu kasım ayında yayınlayalım.

 

Belirtilen günde Yâkub Kadri’ye gittim. Bir odada karşılıklı oturarak konuşmaya başladık. Ses alma cihazım yoktu. Anlattıklarını dikkatle dinliyordum. Bir ara üstâda sordum:

Atatürk?ün Güneş Dil Teorisi’yle ilgili ne düşünüyorsunuz?

O Güneş Dil Teorisi, akıl dışı, mantık dışı, ilim dışı bir görüştür. Bizi bütün dünya milletleri önünde çıkmazlara sokan bir safsatadır.

Bu açıklamanın bir kelimesini bile kaçırmak istemedim. Kalemimi çıkararak yazmak istedim. Yâkub Kadri, yerinden kalkarak başucuma dikildi. Bileğimi kavrayarak havaya kaldırdı.

“Bu cümlemi yazarsanız tekzîb ederim. Ben böyle bir cümle söylemedim derim. Yazmayacaksınız!” diyerek yazmama mâni oldu.

Tamam efendim, anladım. Yazmayacağım. Anlatın lütfen.

Avusturyalı bir dil heveslisi vardı. Adı Kıverniç miydi Kıvırgıç mıydı neydi? Adam Atatürk’ün şoven duygularla Türk milliyetçisi olduğunu duyunca oturmuş, Türkçe üzerine akıl dışı, mantık dışı bir tez hazırlamış. 50-60 sayfalık bu tezini, tutup bizim basın yayın genel müdürlerimizden olan Vedat Nedim Tör’e göndermiş ki Atatürk’e ulaştırılsın. Vedat Nedim de beni aradı:

“Yâkub, dedi. Sen Atatatürk sofrasında olan adamsın. Bu Avusturyalı adamı alıp Atatürk’ün huzuruna çıkarsana!”

Ben de Kıverniçi alıp Çankaya’ya çıkardım. Adam, Atatürk’e dedi ki:

“Ekselns! İlk insan, güneşi gördüğünde hayretinden sevincinden ‘A!’ dedi. Böylece Türkçedeki ilk sesli harfi telaffuz etmiş oldu.

Sonra geceleri gökyüzünde on binlerce yıldıza bakınca şaşırdı ve ‘Ooo!’ dedi. İlk insan uzaklık duygusunu ‘Uuu!’ diye ifade etti.

Sizin Türkler olarak uzaklık duygusunu ‘uuu’ diye ifâde etmeniz, ilk insandan kalmadır.

Yine ilk insan, bir konuyu sormak için ‘E, E, E’ sesiyle seslendi.

Çeşitli tabiat olayları karşısında Türkçedeki ö, ü, ı, i gibi sesleri kullandı.

İlk insanın kullandığı ilk hece ‘Ağ, ağ, ağ’ dır. Ağ, hem güneş hem beyaz mânâsında bir kelimedir.

Sonra ilk insan, bu ağ hecesine başka heceler ekleyerek söylendi. ‘Ağ+an+ağ+ ak+ar+ağ: Ağanağakağ, ağanacakağ’ demeye başladı.

Zamanla bu heceler topluluğundan bazı heceleri atarak ‘Angara! Angara!’ demeye başladı.

Bu angara kelimesi, Ankara’nın ne kadar eski bir şehir olduğunu göstermektedir.

Ekselans! İlk insan Türk’tür. İlk lisan Türkçedir ve bütün dünya dilleri Türkçeden doğmuşlardır.

Adam başka örnekler de verdi.

Atatürk, Kıverniç’in açıklamasını büyük bir zevkle dinledi. Ama ona, “Efendi! Ağzından bal damlıyor. Yalnız ilk insanla günümüz arasında milyonlarca yıl var. Sen nereden biliyorsun ilk insanın güneşe bakarken ‘Aaa!’ dediğini? Nereden biliyorsun ilk hece olarak ‘ağ!’ diye seslendiğini? Yanında mıydın? Tahmîn başka, ilim başkadır. Söylediklerinin hiçbirisi ilim değildir. Çünkü yazıyı bundan beş bin yıl önce Sümerler bulmuşlardır. Bırak milyon yıl öncemizi, on bin yıl öncesine dâir elimizde hiçbir ciddi belge yoktur.” demedi.

Aksine, etrafındakilere emir verdi. İlk insanın Türk, ilk lisanın Türkçe olduğuna dâir araştırmalar yapmalarını istedi.

Sonra Atatürk’ün gözüne girmek isteyenler, uydurmalara başladılar. Konya’da Hâzım Nâzım Onat isimli bir adam, Arapçanın tamâmen Türkçeden doğduğuna dâir iki ciltlik bir eser yazdı.

Sonra bizim soyumuzun Bering Boğazı’nı geçip Amerika’ya ayak bastığında Niyagara şelâlelerinin eteğine gittiğini; orada suların büyük gürültüsü karşısında ‘Ne yayagara! Ne yaygara!’  diyerek öfkelendiğini ve bizim ne yaygara şikâyetimizi Batılıların,’Niyagara! Niyagara!’ diye değiştirdiklerini; Amazon isminin, esâsında, ‘Amma da uzun!’ olduğunu ileri sürenler oldu. Örnekler çoktur.

Atatürk, bu görüşü, Dil ve Târih Coğrafya Fakültesine ders olarak koydurdu.

Çocuklarımız, 1935-1940 yılları arasında Kıverniç’in saçmalıklarını ders olarak gördüler. Dersleri Hasan Reşit Tankut verdi.

1940 yılında Ankara’da bir Türkoloji kongresi yapıldı. Yabancı Türkologlar, bizimkileri kaldırıp kaldırıp yere vurdular. Adamların tenkîdlerine, bizimkiler cevap veremediler.

Kalkıp Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye gittiler. Durumu anlattılar. “Paşam” dediler. “Meslektaşlarımızın haklı tenkîdlerine cevap veremiyoruz. İnönü, emir verdi. Dil ve Târih Coğrafya Fakültesi’nden, o Güneş Dil Teorisi derslerini kaldırttı.

İyi mi etti? Hem de çok iyi etti.

Yâkub Kadri’nin yanından ayrılarak Hisar bürosuna gittim. Mehmed Çınarlı, beni bekliyordu.

“Yavuz Bülent, Yâkub kadri bana telefon açtı ve dedi ki, “Yavuz Bülent’in hazırladığı röportajı görmeden ve imzam olmadan yayımlarsanız mutlaka tekzîb ederim.”Hayrola, ne oldu, ne var?

Hiçbir şey yok Mehmed ağabey. Atatürk’ün ölümü üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen korkuyor. Ondan böyle çırpınıyor.

“Neden korkuyor, kimden korkuyor anlayamadım”

Kendisine Atatürk düşmanı denilmesinden korkuyor. Bundan büyük korku var mıdır?

Yavuz Bülent BAKİLER - enpolitik.com

Atatürk Dil Teorisi Röportaj
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert