Bedensel Doyumlar Anlıktır; İnsanı Yaşatan Manevi Doyumlardır
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bedensel Doyumlar Anlıktır; İnsanı Yaşatan Manevi Doyumlardır
01.01.2017 13:00:00

 

Bedensel Doyumlar Anlıktır; İnsanı Yaşatan Manevi Doyumlardır

Hasan Tahsin Feyizli, geçtiğimiz günlerde Ankara'da tefsir dersini takip eden hanımlara yönelik bir seminer verdi. Betül Şatır, o sohbetten notlarını aktarıyor.

Hasan Tahsin Feyizli, Ankara’nın manevi dinamiklerinden. En çok okunan Kur’an mealinin yazarı olan Hasan Tahsin Hoca, ilerleyen yaşına rağmen ilmi çalışmalarına hız kesmeden devam eden, birçok kişinin iş bitti dediği yaşlarda verimli olunabileceğini gösteren canlı ve güzel örneklerden birisi. Geçtiğimiz haftalarda mide kanaması geçirdiğinde bütün sevenlerinin ve talebelerinin yüreğini ağzına getirdi. Fakat ziyaretine gidenlere nasihat vermekten geri durmayarak, ilim ve tebliğ konusunda hastane odasında dahi ders vererek kararlılığını bir kez daha ortaya koymuş oldu. Ankaralılar olarak şimdilerde iyi olduğunu, taburcu olduktan hemen sonra topluca ziyaretine gidenlere gönüllü dersler verdiğini öğrenince hem sevindik hem de bir kez daha şaşırdık doğrusu.

Uzunca bir süredir ilmi çalışmalarına kesintisiz devam etme niyeti ile Kızılay’da bulunan Vefa Erkek Öğrenci Yurdu’na yerleşen Hasan Tahsin Feyizli, yeni ortamında sürekli çalışacağı kitapları, neşredeceği yayınları, tebliğ edeceği talebeleri olduğundan çokça mutlu. Yılların yorduğu yüzündeki neşe; sesine, misallerine, akıcı üslubuna yansıyor. Düzenli olarak Tefsir derslerini takip eden hanımlardan oluşan kalabalık bir gruba 5 Aralık 2016 Pazartesi günü Vefa Yurdu’nun seminer salonunda konuşacağını duyunca hemen yola koyuldum. Keyifli ve etkileyici sohbetini dinleme imkânı buldum. 

“Göz ne yana bakar/ gönül o yana akar/ gönül nereye akar/ ayak oraya gider” dizeleri ile sözlerine başlayan Hasan Tahsin Feyizli, dinleyicilerini; “İşte siz de böylesiniz; gönülleriniz aktı ve nihayet ayaklarınız Allah’ın anılacağı bu sohbet ortamına geldi” diyerek selamladı. Sorularla, latifelerle dinleyicilerin de katılımını sağlayarak sohbetine devam etti.

Bedensel doyumlar anlıktır; insanı yaşatan manevi doyumlardır

Ağacın köklerinin suya doğru uzadığını, nereden gıda alacağını, neyin onu yaşatacağını iyi bildiğini, insanların bazen bir ağaç kökü kadar olmayı başaramadıklarını anlayınca üzüldüğünü belirten Hasan Tahsin Hoca, Enfal suresinin 24. ayetini hatırlattı: “Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.”

İlginç betimlemelere sohbetinde sıkça yer veren Hasan Tahsin Hoca, sözlerini misallerle kuvvetlendirdi. Bunlardan bir tanesi ithal edip sonra da ihraç eden insan örneği idi. “Şimdiki zamanlarda bir adama sorsalar, deseler ki ne iş yapıyorsun? ‘Ağızdan ithalat, aşağıdan ihracat yapıyorum’ diyecektir. İnsanların çoğu bedensel gıdaya koştururlar” diyen Feyizli, her gün yeni baştan amaçsız bir şekilde doldurup boşaltmak halinin ne kadar anlamsız olduğuna dikkatleri çekerken, bedensel doyumların anlık fakat manevi doyumların insanı yaşatan doyumlar olduğunu belirtti. İnsanın yiyip içip hayatın tadını almamasının, ruh yönünden aç kaldığına delil olduğunu anlatırken, insanların camiye gittiği, sayfalarca Kur’an okuduğu halde hayattan zevk alamamasının ruh gıdasını almamasından kaynaklandığının altını çizdi. Ruh dinginliğinin Allah'a teslimiyetle olacağını, Kur’an okuduğu halde hâlâ hırçın olan insanların teslim olmamış oldukları gerçeğini hatırlattı.

Nefis yağmurluğunu çıkarmalı ki rahmet girsin içeriye

Dinleyicilerine “yağmurun altında tepeden tırnağa yağmurlukla ne kadar ıslanabilirsiniz? İşte insan istediği kadar Kuran okusun, üstünde nefis yağmurluğu varsa ıslanmaz. Nefis yağmurluğunu çıkarmalı ki rahmet girsin içeriye!” diye seslendi. Bu misalden yola çıkarak toplumdaki hastalıkların Kuran'ın hayata geçirilmediği için olduğuna tekraren değinmiş oldu. İnsanda biyolojik ve manevi göz olmak üzere iki tane göz olduğunu belirten Hasan Tahsin hocamız, “biyolojik göz için ışık gerekirken manevi göz için de ışık gerekmektedir” dedi. Bu ışığın mahiyetinin farklı olduğunu; saatlerce sahur yapan, perdeleri sıkıca örtmüş bir kimse üzerinden örnekledi. Bu kimsenin vakit iyice geçtikten sonra perdeyi çekip öğlen olduğunu fark etmesi gibi gözün ışığının insanda var olmasına rağmen ‘nefis’ kalp gözünü perdelediği takdirde insanın hakikati görmeyeceğini belirtti.

Oysa insanın İslamlaştıkça insanlaşacağını hatırlatan Hasan Tahsin Feyizli, insanın küçük yaşlarda aklının fonksiyonunun ayaklarında olduğunu, büyüdükçe midesine ve aşağısına gittiğini; insanın aklının başına gelmesinin Allah’la ne zaman irtibat kurarsa işte o zaman gerçekleşeceğini anlattı. Anteni yukarıya çekip frekansı yukardan alınca insanın İslamlaşacağını hatırlattı.

Kimi hayvanın teptiğine, kimisinin ısırdığına, kimisinin ise soktuğuna; insanlaşmamışsa insanın da her şeyi yapabileceğine dikkat çekti. Kendine hâkim olmayı başaramayan insanın, tırmalayabilir, kuyu kazabilir, kasten adam öldürebilir, vicdanının izin vermemesi gereken her türlü fenalığı yapabilir bir varlığa dönüşebileceğini vurguladı. “Böyle olursa insanın aşağının aşağısı olması an meselesidir” diye sözlerine devam etti. “El ayak kelle kulak tamam/ İşte sana bir adam/ Adam mı adam/ İçi İslam'dan bomboş adam” tekerlemesini söyledikten sonra Munafıkun suresi 4. ayeti okudu: “Onlar sanki çizgili Yemen kumaşından mamul elbiseler giydirilmiş kütükler gibidirler.”

Müminler ve bal arıları üzerinden mesellerine devam eden Hasan Tahsin Hocamız; çoğu insanın araba sürebilmek için ehliyeti olduğuna fakat adamlık ehliyetleri olmadığına değindi. Annelerle dolu salonda; çocuklara, “büyüyünce iyi bir Müslüman olacağım” gerçeğini anlamıyla birlikte kavratmamız gerektiğinin altını çizdi. Müminleri bal arılarını benzetirken, “bal arıları elbisenizin içine dahi girse siz onu ezmeyecek olsanız sizi sokmazlar. Siz eğer basacak ya da ezecek olursanız kendini haber vermek için sokarlar; hep birilerine faydalı olmanın derdindedirler” diye hatırlattı. Münafıkları eşek arısına benzettiğini söylerken de “sürekli olmuş işleri bozmaktadırlar” diye bir göndermede bulundu.

“Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?”

İnsanın aciz olduğuna ve bu acziyeti içinde kibirlendiğine değinen Feyizli; bunun üstesinden gelmenin de bir okulu olduğunu öne sürdü. İslamlaşma okulunun tekkeler olduğunu belirtirken, İslam’ı tam yaşama biçiminin tekkelerde öğretildiğini, tekkelerin insanı tesfiye ve tasfiye ettiğini anlattı. Bu ilme sahip olununca kimsenin kimseye elinin batmayacağı, dilinin de batmayacağı bir olgunluğa erişilebileceğinden bahsetti.

Sözlerine insanların tat alamaması konusu ile devam eden Feyizli şunları söyledi: “Adamın biri vaktiyle şekerin çok az olduğu, karne ile alındığı zamanlarda dükkâna gelmiş, şekeri o kadar çok yemiş ki; satıcı da ters ters bakmış adama. O da suçunu anlayınca, ‘ha gardaş ağzımın mı tadı yok yoksa şekerin mi bilemedim?’ demiş. İşte onun gibi insanlar tat duyguları bozulmuşçasına bir türlü tat alamıyorlar. O zaman tedavi lazım. Tedavi olursan (tesfiye ve tasfiye yöntemi ile) kendini kendinde hissedersin ve doyma duygusuna ulaşırsın, aynı insülinin dengelenmesi gibi, nefis perdelerini açarsın ve kalp gözüyle görmeye başlarsın.” Ve arkasından kendisini dinleyenlere Saffat suresinin 155. Ayet-i kerimesini anımsattı: “Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?”

İmamı Azam’ın kötü huylu komşusuna karakolda kefil olup komşusunun tövbe etmesine vesile olduğu kıssayı da hatırlatan Hasan Tahsin Feyizli, bu gibi misallerin bizlere hoş ve güzel ibretler olacağını anlattı.

3 T Kuralı

Salonda bulunanların dikkatlerini sürekli verdiği örneklerle uyanık tutmayı başaran Hasan Tahsin Feyizli, sözlerine şöyle devam etti: “Tavuğu yolarsınız ama hemen kaynar suya atmazsınız değil mi? Önce içini temizlersiniz. Temizlemezseniz o sizi zehirler. İste toplumun hali de böyledir; içi temizlenmediği için herkes birbirini zehirlemektedir. Elden çıkanlar da dilden çıkanlar da zehir oluyor böylelikle. Nasıl temizleneceğiz peki? ‘3 T’ kuralı ile elbette.”

Bu kuralların Tevhid, Takva, Tezkiye olduğunu yine anlamları ile birlikte açıkladı. Buna göre bir müminin Allah’ı birlemesi ve hükmünü hâkim kılmaya çalışması gerektiğini belirtti. Takva ile de emir ve yasaklarına uymak suretiyle taçlandırması gerektiğini hatırlattı. Emir ve yasaklarına tezkiye ile riayet edebilmemizin mümkün olduğunu, sözün özü olarak tasavvufi İslami yaşama biçimi ile kurtuluşa erebileceğimizi anlattı.

Herkesin ‘La ilahe illallah’ dediğini ama kimsenin ‘la ilahe’ demediğini, sosyal-siyasal putları reddetmeye gelince orada donup kaldığını anlatırken salondakileri gülümseten ironiler yaptı: “İlah çok olsaydı ne olurdu? Rabblık yani otorite kargaşası olurdu değil mi? Mesela birisi ‘benim kadın kullarım başlarını örtecek’ derken diğeri ‘benim kadın kullarım kamusal alanda başını açacak’ derdi. Mesela birisi ‘içki içmeyin’ derken diğeri ise içki içmenin üstünlük olduğunu dayatacaktı. Birisi ‘namaz kılın’ derdi, diğeri ise ibadetsiz, zikirsiz, mabetsiz bir dünyanın doğruluğunu savunacaktı. Eğer başka bir İlah olsaydı böyle olacaktı…”

Dinimiz beşeri mi ilahi mi düşünmeliyiz

Dinin bir toplumu yöneten kurallar sistemi olduğunu; bu kuralların kaynağı ilahi olursa ilahi din, beşeri olursa beşeri din olacağını, ilahi dinin mezheplerinin Hanbelilik, Hanefilik ve benzerleri olduğunu; beşeri dinin mezheplerinin ise liberalizm, sosyalizm, demokrasi ve benzerleri olduğunu anlattı. “Dinimiz beşeri mi ilahi mi düşünelim bakalım” diye sorgulamaya yönelik bir beyin fırtınası yaşamamızı istedi.

Hasan Tahsin Feyizli, konuyla ilgili olarak Tevbe suresi 31. ayetin detaylarına değindi. “Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.” “Rabblik taslayanlara karşı kalben de hayrımız olmamalı!” diyerek de ayetin açıklamasını sonlandırdı.

Hasan Tahsin Feyizli hocamız, akıcı sohbetine kendi çalışmalarındaki öz niyeti açıklayarak son verdi. Kur’an'ı tercüme için hazırlamadığını; içi yanarak dava için hazırladığını, asla Kur’an üzerinden kahramanlık yapmadığını, Kur’an'ın kahramanlığını göstermekten başka bir amaç taşımadığını yineledi.

İsteyenler oldukça seminerlerine devam edecek olan Hasan Tahsin Feyizli hocamıza uzun ömürler diliyoruz. Ömrü de ilmi de bol ve bereketli olsun.

Betül Şatır

http://www.dunyabizim.com/

 

 

 

​Hasan Tahsin Feyizli Kur’an meali İmamı Azam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert