Bir ihtimal daha var!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bir ihtimal daha var!
26.08.2017 11:51:11

 

Bir ihtimal daha var!

Hangi şey sevilirse, onun eksikleri görülmezmiş! İnsan mı sevmez olduk? Hani “Yaratılanı severdik Yaradan’dan ötürü” Haşa! Yaradan’ı mı unuttuk? Ağır mı başladık biraz söze?

Zannetmem! Zira insanı ve insan kalbinin içinden geçenleri yazmak en zorudur. Hassaslık, samimiyet, iyi niyet gerektirir. İnce ince düşünebilmeyi, incitmeyen kelimelerin “nezaket ipliğiyle işlenip, belleklere bal verecek yeni açmış gül gibi” ekilebilmesini gerektirir sonrasında. “Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri düşünmeye diyen şaire inat. Alaycılığa, zavallı egolu beyinlerin, nefis tuzağına takılmış merhametsiz çığlıklarına benzemez! “Yılan dişli diken kelimelere” hiç gelmez insan ruhunu okşayacak yazılar.

Zordur vesselam dertli hayatların gözyaşını üç beş kelime ile silme çabası. Acısı acımdır diyebilmek bir insana. Acıya ses olabilmek; boşlukta kayıp giden yıldızları yakalayabilmek ne kadar zorsa o kadardır işte zorluğu da…

Her insanın dünyaya geliş nedeni, varlığını sorgulamak ise bu sorgudaki “neden” sorusunu sorabilme cesareti bizim kim olduğumuzun cevabını da vermez mi? Biz kimiz ve neden bu dünyaya geldik? Bu nokta da yazı, cevap sunmaz okuyana. Bulduğu suçun cezasını da kesmek değildir derdi. Öyle ya kâğıt kesiği yaraların acısını hiç alır mı ki kâğıttan teselli sözleri?

-Almaz elbet!

 Nedeni, nasılı, kimi, sorularına verilebilecek her cevap üzerinde düşünmeyi sağlayabilir ancak! Verilebilecek dedim çünkü bazı soruların yoktur bir cevabı! Olanı olduğu gibi kabullenmek gerekir “ tevekkül” ile!

Şimdi bizi kim mi anlar! Ruh zarafetini kaybetmemiş sakınanlar ile ölçülü davranmanın en büyük faziletlerden olduğuna inanan güzel kalpli insanlar anlar!

Görenlere küçük göstermeler yeterlidir, gerisini kendileri tamamlar. Söze dökülemeyenleri bakan göz ile değil gönül gözü ile anlamak gerek, gönül seferberliği yapabilmemiz için. Mevlâ’nın dediği gibi; “Gözlerimiz, bakışlarımız gönle uymuştur. Gönül isterse göz zehre bakar yılana bakar, gönül isterse göz ibret alacağı şeylere bakar, isterse dünya nimetlerine dilerse de mana örtüsünü kaldırıp ilahi sırlara bakar!”

Her kes aklını, vicdanını, hoşgörüsünü alsın gelsin o zaman, insan olmanın erdemini yeniden adlandırma adına. Çağımızın en büyük çıkmazı, kişilik parçalanmalarına karşı birlikte mücadele etmek zorundayız. Zira değer ve doğrular zaman aşımına uğramaz. Zaten iyice içimize çekildik, gözlerimizi hayattan kaçırır olduk. Kaçırdıkça hepten göremez olduk. Göremedikçe eksildik.

Oysa yaşamak: Farklılıkları ile bütünleşince, insanı insandan ayırmadan paylaştıkça güzelleşmez mi?

Karşımda dupduru, aydınlık bir yüz. Gözleri gözlerimle buluşmuyor bir an bile. Çünkü bakmıyor yüzüme. Yüzü ellerinde. Belli ki çok incinmiş. Gittiği okuldan, yaşadığı şehirden çevrenin anlamsız ve acımasız gözce, sözce tacizleri nedeniyle ayrılmak zorunda bırakılmış. Esrâr-ı İlâhinin sırlarından biri oysa benim için. Hüznün serenadını dinler gibiyim aramıza ördüğü görünmez duvarların ardından. Suskunum gölgesinde bir beyaz gelinciğin.

Senin için yoracağım zamanı diyorum, kirlenmemiş zamanlara dönebilmek kâbil değilse de.

-Ahhhh! İnsanlık diyorum.

-Orhan Baba; Batsın bu dünya diyor!

-Hayyam iki dize ile özetleyiveriyor;

“Dünya iki kapılı bir han

Girdi mi dertlere düşer insan”

Ve her kesin derdi kendine ağır inan…

Ne yapsak siyah bir dünyanın hissettirdiklerini tam olarak anlayamayız. Seslerin olmadığı bir dünyada nasıl yaşanır, ayağın toprağa basamaması nasıl bir histir, ya da fiziksel bir engelin yaşam kalitesini düşürmesi o insanı sosyal hayattan nasıl uzaklaştırır bunların hiç birini tam anlamıyla anlamamız mümkün değil. Fakat empati yaparak en azından anlamaya çalışabiliriz. Onlar hayata bir şekilde tutunmaya çalışıyorlar! Benim gibi senin gibi! Ortak yaşam alanları bizim olduğu kadar onlarında. Onlarında özgürce, sözce, gözce rahatsız edilmeden yaşamaya, mutlu olmaya hayattan keyif almaya hakları var! Öncelikle indirin o gözlerinizin ucuna taktığınız kılıç misali kesen parmaklarınızı. "Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin." diyen Tolstoy’u dinleyin…

Toplumumuzda, doğru davranışlar sergileyememekten kaynaklanan, karşımızdaki insanların düşünce ve duygu dünyasının dengelerini bozan, bir buruk acı ile yaşamalarına sebep olan, hayatın orta yerinde başka hayatların yaşam haklarını görmezden gelişin yarattığı bir büyük bilinçsizlik ve insani etik kurallarının ihlâli sorunu var!

Engelli bireylere yaklaşımda, toplum insanının yanlış tutum, inanış, bakış sorunu!

Öncelikle yaşamda değiştiremeyeceğimiz kader anlarının varlığına, inançla kabullenmek zorunda olduğumuz gerçeğini, şu darb-ı mesel olmuş sözlerle içselleştirmek gerek!

- (Bir gün) bir adam ona kader hakkında sordu: "Kadere inanmıyor musun?" dedi. Adam: "Elbette inanıyorum!" deyince: "Bu kadarı sana yeter! (Fazlası senin için mâlâyânîdir).

Kabul hayat adil değil! Lakin bu sorun; bir engelli sorunu değil, insanlık sorunu!

Zaten hassaslar, düşünceleri karışık, hayatla baş etmeye çalışıyorlar diye yazsa da kalemim her kes gibi fikri geçiyor aklımdan! Her kes gibi…

Toplumdan kopuk, kendi kabuğuna çekilmesin hiç kimse. Zorlaştırmayalım hayatları. Acıma duyguları ile iyi niyet duygularını karıştırmayalım öncelikle!

Her insan olduğu gibi eşsizdir! Buna inanalım öncelikle…

Hangimiz eksik değiliz ki? Engellerini değil, varlıklarını görsek diyorum! Hiç kimsenin fazladan abartılı ilgiye, samimiyetsiz sevgi gösterilerine ihtiyacı yok.

Onların öz güven eksikliği yaşamalarının, mutsuzluklarının, psikolojik çöküntülerinin tek nedeni engelleri değil elbet, toplumun onlara karşı takındığı sonsuz soyutlama çabası, dünyalarını daha çekilmez ediyor.

-Dönüp dönüp bakıp, bir de üstüne “Allah’ım sen koru” diyenlere;

-Kimden, neden korusun?

-Sizden bizden mi diye haykırasım var!

Kelimeler eksik kaldığında, ezilmeye çalışılan hayatlara müdahale et diyen içimdeki meleğin sesi bile hırçınlaşıveriyor. Melekler hırçınlaşır mı bilmem benim ki böylesi anlarda öyle!

-Yanlış davranıyorsunuz, çocuklarınıza da yanlış öğretiyorsunuz.

Gören, duyan, hissedenlere değil sözümüz elbet! Rahatsızız diğerlerinden!

Mutluluğunda mutsuzluğunda sınırı çok yakın der eskiler ya da “İnsan ne oldum değil ne olacağım demeli” Haydi aklımızla kader kaydırması yapalım birlikte. Kendinize şu soruyu sorun:

-Ben de benim evladım da olabilirdi! Bana, kendi çocuğuma yapılsa ben ne hissederdim? Yüzünüzde melankolik utancın sessizliğinin hüznünü gördüm.

 Zor değil mi? Böylesi bile zor! Sezmekte geç kaldığımız duygularımızı, tutum ve davranışlarımızı sorgulayalım, çocuklarımıza da sorgulatalım!( malum tatsız olayların büyük çoğunluğu okullarda yaşanıyor ne yazık ki)  İnsanın kendi için istediğini başkası içinde istemesi, kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmaması, işte işin özü bu kadar aslında!

Bakışlarımızın esareti altına aldığımız yüzlerin aydınlanması, dışlamayan, yargılamayan samimi yaklaşımlara bağlı. Aileler olarak merhametli çocuklar yetiştirmek bu noktada önemli. Vicdan denen bir olgu var ki onu duyumsayabilmeyi öğretelim onlara. Vicdan sahibi insan, yeri geldiğinde kendini suçlayabilme ve gerektiğinde kendine bile ceza kesebilme yetisini elinde tutar çünkü.

“İnsanlar plan yapar, hayat gülermiş!” Ya da bir ihtimal daha var, o ihtimal her an her kes için var! Hem çok uzak hem çok yakın hayatlarımıza. Yarının neler getireceğini bilemeyiz!

Kâğıt üstü iki kelime ile hiçbir hayatın yaşanmışlık muhasebesini yapamayız. Üzüntüler, çıkmazlar, endişeler, insanlık sorunları ve hayatın acımasız duvarları önümüzde. Ya bu duvara çarpar kalırız düştüğümüz yerde ya da duvarı aşmak için çabalarız birlikte!

-Eee hadi bir el verin hep beraber aşalım tüm engelleri.

 Bilge doktor hatırlayın ne demiş!

-En iyi ilaç sevgidir!

-Ya işe yaramazsa denmiş.

-O zaman dozu arttırın demiş!

Bizim Yunus ne cevap vermiş:

-Gelin tanış olalım,

İşi kolay kılalım.

Sevelim sevilelim,

Bu dünya kimseye kalmaz!

Hülya BULUT

Yaradan Gönül hoşgörü
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert