Bilginin Efendisi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bilginin Efendisi
30.09.2018 08:00:00

 

Bilginin Efendisi

Günlük tutmaya başlayalı iki yıl oldu. Yaşadığım veya öğrendiğim her şey aklımda kalamaz değil mi? Ya da aklımda kalması gereken yeni yeni bilgilere yer açmak için bazı düşüncelerimi kayda geçirmek iyi bir fikir olabilir. Her şeyi merak ederim ben. Aslını öğrenmek isterim. Babam: “Bizim oğlan bilim insanı olacak galiba!” der anneme arada sırada. On bir yaşındayım, ama yine de çocuklar gibi göğsüm kabarıyor böyle zamanlarda. Kim bilir, belki de ileride bir bilim insanı olabilirim.

Meraklıyım diyordum. Mesela az önce “günlük tutmak” yazdım. Neden “günlük yazmak” demiyoruz da “günlük tutmak” diyoruz? Günlüğü elimizde tutup yazdığımız için olabilir mi? Ben hep dizimde tutarım mesela günlüğümü. Uyumadan önce iki satır da olsa yazmak, bilgi ve tecrübelerimi kayıt altına almak isterim. Ama işte esas yaptığımız “yazmak” ise neden “tutmak” diyoruz? Bu gibi sorularıma genelde anne ve babamdan yanıt alamıyorum. Annem: “Efe, oğlum, şimdi yemek hazırlıyorum, git babana sor!” diyerek beni başından savıyor. Babama koşa koşa gidiyorum, onun da bu sorunun cevabını çok merak etmiş olabileceğini düşünüyorum. Babam ise yattığı yerden kımıldamıyor bile. Genelde tepkisi, “Uyku saatin gelmedi mi oğlum?” oluyor. Sorularıma soruyla karşılık verilmesi bence hiç doğru değil. Sahi düşündüm de belki de günlük, bilgilerimizi bizim yerimize içinde tuttuğu için “günlük tutmak” diyoruz. Neden olmasın?

Arabalara çok meraklıyım. Babamla yolculuğu çok seviyorum. Şimdiden öğrendim aslında trafikte nelere dikkat etmem gerektiğini. Bu sabah trafikte önümüzde giden bir otobüsün arkasındaki kocaman reklam yazıları ilgimi çekti. Nasıl çekmesin ki? “Bana takıl, kazan!” yazıyordu. “Hadi baba peşine takılalım!” dedim. Kazanma vaadi bana her zaman cazip gelir. Babam bir süre daha arkasından gitti. Meğer istikametimiz aynı yöneymiş. Işıklarda peşini bıraktık. Vaadin sonunu göremedim tabii ki. Ama bilim müzesini gördüm. Babam iki hafta önceden bilet almıştı gezi için. Sorularıma kendi cevap vermese de cevap arayışlarımda hep yanımda oluyor. Onu bu yüzden takdir ediyorum.

Geçenlerde bebeklik resimlerime baktığımda gördüm ki Örümcek Adam çorapları giyerek başlamışım hayatıma resmen. Ya da hayata film kahramanlarıyla başlatılmışım. Yarasa Adam çizgi filmlerini çizgi romanlar takip etmiş, okuma yazmayı öğrenince. İnsan televizyon aşamasından kitap aşamasına geçmekte acele etmeli diye mi düşündü ailem bilemiyorum ama işte namım bir kere “akıllı çocuk”a çıkınca beş buçuk yaşında okula gönderilmişim ve hemen öğrenmişim okuma yazmayı. Ne diyordum? Kahramanlar. Doğduğumda sarıldığım kundakta bile kahramanların resimleri var. Yeni doğan bir bebekten ne tür kahramanlıklar beklediklerini o günlerde soramamışım tabii anne ve babama. Şimdilerde, sinema ve romanlarda pek çok şeyin “Efendisi”ni tanıyorum kahramanlar arasında. Kahramanları ben de seviyorum elbette, ama en çok da “efendi” olanlarını.

Ben üç, dört yaşlarımdayken duvarlara tırmanmaya başlamışım. Koltukların tepesinden uçacağım sanıp kendimi halılara atmışım. Süper kahramanların yaptıklarını o kadar çok taklit etmeye çalışmışım ki babam: “Hanım, bu çocuğun içine bir süper kahraman kaçmış olmasın?” diye sormuş bir gün. Sonra eklemiş: “Ayağındaki çoraptan kafasındaki şapkasına kadar o kadar çok süper kahramanlı eşya aldın ki Efe’ye, sonunda içi dışı süper kahraman oldu.” Fena fikir değil ama kendisi bilmese de benim asıl kahramanım babam. Onun çalışkanlığını kendime örnek almaya karar verdim. Sadece, baba olunca çocuklarıma daha çok vakit ayıracağım.

Babamı çok seviyorum. Çünkü o, beni sevdiğini korkmadan belli ediyor. “Canım yavrum!” deyip sık sık kucaklıyor. Beş yaşımdan beri beni elimden tutup camiye götürüyor. O zamanlar namaz dualarını okumayı bilmiyordum. Babamın yaptığı hareketleri yapıp dudaklarımı kıpırdatıyordum. Ama bunu da kimse bilmiyor. Benim istediğim şeyleri de yapmaya çalışıyor babam çoğu zaman. Bir gün ondan tek parmağıyla koltuğu kaldırmasını istedim. Yapamadı ama en azından denedi. İki eliyle denedi. Sonra iki haftalık rapor vermiş doktor belini incittiği için.

Babamla balık tutmaya gitmeyi de çok seviyorum. Genelde ikimiz de eli boş dönüyoruz. Annem, o akşam marketten aldığımız balıkları pişiriyor. Ama balık tutmaya çalışırken babamla konuşmaktan çok keyif alıyorum. Beni mahalledeki en iyi okula yazdırdığını söylüyor. Okulun da en iyi öğretmenini seçmeye çalışmış. “Eğitim şart!” sözünü de sık sık duydum ondan. Eğitimin sadece okul ile olmadığını, hayatın en iyi eğitmen olduğunu da söylüyor. Beni yavaş yavaş hayata hazırlamaya çalıştığını da ilave ediyor.

“İnsan şunda bunda değil, bilgide yarışmalı.” gibi sözleri hep işittim büyüklerden. Büyüklerin isimlerini şimdi hatırlayamıyorum. Ben bilgide yarışan bir süper kahraman da tanımak isterdim. Ne çizgi filmlerde ne çizgi romanlarda bilginin kahramanlarına rastladım. Onlardan öğrendiğim bir şey var ama. Kahramanların varmak istedikleri bir hedefleri mutlaka olur. Benim de bir hedefim var elbette; -bu sır seninle benim aramda günlük- büyüyünce bilginin Efe’ndisi olmayı çok isterim

Dr. Hafsa Fidan Vidinli / Diyanet Dergisi

günlük tutmak bebeklik bilgi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert