Bir Batı Vardır Batıdan İçeru Veya Neo Haçlı Seferi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bir Batı Vardır Batıdan İçeru Veya Neo Haçlı Seferi
11.01.2015 13:11:47

 

Bir Batı Vardır Batıdan İçeru Veya Neo Haçlı Seferi

Batı’nın Batısı(BB), Hıristiyan, Katolik, özellikle ondan doğan Calvinist ve Anglikanist gibi post-Protestan mezhepli, demokrasi ve özgürlükleri savunan ve istismar eden, piyasa ekonomisini ve girişim hürriyetini temsil (ve istismar) eden, kapitalist, sömürgen, sanayi ve bilgi devrimlerini başarmış bir dünyadır

Batı’nın Batısı(BB), Hıristiyan, Katolik, özellikle ondan doğan Calvinist ve Anglikanist gibi post-Protestan mezhepli, demokrasi ve özgürlükleri savunan ve istismar eden, piyasa ekonomisini ve girişim hürriyetini temsil (ve istismar) eden, kapitalist, sömürgen, sanayi ve bilgi devrimlerini başarmış bir dünyadır. Devlet olarak İngiltere, ABD, Fransa ile bunların uzantıları ve uyduları, millet olarak bunlara Museviler (Siyonistler) de dâhildir. Bu özellikler onları güçlü yapmış olduğundan son 300 yıldır dünyayı yönlendirmektedirler. Özellikle son 100 yılda adeta planlayan, yönlendiren, icra eden, sonuçlandıran, sonuçları çıkarlarına göre değerlendiren bir güç odağıdırlar.  Adeta bir Batı ve Öteki âlemler vardır. Zaman zaman kendi içlerinde bölünür ve içlerinden çıkan çıbanı dağlamak zorunda kalırlar. Napoleon gibilere karşı birleşir ve güçleri yetmeyince BB’nin dışındaki Batı’dan yardım alırlar. Ekseriya Almanya, nadiren de Rusya müttefikleri olabilir. Ama genel olarak bu ikisi ve onların uzantıları BB değildir. Napolyon Fransa’sı, Prusya, İmparatorluk Almanya’sı, Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde hedefe alınmış; zamanla Fransa müttefik olarak ait olduğu BB saflarına geçmiştir. Ancak diğerleri hizaya getirilecek güçler olarak hedef tahtasında kalmıştır. 1912 Yılında İngiltere, ABD, Fransa ve herhalde içlerinde Siyonistlerin de bulunduğu işadamlarının ortak dileği şöyle dillendiriliyordu: Dört Doğu tarzı imparatorluk yıkılmalı ve yerlerine milli devletler (ulus devletler) kurulmalıdır. Bu imparatorluklar kimler mi? Çok manidar, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı İmparatorluklarıdır. Milletlerin milli devlet kurmasını neden çok isterler? Çok mu severler küçük milletleri? BB sanayi devrimini gerçekleştiren güçtür ve silah sanayii ellerindedir. Bahsedilen 4 imparatorluk yıkılırsa 50 küsur küçük milli devlet doğacaktır. Bir o kadar ordu sıfırdan kurulacak; kurumları, bürokrasisi ve hariciyesiyle o kadar başkent ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla hem silahlanmak, hem de diğer masrafları için kendilerini bağımsızlaştıran BB ağabeylerinin iradesine ram olacaklardır. Ayrıca sanayi devrimine katılmış ve sonradan sömürge edinme yarışına girmiş Almanya’nın da bu yolla burnu yere sürtülecekti. Aynen de öyle oldu: Küçük milletleri ve milliyetçiliği kullanarak bu imparatorluklar I. Dünya Harbi ile bertaraf edildiler. Ortaçağ hâkimiyet anlayışı böylece yıkılmıştı. Ne mutluyduk ki, insanlara hürriyet, milletlere istiklal anlayışı vardı. BB’li patronlar da artık açlıktan nefesi kokan ulus devletlere bolca silah satıyorlardı. Ülkelerin milli bütçelerinin %60-70 gibi müthiş bir kısmı savunmaya, affedersiniz silah tröstlerini finanse etmeye ayrılıyordu. Bu meblağın da %30 kadarı Musevi patronların hesabına yatıyor, İsrail’in kurulması için başlayan Siyonist hazırlık hızlanıyordu. Olsun, basın da ellerinde olduğundan bunlar halka anlatılmıyor, “ulus devlet”, “millet-i müsellaha”, bağımsızlık ve sair sloganlar cahil kitleleri uyuşturmaya yetiyordu.  Ancak zor zamanlarda Almanya ve Rusya’yı da tamamen karşılarına alamazlardı. Birinde Faşizmin, diğerinde Komünizmin yükselmesini başlangıçta engellemediler. Birinin başını ezmeden önce onun başkaldırmasını beklemeliydiler. Belki itaat ederdi, başkaldırmazdı. Ama Nazizm başkaldırdı. Dün milletleri kullanarak İmparatorlukları yıktıkları gibi, şimdi de demokrasiyi ve Stalin Rusya’sını yanlarına müttefik olarak alıp II. Dünya Harbi ile Faşizm ve Nazizmi yok ettiler. Dünya bir beladan daha kurtulmuştu. Yeni bir dönem yeni bir haylaz çocuğun güçlenmesi ile başladı. II. Dünya harbi öncesi Finlandiya karşısında bile rezil olan, savaş yıllarında kullanacağı petrolden silahlara kadar birçok ihtiyaç maddesini ABD’den alan Stalin Rusyası, nam-ı diğer Komünist Sovyetler Birliği 1945 sonrasında Avrupa’nın yarısını çekip almış; Kızılordu, milletleri sosyalist cennete sokmaya başlamış, insanlar cennetten kaçmasın diye Demirperde yönetimi kurmaya ve -bizim köyümüzde mal sürülerinin önüne çektiğimiz gibi- insanların önüne duvarlar çekmeye başlamışlardı. BB bu bela ile de mücadeleye başladı. Eh haksız da değildi. Seyahat, sermaye ve düşünce hürriyetleri korunması gereken önemli değerlerdi. Sovyetler Avrupa’da alacağını almış, şimdi üçüncü dünyaya yönelmişti. Bu dünya SSCB’nin güneyine doğru uzanan İslam Dünyası ile başlıyordu. Bu hattı güçlendirmek ve desteklemek lazımdı. İslam’a anlayışlı bakmak, hatta kısmen İslam’ı ve Müslüman halkları desteklemek lazımdı. “Yeşilkuşak” projesi böyle doğdu; “Esir Orta Asya”, “Stepte Ezan Sesleri”, “Sovyet Müslümanları” ve “Rusya ile Çin Arasında Türkistan” gibi kitaplar yazdırıldı. Antikomünist dernekler, partiler ve hatta Gladio(-vari) örgütler kuruldu. Sonunda Sam Amca ve müttefikleri III. Dünya Harbi’ni(Soğuk Savaşı) de kazanmışlardı. Bu defa da komünizme karşı İslam’ın yardımı alınmıştı. Yine ne mutluyduk ki, duvarlar yıkılmış, sınırlar aramızdan kalkmış, kimimiz Turan’daki esir soydaşlarımızla, kimimiz de Nataşalarla tanışmıştık. Olsun, dedik; bunlar güzel şeylerdi. Heyhaat, İslam Dünyası olarak sevincimiz yersizdi, bunu erken kutlamaya başlamıştık. Bir güç karşısında İslam’a artık ihtiyaçları kalmayan, tam aksine güçlerden biri olan Siyonizmin karşısında bulunan İslam’ı bertaraf edilmek için sırada olan bir düşman olarak gören bir BB vardı. İslam’la mücadelesini bazen “Haçlı Seferi” olarak gördüklerini ağzından kaçırdıklarını sandığımız ABD ve diğer BB güçlerini tanıyamamıştık. Bu mücadele dönemi Türkiye’de başlamıştı aslında. Bir gazete iki de bir “okul yaptırma derneğinden çok cami yaptırma derneği var” türü yayınlar yapar ve “tehlikenin farkında mısınız” diye sorarken, birçoğumuz bunu gazetenin her zaman taşıdığı radikal laiklik fikri doğrultusunda değerlendirme hatasına düştük. Şu farkı göremedik: O gazete ve paralelindeki yayınlar, önceki yıllarda (soğuk savaş döneminde) Türk Silahlı Kuvvetlerinin aleyhinde yayınlar yapıyordu. Darbe ve sıkıyönetim dönemlerinde “darağacındaki üç fidan” için yas tutarlar, “faşist ordu” veya “asker doğuda köylüye dışkı yedirdi” türü haberler yayınlardı. Hâlbuki Sam Amca ve NATO şimdi okun/füzelerin yönünü “kızıl”dan “yeşil” dünyaya çevirmişti bir kere. Asker düşmanlığı yapmanın gereği yoktu. Bazı generaller toplum mühendisliği yapan bir derneğe girip, bir akşam sol ve bölücü fikirlerle yatan üyelerine sabah emri verdi: “Ulusalcı olunacaaak, ooollll” ve oldular. 28 Şubat ve sonrasında “Ordu Göreve” çağrılarının yapıldığı dönemde artık “ilerici” sol Ordu’nun da ABD’nin de müttefiki idi. “Faşist Ordu” sanki lağvedilmiş, “Atatürkçü Ordu” kurulmuştu. Yeni düşman dünyadaki BB planına göre şeriat idi. Ne gereği vardı iki de bir Filistin’de gidip İsrail tanklarına taş atmanın? Evet, süreç 4. Dünya Harbi sürecidir. İçinde İsrail’in de bulunduğu BB dışında diğer Batı, Rusya, Çin, Hindistan, hatta bazı sözde İslam ülkeleri, Sisi’ler pisiler… Hepsi bu kamptadır. Çok güçlüler, bilim, sanayi, sermaye, basın ve kamuoyu hep ellerindedir. Son üç yüz yıldır dünyayı yönlendirdikleri gibi yine yapacaklalardır. Şimdi moda, İslam eşittir terörizm formülünü siyasette kullanmaktır. Buna göre Türkiye kuşatılmakta, Uygurlardan Filistin’e, Arakan Müslümanlarından diğerlerine kadar mağduriyetin ardındaki gerçek sebep burada yatmaktadır. Bugün hiçbir despot ezmek istediği Müslümana karşı insaflı davranmaz, çünkü bahane hazırdır. Bunlar Müslüman, o da demektir, terörist. Fransa’daki saldırı böyle değerlendirilecek, bakınız nasıl bir İslamofobi inşa edilecektir. Gerek aydınlar, gerek muhalefet, gerekse bizdeki ve dışarıdaki hükümetler akıllarını başlarına devşirmelidirler. Bu kuşatılmışlıktan, bu İslamofobiden,  bu Neo Haçlı Seferinden hamasetle kurtulamayız. Prof. Dr. Fahri SAKAL
Anglikanist Bir Batı Vardır Batıdan İçeri Veya Neo Haçlı Seferi Calvinist Esir Orta Asya hıristiyan kapitalist Katolik Museviler sanayİ sömürgen
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert