Canım çok sıkılıyor, hiçbir şey yapasım yok!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Canım çok sıkılıyor, hiçbir şey yapasım yok!
03.06.2018 08:00:00

 

Canım çok sıkılıyor, hiçbir şey yapasım yok!

Çocuk anne babanın eteğinden tutar ve onları takip eder. Henüz yol yordam bilmiyordur çünkü. Bu hayatın tüm yabancılığını anne baba rehberliğinde aşar.

“20 yaşındayım, öğrenciyim. Ders çalışmak dahil, hiçbir şeye motivasyonum yok. Sürekli yatsam, kimse benden bir şey istemese ve kimse bana seslenmese istiyorum. Ev sıkıcı, annem babam sıkıcı, hayat hepsinden sıkıcı. Evde kimsenin kimseyi düşündüğü yok. Herkesin en önemli iki arkadaşı var: 1. Telefon-TV, 2. İş. Bunlar anne babamın hayatlarını öyle bir doldurmuş ki, çoluğa çocuğa yer kalmamış. Kimsenin kimseye saygısı yok. Biz üç kardeş didişip duruyoruz, kimse ne oluyor demiyor. Herkes sıkıntıdan patlıyor ve telefona sarıyor. Konuşma sohbet yok aramızda. Babam usulen ‘Naber’ der, sonunda bir iki kelâm, o kadar. Babalık bitti. Annem ise sadece ‘Odanı topla, sofrayı toplamama yardım et, ne kadar dağınıksın, derslerine çalıştın mı?’ gibi klişe sözlerden başka bir şey konuşmaz. Meselâ bir erkek arkadaşım oldu, anneme anlatmak istedim, ‘Daha okulun bitmeden ne erkek arkadaşı’ dedi, kestirip attı. Ben ne yaşadım, ne durumdayım, sen ‘bitsin’ deyince öyle kolayca her şey bitiyor mu? Bunları hiç düşünmüyor. Hayata karşı kendimi çok hazırlıksız hissediyorum. Kendime güvenim yok. Hedefim idealim yok. Becerip başardığım bir şey yok. Okul bitecek neredeyse güya ben hayata atılacağım, hangi güven ve hangi birikim ile bunu yapacağım? Ailemi yanımda hissedemiyorum. Neredeyse hiçbir paylaşımımız yok. Sofrada bile herkes ihtiyacı varsa konuşuyor, işi bitince susuyor. Yemek bitince herkes dağılıyor, telefonunu eline alan sosyal medyada kayboluyor. İşte aile hayatımız bu, ben nasıl ayakta kalayım, nasıl kendimi toparlayayım?”

Aile; insanın anne karnından sonra beslendiği ikinci yuvası. En derin etkilenmelerin olduğu çocukluk döneminin seyir mekânı. Tutunacak dallar alır anne babasından. Yaşadıkları ile ya içinde kendisi ile kavgaya tutuşur, ya dışarıya döner mutlu ve huzurlu bir birey olarak sürece dahil olur.

Anne babanın gözlerinin içine bakar çocuk, ne diyecek, nasıl davranacak, ne yapacak diye? Anne baba, önce kendi hayatlarının sonra da Allah’ın (cc) lütfettiği emanet olan yavrularının hayatlarının mimarıdır. Çocuk anne babanın eteğinden tutar ve onları takip eder. Henüz yol yordam bilmiyordur çünkü. Bu hayatın tüm yabancılığını anne baba rehberliğinde aşar. Bir şeyleri öğrendikçe hayatla tanış olur. Anne babalar, gözlerinin içi gülerek çocuğunun elinden tutarsa, çocuğun dünyasında da baharın çiçekleri tomurcuklanır. Daha bir heyecanla adımlar dünya denen misafirhaneyi. Çünkü güvende hissediyordur kendini. Yok eğer sert bakışlar acı sözler duyarsa, kırağı çalar yeni açmış mutluluk çiçeklerini.

Bu örnekte; gençler, hayat yolculuğunda anneleri babaları tarafından yalnız bırakılmışlar. Acemi yolcular, başlarında rehber olmadan çok seçenekli ve riskli bir yola salıverilirse, güvensiz, cesaretsiz ve kararsız kalırlar. Deneme yanılma yoluyla ya da çevreden duyduklarıyla hareket ettiklerinde ise, başlarına ne gelebileceğini kimse kestiremez. Önce, rehberlerin iyi bir formasyonuna sahip olması lazım ki görevlerini hakkıyla yapabilsinler. İnsan; ilişkinin, paylaşımın verdiği doygunluk ile kendine gelir. Hayata dair idealler, değerler, bu ilişkiler esnasında açığa çıkar, gündem olur ve ailedeki bireylerde buna bağlı duyarlılıklar geliştirirler.

Boş zihin sıkıntı üretir. Hedefi olmayan çalışma motivasyonu taşıyamaz. İnsan ve toplumla ilgili derdi davası olmayan, ileriye dönük ve anlamlı coşku taşıyamaz ve bunun yoksunluğu çeker. Çünkü anlam kayması olmuş ve kişi başkasını düşünmeden yaşamaya alışmıştır. Anne baba hayatın en baş aktörleridir. Onların eliyle çizilen haritalar, çocukların ilk başvuru malzemeleridir. Ailedeki paylaşımlar, bireyleri birbirine bağlar ve savrulmaları önler. Aile atmosferi, güvenli bir liman gibidir. O olmazsa, çocuklar sığınacak liman ve hayatı paylaşacakları kişileri aralar. Bunu evde bulamazlarsa dışarıda ararlar ve buldukları ilk limana, ihtiyaçlarını giderecek ümidi ile sığınırlar. İşte asıl kopma ve çatlak buradan sonra meydana gelir.

Eşler, önce birbirlerinin, sonra da çocuklarının ihtiyaçlarını gidermeye memurdurlar. Çünkü, ihtiyacı giderilmemiş organizma sıkıntı üretir. İnsan, ‘Ben bunu ailemde görmedim’ diyerek sorumluluklarından kaçma lüksüne sahip değildir. İnsan zihni her yaşata öğrenebilecek şekilde Rabbimiz (cc) tarafında düzenlenmiş. O zaman, “Nasıl daha iyi insan olabilirim?” sorusundan başlayarak, daha iyi olmanın yollarına düşelim. Hayat mazeret kabul etmez, çünkü her şey tek seferlik yaşanır. 

Saliha Erdim /Diriliş Postası

Aile çocukluk dönemi İnsan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert