Advert
Bir Uzun Küllük Ve Marmara Hikayesi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bir Uzun Küllük Ve Marmara Hikayesi
15.07.2018 10:00:00

 

Bir Uzun Küllük Ve Marmara Hikayesi

Mehmet Niyazi'nin Deliler ve Dâhiler’deki amacı, Marmara'nın duvarlarına sinmiş bin bir sözü, hatırayı, samimiyeti ve ortak yaşanmış bir tecrübenin oluşturduğu atmosferleri yâd etmek. Dolayısıyla kitap herhangi bir kişinin hikâyesinden ziyade, bir neslin ve ortak yaşanmış bir tarihin romanıdır.

Mehmet Niyazi'nin Deliler ve Dâhiler romanını okurken, ben de ortaya çıkan fikir ve duygunun ne olduğunu tayinde doğrusu güçlük çekiyorum! Acı, istihza, mizah iç içe!.. Ha bire roman akıyor ve ben içimde hâsıl olan duyguları tasnif edemiyorum.

''Dostluk ve vefa abidesi olan Hilmi Oflaz'ın aziz hatırası''na ithaf edilen bu romanın sayfalarında, herhangi bir kişinin değil, bütün bir neslin, Marmara lokalinin isli-dumanlı havasında parlayıp sönen güzel sözlerini, acı ve inkisarlarını, yüksek ideallerini okuyoruz. Kişileri bu kadar bol, hayalleri bu kadar geniş ve birbirlerine ne söylerse söylesinler, kırılmak nedir bilmeyen bir sevgiyle dopdolu gözüken bu roman kişileri, akıp giden sayfalar boyunca bir batıp bir çıkıyorlar ve her seferinde daha değişik bir söz, hayal, mizah, ideal ve jest-mimik tavrıyla kendi kendilerini tamamlamaya çalışıyorlar.

Bu romanda Hilmi Oflaz gibi birkaç kişi az biraz öne çıkar gibi olsalar da nafile!.. Romancı, kişilerinden herhangi birinin üzerinde yoğunlaşmak, onun gelmiş geçmiş hayatının detaylarına inerek, ya da buradan üzeri örtük kalmış bir iç çatışmanın gerilimi peşinde ilerlemek taraftarı gözükmüyor.

Üzerinde biraz düşününce bunun, romancının niyetiyle doğrudan alâkalı olduğunu tespit zor olmuyor. Diyoruz ki Niyazi Bey Marmara kahvesine devam eden kişilerden herhangi birinin hayatı ve kişiliği üzerinde yoğunlaşmaktan ziyade, bir neslin ve özellikle de Marmara lokaline devam eden genişçe bir grubun müştereken yaşadığı bir atmosferi kaleme almak niyetindedir. Deliler ve Dâhiler'de alttan da alta, hayalperest bir ihtilal oyunu öne çıkar gibi olsa da, Hilmi Oflaz rahmetli son derece sevimli bir ''Şanso'' rolüyle ikide bir, Marmara'nın isli atmosferine o müthiş tiratlarını salıverse de bu kanaatimiz değişmiyor. Çünkü romancı, ne ihtilâl hayallerinde yüzen iki kişilik manganın, ne de Hilmi Oflaz ağabeyin önünü fazla açmıyor. Ya masaların birinden ya da kapıdan yenice giren bir ''Marmaratör''ün, daha neyin ne olduğunu anlayıp dinlemeden yaptığı müdahalelerle, kendi istikametinde gelişebilecek bir hikâyeyi kesmeyi, Marmara'nın gündemini değiştirivermeyi tercih ediyor.

Çünkü Mehmet Niyazi'nin amacı, şu veya bu kişinin hikâyesi üzerine kurmak değil romanını. Onun amacı, Marmara'nın duvarlarına sinmiş bin bir sözü, hatırayı, samimiyeti ve ortak yaşanmış bir tecrübenin oluşturduğu atmosferleri yâd etmek, yazıyla yeni baştan üretmek, unutulmaktan kurtarmaktır. Dolayısıyla Deliler ve Dâhiler, herhangi bir kişinin hikâyesinden ziyade, bir neslin ve ortak yaşanmış bir tarihin romanıdır, denilse daha doğru olur.

Marmara'nın Zengin Kadrosu

Orada kimler yok ki?.. Saymak uzun kaçsa bile, hatıralarını tebcil etmek düşüncesiyle, kitabın sayfalarını sırf bu niyetle çevirmek gerekiyor: filozof Cemal, Hilmi Oflaz, Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, Erol Güngör, Mehmet Çavuşoğlu, Mehmet Genç, Niyazi Özdemir, Sezai Karakoç, Kâmil Öztürk, Necip Fazıl, İzzettin Şadan, Prof. Dr. Nuri Karahöyüklü, Üstün İnanç, İsmail Ünalmış, Muzaffer Özak, Zaptiye Ahmet, Mahir İz, Süleyman Yalçın, İsmail Dayı, İsmet Zeki Eyüboğlu, Prof. Dr. Ali Saib Atademir, Mehmet Şevket Eygi, Ahmet Güner Elgin, Nihal Atsız, A. Rahim Balcıoğlu, Osman Akkuşak, Özer Revanoğlu, Nevzat Kösoğlu, Ahmet Nuri Yüksel, Yurdakul Dağoğlu, Sabri Özpala, Ali İhsan Yurt, Osman Selim Kocahasanoğlu, Dündar Taşer, Cemal Anadol, Şahin Uşar, Ali Karcı, Erdinç Beylem, Osman Yüksel Serdengeçti, Ali Biraderoğlu, Abdüsselam Hikmet, Sedat Ümran ve daha niceleri.

Asıl önemlisi, bu ruh ve fikir galaksinin içinde seçkin bir yeri bulunan, fakat Deliler ve Dâhiler'de biraz da bilinçli olarak fonda tutulmaya çalışılmış biri var ki, o da büyük tarihçi Ziya Nur Aksun'dan başkası değil.

Romancı onu gırgırın, şamatının, çekişme ve tartışmaların tamamen dışında tutuyor. Bir uzak masada ya Erol Güngör'le, ya Sezai Karakoç veya İzzettin Şadan'la dalgın bir sohbetin içinde görüyoruz Ziya Nur Aksun'u. Yani bu ruh ve fikir galaksisinin içinde Ziya Nur var, fakat fazlasıyla ön planda değil. Biraz daha açacak olursak, ne Hilmi Oflaz ne de ihtilal heyecanları içinde yüzen hayalperest genç ve yardımcısı emekli subay kadar bile öne çıkmıyor. Buna sebep de, Ziya Nur'u ayak altı bir ortama sürüklememek kaygısı!.. İzzettin Şadan'a hastane ziyaretinde, düşüncelerini ve hatıralarını yazdırmayı denemesinde olduğu gibi, Ziya Nur'u hep ciddi, hep vakur bir seviyede tutmak düşüncesi!..

Deliler Ve Dâhiler Mehmet Niyazi Ötüken Neşriyat 350 sayfa 2001

Bir Kişinin Değil, bir Neslin Romanı

Bu söylediklerimiz, sırf Ziya Nur'la sınırlı değil kuşkusuz. Ziya Nur'un dışında, yukarıda bir kısmının isimlerini vermeye çalıştığımız kabarık listenin hemen çoğu için de böyle. Bir ressamın, fırça darbeleriyle meydana getirdiği bir bahar manzarası gibi bu roman. Orada papatyaları, gülleri, nergisleri, deve dikenlerini birbirinden ayırmak az çok mümkün. Onların varlığını gene de fark edebiliyoruz. Fakat şöyle bir ufkumuzu kapatacak biçimde, çiçeklerden herhangi birisi tabloda yayılıp genişleyemiyor. Ya da bir miting fotoğrafı gibi, onlarca binlerce insan silüeti!.. Romanı okudukça, okuyup bitirdikçe hafızamızda, içinde zeka parıltıları yanıp sönen nice anlamlı sözler, hiç beklenilmeyen tepkiler, şaşkın bakışlar, tasdikler, itirazlar, kalabalığın ve gürültünün anaforunda kimselere hissettirilmemeye çalışılan mahfice konuşmalar, bir başka masadan yükselen kahkahalar, ya da henüz yenice alınmış müjdeli bir haberin arkasından, ''Nerede kaldı çaylar!'' gibi, gönülden gönüle taşınan ikram ve paylaşma hisleri, daha neler neler!.. Bütün bunları romancı, birer fırça darbesi şeklinde dokunup geçişlerle veriyor. Fakat sonunda Deliler ve Dâhiler sadece Marmara lokalinin romanı olmakla kalmıyor, doğrudan doğruya bir devrin ve neslin hikâyesi olup çıkıyor.

Bu bakımdan rahmetli Mehmet Niyazi'yi içinden çıkıp geldiği ve kişiliğini bulmak noktasında idrakinde olduğu bir muhiti yazmaya değer bulması dolayısıyle tebrik etmemiz gerekiyor.

Bana öyle geliyor ki, özellikle Deliler ve Dâhiler romanının sayfalarında akıp giden, yerine göre bir batıp bir çıkan bu kişileri biz sırf fikirleri dolayısıyle sevmiyoruz. Bu kişiler sırf taşıdıkları fikirler ve peşine takıldıkları ideallerle temayüz etmiyorlar zira. Kaldı ki şu gün için, kendilerine iştirakimiz bile söz konusu olmayabilir. Nice yanılgılarıyla birlikte onları bizim nazarımızda sevimli kılan ve çoğunu bir değer seviyesine yükselten, fikirlerinden ziyade yaşadıkları müşterek bir hayat, ortak sevinç veya inkisarlar değil midir?

Fikirlerimizin Ömürsüzlüğü ve...

Nitekim Deliler ve Dâhiler'i okurken, zaman zaman içimizde bir karikatür doğuyor. Marmaratörlerden herhangi birinin ağzından çıkan bir söz veya dile getirdiği herhangi bir fikir, bizde mizaha yol açmaktan geri kalmıyor. Bu sözlerden bir kısmının, sarf edildiği şartlarda bile zayıf düştüğünden kuşku yoktur ki, romancının tavrından da bunu anlamak zor olmuyor. Fakat bunların dışında, Marmara dönemlerinde geçerliliği bulunan nice fikirler, politik kanaatler ve öncelikler de var ki, bugün için onların çoğu bize ya son derece eskimiş görünmekte, ya da nerelerden nerelere geldiğimizi ve hangi merhalelerden geçtiğimizi düşündürmekten öteye bir anlam ifade etmemektedir. Yani ebedî ve değişmez sandığımız fikir ve kanaatlerimiz, hayatımızdan önce eskimekte, yaşadığımız hayat içinde biz mevsim mevsim, dönem dönem, fikirlerimizi tekzip ede ede yolumuza devam etmekteyiz.

Marmara atmosferini ve oradan yetişenleri ben şahsen öyle aşırı zikzaklar, tekzipler, her devrin rengine boyanan bukalemunlar suretinde gördüğümü söyleyemem. Orada her yeni devirle kendini biraz daha ikmal eden ve tamamlamaya çalışan bir gayretin varlığı ortadadır. Ortadadır ama gene de eskiyen, pörsüyen, yıpranan, geçen zamanla birlikte tarumar olup giden düşüncelerin, siyasî kanaatlerin varlığı da unutulmaz. Bu bakımdan, elimizin altındaki bu roman, roman kişilerinin taşıdığı tezlerden veya bir keşfe erer gibi ulaştıkları fikirlerden gücünü almıyor.

Marmara'nın Bereketli Havuzu

Tam aksine, müşterek yaşanmış bir hayat içinde teşekkül eden uslûplardan, karşılıklı sevgilerden, Anadolu'nun muhtelif beldelerinden kopup gelmiş sayısız gönül erlerinin derinden duyduğu dayanışma ve paylaşma arzularından, kendilerini geçmiş bir tarihe yakın düşüren üstatlarla bir arada hissetmekten, kendi bireysellikleri ile ülkelerinin kaderini aynîleştirmekten vs. Hele hele basının ve siyasetin ufkumuzu alabildiğine kararttığı o eski dönemlerde, millet olarak geleceğimize dair bir ışık, bir yorum ihtiyacı!.. Ziya Nur gibi, Nuri Karahöyüklü, Necip Fazıl gibi bir üstadın ağzından çıkacak anlamlı bir sözün değeri!..

Gece yarılarında, İstanbul sokaklarına içlerinde duydukları bir muştuyla dağılan bu kafile, basının yazdıkları, ihtilâl baskı ve fikirlerinin kol gezdiği o devrin şartlarında, ruhları doymuş ve pusatlanmış olarak yürür de yürürlerdi. Nice Anadolu çocuğu kadar, belki yarım asırdır içlerindeki fikirleri, esrârı, mahrem hatıraları paylaşacak muhataplar arayan eski hocalar, gazeteciler birtakım ulema veya meşayih, mazul askerler de onlardan farklı değildir.

İşte böyle böyle, yıllar birbirlerinin üstüne bine bine, millet olarak geçirdiğimiz bin bir tecrübe, Marmara'nın kuytu köşelerinde üst üste yığılır, ciltlere sığmayan bir kitap olup çıkardı. Neticede herhangi bir kişiyle veya fikirle ifadesi zor terkipler doğar, bu terkibin içinde herkesin bir katkısı bulunur ve her geçen gün daha bir kıvama eren bu fikir ve irfan havuzundan, herkes dilediği kadar bakracını doldurabilirdi.

Dolayısıyla rahmetli Niyazi Özdemir de, Küllük veya Marmara havuzundan doldurduğu süt bakracını, hâlâ daha, gelene-geçene, tas tas ikram ediyor. Bu hal içinde de, ya İstanbul Yazarlar Birliği’nde, ya İlesam salonlarında, Cağaloğlu’nda, çeşitli gazete sayfalarında bir hayal gibi, elinde süt bakracı ile dolaşıp duruyor.

YENİŞAFAK - NECMETTIN TURINAY

 

​Mehmet Niyazi Marmara
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert