CIA sadece FETÖ'yle mi çalıştı!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
CIA sadece FETÖ'yle mi çalıştı!
28.12.2018 09:09:12

 

CIA sadece FETÖ'yle mi çalıştı!

Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, “Evet, hepiniz kullanıldınız… Bugün kimler kullanılıyor? ‘Muhafazakâr vesayetçiler’ kim? Yeni ‘içeriden işgalciler’ kim?” başlıklı bir yazı kaleme aldı

Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’in Fethullah Gülen ve Mehmet Şevket Eygi’nin 1959’da Özel Harp Dairesi içinde görevlendirildiğini öne sürmesi tartışma yarattı.

Eygi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Pekin'in açıklamasını sert bir dille yalanladı.

“DÜN KULLANILDIK YARIN DA KULLANACAKLAR GİBİ BU AKILLA GİDERSEK”

Muhafazakar camianın önemli kalemlerinden hükümete yakın Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, konuya ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Abdurrahman Dilipak, “Hepimizi kullandılar!” başlıklı yazısında, “Aaa, Gülen de, M. Şevket Eygi de Özel Harp tarafından kullanılmış! Kullanılmayan mı vardı ki! Yok, eğer ‘eleman’ idi iseler o ayrı bir konu. Eygi , ‘eleman’ iddialarını şiddetle reddediyor. ‘Kullanılma’ya gelince, bir zamanlar herkesin ‘Gülenci’ olması gibi, hepimiz komünizmle mücadelede ‘gönüllü’ değil mi idik!. Mesela ‘Kalkancı’nın peşine takılanlar kimin peşine takılmış oluyorlardı. Dün kullanıldık, bugün hâlâ birileri birilerini kullanmaya devam ediyor, yarın da kullanacaklar gibi bu akılla gidersek” ifadelerini kullandı.

TARTIŞMAYA KARAGÜL DE KATILDI

Pekin’in açıklamalarının ardından başlayan tartışma sürerken, hükümete yakın Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, “Evet, hepiniz kullanıldınız… Bugün kimler kullanılıyor? ‘Muhafazakâr vesayetçiler’ kim? Yeni ‘içeriden işgalciler’ kim?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Karagül yazısında, muhafazakar camiada CIA ile iş yapan kesimlerin olduğunu söyledi. Karagül, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, bu adamlar muhafazakâr/İslâmî çevrelerle hiç mi iş tutmadılar? Kimlerle çalıştılar, hangi isimleri öne çıkardılar, kimleri İslâmî çevrelerin nazarında parlattılar, kimlere rol ve güç verdiler? Tehlikeli sorular bunlar, biliyorum. Ama kimse böyle bir şey yok diyemez” dedi.

Karagül yazısına, CIA’nın fonladığı isimleri anlatan bir kitapla başladı:

“’Parayı Verdi Düdüğü Çaldı’ adıyla Türkçeye çevrilen Frances Stonor Saunders’ın ‘Who Paid the Piper: The CIA and the Cultural Cold War’ adlı bir çalışması var. Soğuk Savaş döneminde CIA’nın kimleri nasıl ‘kullandığını’, görevlendirdiğini, pazarladığını anlatıyor.

Kitapta; Marshall Planı ile paralel yürütülen çalışma çerçevesinde, Jackson Pollock, Irving Kristol, Andre Malraux, Reinhold Neibuhr, George Orwell, Bertrand Russell, Stephen Spender, Arthur Schlesinger Jr., Arnoldo Toynbee, Vladimir Nabokov, Jean-Paul Sartre, Herbert Spencer gibi daha birçok yazarın CIA tarafından finanse edildiği, gazete, dergi, kitap ve radyoların nasıl kullanıldığı, Encounter dergisinin 1953-1990 yılları arasında CIA parasıyla çıkarıldığı, Orwell’ın ‘1984’ ve ‘Hayvan Çiftliği’ gibi kitaplarının CIA tarafından basılıp dağıtıldığı, yine CIA’nın ‘demokratik sol’ grupları komünizme karşı kullandığı ve bu çevrelerin yayınlarını finanse ettiği, sinemaya büyük paralar aktarıldığı, onlarca dergi çıkarıldığı, Amerikan yemek kültürünün, giyiminin, şarkılarının ve sanatının teşviki için kültür merkezlerinin, sinemanın, tiyatronun nasıl desteklendiği anlatılıyor. Sol ve Komünist cephede bilinen birçok ismin nasıl CIA’nın ‘aparatı’ haline getirildiğine dair çarpıcı örnekler var kitapta.”

“İSLAMCILAR İÇİN DE BİR ‘PARAYI VERDİ DÜDÜĞÜ ÇALDI’ KİTABI YAZILACAK MI”

“Muhafazakârlar için de ‘Parayı Verdi Düdüğü Çaldı’ kitabı yazılacaktır” diyen İbrahim Karagül yazısını şöyle sürdürdü:

“2004 ve 2010 yılında kitaplar ve konuyla ilgili iki yazı yazmışım. Bunları okurken üç şey söylemiştim: Peki ABD ve CIA, o dönem Türkiye ve Müslüman ülkelerde, muhafazakâr/İslâmî çevrelerden kimleri böyle kullandı? ‘Parayı Verdi Düdüğü Çaldı’nın Müslüman aydınlar, siyasiler, kanaat önderleri versiyonunu kimler yazacak? Peki, İslamcılar için de yirmi/otuz yıl sonra bir ‘Parayı Verdi Düdüğü Çaldı’ kitabı yazılacak mı?

Bu sorular önemliydi. Dünya yeniden şekilleniyor, Türkiye yüz yıl sonra yeniden yükselişe geçiyor, sistemik dönüşümünü tamamlamaya çalışıyor, tarih ve coğrafya havzasına dönüyor ve tam bu sırada yeni bir örtülü vesayet teşkilatlanması dikkat çekiyordu.”

“HANGİ ÇEVRELER VE KİŞİLER BÖYLE BİR YAPININ, ‘GÖREVLENDİRMENİN’ İÇİNDEYDİ”

Yazısında “Peki CIA sadece FETÖ ile mi çalıştı? ‘Muhafazakâr vesayetçiler’ ne olacak?” diyen Karagül, şunları kaydetti:

“FETÖ ve 15 Temmuz’da bunun en acı olayını görüp sarsıldık. Bir beka meselesi olduğunu anladık. Peki, bu adamlar, CIA ya da Atlantikçi çevre sadece devlet içinde mi çalıştı? Sadece FETÖ ile mi çalışıp onu güçlendirdi? Başka hangi çevreler ve kişiler böyle bir yapının, ‘görevlendirmenin’ içindeydi?

Türkiye’de yoğun olarak on yıldır ‘vesayet’ten kurtulma yönünde çok büyük bir mücadele veriliyor. Sol, ulusalcı ya da liberal çevreler bu anlamda ağır bir eleştiriye tabi tutuldu, sorgulandı? Peki, bu ‘vesayet’in muhafazakâr/İslâmî çevrelerle ilgili boyutu hakkında tek kelime edilmedi, tek soru sorulmadı? Yok muydu?”

“TEHLİKELİ SORULAR BUNLAR BİLİYORUM AMA KİMSE BÖYLE BİR ŞEY YOK DİYEMEZ”

Tehlikeli sorular sorduğunu belirten İbrahim Karagül, kimlere rol ve güç verildiğini, bu konuda sorgulama yapılmadığını vurguladı. İbrahim Karagül şu ifadeleri kullandı:

“Tehlikeli sorular biliyorum: Kimlere rol ve güç verdiler?

17-25 Aralık öncesi FETÖ bile bu açıdan sorgulanmadı. Bugün FETÖ dışındaki hiçbir yapı, çevre ve kişi bu konuda sorgulanmıyor. Yok mu? İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, bu adamlar muhafazakâr/İslâmî çevrelerle hiç mi iş tutmadılar? Kimlerle çalıştılar, hangi isimleri öne çıkardılar, kimleri İslâmî çevrelerin nazarında parlattılar, kimlere rol ve güç verdiler?

Tehlikeli sorular bunlar, biliyorum. Ama kimse böyle bir şey yok diyemez. Diyemeyeceğine göre, bir şeyleri hâlâ gizliyor olmak, bu ülkenin, milletimizin geleceğini bir kez daha ipotek altına almakla sonuçlanacaktır. Türkiye’nin tarih ve coğrafya havzasına dönüşü bu hesaplaşma yapılmadan mümkün olmayacaktır.

1990’larda FETÖ’nün ‘istişare heyeti’ listesine bakıyorum. Heyette bulunanların yüzde yetmişi, resmi olarak hazırlanan Masonlar listesinde de yer alıyor? Yine o masonlar listesine bakıyorum; şaşırtıcı isimler var. Muhafazakâr camianın saygı gösterdiği, öncü gördüğü isimler bile var. Bunları nereye koyacağız?

Bu demektir ki; sadece FETÖ üzerinden çalışmamışlar. Başka çevrelere de yatırım yapmışlar. Bugün FETÖ dışında ihtimalleri göz ardı edersek benzer müdahalelerle yeniden karşılaşabiliriz. Çünkü Türkiye’nin yükseliş mücadelesi, Türkiye için bir mesele değildir, küresel ölçekte bir güç hesaplaşmasıdır. Öyleyse cephe her yerdedir. Bunun İslâmî ya da gayri İslâmî çevresi veya ideolojik ayrımı olmuyor, yok zaten. Bu, tarih, coğrafya ve güç hesaplaşmasıdır.”

“YENİ YENİ FETÖ TEHDİTLERİ BU ÜLKENİN KARŞISINA DİKİLECEKTİR”

Karagül yazısında, son zamanlarda muhafazakar camiada dillendirilen Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ekibinin yeni parti kuracağı iddialarına da üstü kapalı değindi. Karagül, şunları kaydetti:

“Muhafazakâr/İslâmî çevreler Türkiye için, coğrafya için güçlü bir özgürlükçü söylem üretmeden Türkiye’nin gelecek yürüyüşü tamamlanamaz. Bu çevreler kendilerini yerlilik testinden geçirmedikçe, zihinsel ve organik olarak vesayetçi rollerden koparılmadıkça yeni yeni FETÖ tehditleri bu ülkenin karşısına dikilecektir.

Mesela bugünlerde Türkiye’nin millileşmesine, kendini dönüştürmesine, tarihi yükselişine karşı pozisyon alanların, Erdoğan’a muhaliflik altında gizledikleri vesayetçi bağlantıları, ülke için bir tehdit haline gelebilir. Bu yönde bir arayışın, hareketlenmenin, çalışmanın varlığı ortadadır.

Bu ülkeyi yeni bir çokuluslu müdahaleye açık hale getirmek isteyenler kesinlikle bağımsız, yerli değildir ve başkalarının ajandasını servis etmektedir. İki yıldır, “Muhafazakâr Muhalefet” ve “Muhafazakâr Müdahale” ile anlatmaya çalıştığım budur. Bu, yeni bir vesayet ekseni inşa etme girişimi çerçevesinde bir tartışmadır. Dün birileri nasıl kullanıldıysa bugün de ikame çevreler o şekilde kullanılmaktadır.

Bugünkü vesayetçi yapılanmayı otuz yıl sonra mı tartışacağız yani!

Osmanlı’nın son dönemi, Soğuk Savaş dönemi ve Türkiye’nin millileşme/vesayetten kurtulma mücadelesi verdiği bu dönemi iyi kıyaslayın. Kimlerin nerede durduklarına dikkatle bakın. Çok çarpıcı örnekler göreceksiniz.

Bu konu kişisel tartışmalara indirgenemez. Çünkü bu, Türkiye’nin bekâ meselesidir, öyle ele alınmalıdır. Geçmişle hesaplaşmadan bir gelecek kuramazsınız. Bu hesaplaşma yaşanmazsa aynı direnç odakları, “iç işgalciler” yeni bir yapılanma ile Türkiye’nin karşısına dikilir. Şu an böyle bir çalışma yapılıyor zaten. Siyasette, medyada, iş dünyasında, sivil toplum kuruluşlarında bu yönde büyük bir çalışma var zaten.

Geçmişte kimlerin, hangi çevrelerin ne amaçla kullanıldığını açıkça ortaya serelim. Bunu yapmazsak, bugünü ve geleceği göremeyiz. Bugünkü vesayetçi yapılanmayı da otuz yıl sonra tartışırız o zaman!”

CIA FETÖ
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert