Çağın yok ettiği bir meslek: Arzuhâlcilik
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Çağın yok ettiği bir meslek: Arzuhâlcilik
28.10.2018 13:00:00

 

Çağın yok ettiği bir meslek: Arzuhâlcilik

Bir zamanlar her adliyenin çevresinde görmeye aşina olduğumuz arzuhâlciler artık büyük ölçüde tarih oldu. “Katip arzuhâlim yaz yare böyle” gibi sözlerle şarkılara konu olan bu mesleğin tarihten bugüne serüvenini Hikmet Kızıl Dünya Bizim Kültür Portalı’nda kaleme aldı.

Yakın geçmişte her adliyenin çevresinde “Dilekçe yazılır” diye bağıran arzuhâlcilere rastlamak mümkündü. Halk tarafından kanıksanarak, neredeyse kültürel bir unsur haline dönüşen bu meslek bilgi ve iletişim çağının üzerine toprak attığı mesleklerden biri haline gelirken, artık sadece şarkı sözlerinde adları geçer oldu.

1762 YILINDA RUHSAT ALDILAR

Arapça kökenli bir kavram olan “arz-ı hâl”, “hâlini anlatma” anlamına gelir. Bu kavramdan türeyen “arzuhâl” sözcüğü ise dilekçe sözcüğünü karşılar. Arzuhâlci ise hali, durumu, vaziyeti, şikayeti söyleyen, bildiren, yazan kişi demektir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1762’de çıkarılan bir padişah fermanı ile arzuhâlcilere ruhsat verilmesi ve meslekleri gereği uymaları gereken kurallara uyup uymadıklarının denetlenmesi sağlanmıştı. Başlangıcı 1762’de Sultan III. Mustafa’nın fermana dayandırılan arzuhâlcilik, 1865’te Sultan Abdulaziz tarafından çıkarılan başka yasa ile sona erdirildi. 15. yüzyılda arzuhâlcilerin bir başı ve bir de ocakları vardı. Arzuhâlcilik yapacak kişi arzuhâlcibaşına bir yazı ile başvurur sonra da bir kurul önünde sınava girerdi. Sınavı kazananlar kendilerine ocak zabitleri tarafından verilen bir ruhsatnâme olmadan mesleğe başlayamazdı.

DERTLERİ KAĞIDA DÖKERLERDİ

Okuma yazmanın yaygın olmadığı zamanlarda resmi izinle çalışan arzuhâlciler, şeriatı, yasaları, yasakları iyi bilen; bunların yanında namuslu, güngörmüş saygın, sevilen, aranan ve ilgi gören kimselerdi. Daktilonun icadından önce hokka, kamış, kalem, kâğıt, rıh rahle ve kürsü kullandıkları malzemelerdi. Yazılan dilekçenin üst kısmında genelde “yüksek makama takdimimdir” diye başlanır, ardından dilekçenin içeriği yazılır sonra da “gereğinin yapılmasını yüksek müsaadelerinize arz ederim” şeklinde kalıplaşmış saygı cümlesiyle bitirilirdi. Davası olanlar, dilekçe ve mektup yazdıracak olanlar, bir anlaşmazlık konusu bulunanlar, devlet kapısında resmi işi olanlar hep onlara danışırlardı. Halkın dileklerini, şikâyetlerini ücret karşılığında dilekçelere dökerlerdi. Okuma yazma bilmeyen vatandaşların gurbetteki yakınlarının mektuplarını yazar, gelen mektuplarını da okurlardı.

HERKESE NASİP OLMAZDI

Bu mesleği yapacak olanlarda; iyi ahlâk, dürüstlük, kanun ve mevzuat bilgisi, işini kötüye kullanmama, dedikodu yapmama ve sır saklama gibi vasıflar aranırdı. Osmanlı döneminde, okuryazarlık oranının çok düşük olması nedeniyle, halk ile devlet arasında iletişim sağlamak önemli bir görevdi. Arzuhâlcilere ruhsat verilmiş olup kanun ve usûl bilmeyenlere arzuhâlcilik yetkisi verilmemekteydi. Arzuhâlci defterleri tutulmakta ve bu mesleği yapanlar kayıt altına alınarak denetlenmekteydiler. Görevi kötüye kullananlar ağır cezalara çarptırılmaktaydı. Magosa ve Midilli kalelerine sürgüne gönderilen arzuhâlciler de olmuştur bu sebeple.

arzuhâlci dilekçe
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert