Eski Ev Yeni Yabancı
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Eski Ev Yeni Yabancı
02.09.2018 14:00:00

 

Eski Ev Yeni Yabancı

Bulduğu her gözenekten bize doğru koşar, nahif hareketlerle gelir, bizi tutup kendine çeker manevi güzellikler. Madde ile kol koladır fakat sadece maddi yanını görmemizle yetinmez, ardında getirdiği manevi güzelliklere de nüfuz etmemizi ister zarif uçlarıyla. Eski evlerin de en etkileyici yönü bu olmalı. Yoksa neden eski bir yapı gördüğümüzde dakikalarca yamalı köşelerini izleriz ki hayranlıkla.

Bahçesinde erik, incir, kayısı ağaçları, balkon tellerinin yâreni üzüm dalları, duvarlarını ören sarmaşıkları, ahşap oymalı kapı ve pencereleriyle yaşanmışlığı dışa vuran yapılardır eski evler… Çatısı telaştan uzak akıp giden bir gölgelik. Avlusunda çocuk ve ağırlanan misafirlerin huzurlu sesleri, sokak kapısına değmiş köpek ve kedilerin telaşlı yolcu nidaları.

Gece karanlığında yıldızları ve ayı, gündüz güneşi içeri buyur eder eski sokak kapısı. Tahta gövdesi ve kulpu, paslı demir kilidiyle yılların heyecanını sokağa kapatan hudut. Gelmek ve gitmek arasında geçen en güzel hatıraları saklayan perde. Komşunun güven makamı, ev halkının mahrem örtüsü.

Kapılar, uğurlar ve kavuşturur. Arasında kalansa koca bir ömürdür. Tokmağına vurulunca temelinden çatısına kadar bütün parçalarıyla kulak verir ev bu sese. Davetkâr bir çehre, tanıdık bir hoş geldin yazılıp durur kapı her açılıp kapandığında odalara ve duvarlara…

Odaların her biri birer isimdir. Evin içi, içinde yaşayanların aynasıdır. Aynanın ışıkla buluşması da evden avluya oradan da sokağa yol alan kervandır. Yükleri sevinç, hüzün, sevgi, huzur, gözyaşı, sıcak ekmek, zeytin, taze vişne reçeli, yaprak sarması, demli bir bardak çay, yorgun ve dikenli anne elleri, baba gölgesi... Çokça merhamet, çokça kanaattir. Dizginleri ise pencerelerin elindedir.

İnce bir zar, ses geçirmez dağdır pencere. Aynı anda içe ve dışa dönük olmanın adı, samimiyetin nüvesi, tek olmanın imzasıdır… Dantel tül ve perdesi zarafetin kalesi olmasının yanında düzen ve huzura konulan küçük bir virgüldür. Kimine göre buğulu gözlerle yağmuru izlemek, kimine göre de kar tanelerine avuç açmaktır. Akşam olduğunda yanan lambalar hayatları buluşturur sokakta. Gündüz ise temiz havayı içeri almanın tek yoludur pencereyi aralamak. Komşu davetine, çocuk oyunlarına, sokak satıcılarına, mahalle camiinden süzülen ezan sesine, kuş cıvıltılarına, kaldırıma vuran ayak izlerine, ağaç dallarını ve elektrik tellerini kıpırdatan rüzgâra kulak vermektir. Göz ucuyla incitmeden âlemi sığdırmaktır dört köşesi çevrili küçük ahşap bir kutuya. Geçiyor olmanın adını ilmek ilmek dokumaktır pencere önündeki her bir saksıyla. Atılan düğümler çiçek olup açınca neşe ve mutluluğu akıtmaktır avluya. Evrene ait olmanın en güzel takdimidir belki de.

Kent yerleşiminin hoyrat yapıları arasına sıkışıp kaldı eski evler. Görünürde iç içe aslında birbirine oldukça uzak olan bu yapıların oluşturduğu düzene alışamamış buruk bir yabancı gibi. Bağına yaban eli değmiş hüzünlü ve bir o kadar da çaresiz. İçinden yaşamak geçmiş, dışı yıllara direnen pürüzlerle dolu eski bir evin tanıklığını, nefes alıp vermelerini, yeni evlerin üst üste yığılı duvarlarına, birbirine hayâsızca göz diken cam çerçevelerine, bir bütüne yerleştirilen onlarca soluksuz bedenlere, sükûtun sadece kat aralarında merdiven boşluğuna kaçmış ağlamaklı hâline, yabancılaşan yakınlığına terk ediyoruz. Sığmıyor kaçtıkça kaçıyoruz katlı evlerin üzerimize sinen toplu etiketinden. Ait olmak yerine geçiştiriyoruz anılarımızı. Ardımıza bakmadan birinden diğerine uçup duruyoruz. Heybemizi açmadan evvel bizden öncekilerin hayat artıklarını temizliyoruz. Cisimlerden kiri pası arıtıyoruz da duvarlara yazılan kim bilir kaç hayatla birlikte çoğalayım derken azalıp bitiyoruz.

Bir hayalet sessizliğinde kollarını sokaklara, kaldırım taşlarına geçirmiş her dönüşümde biraz daha çabuk gitmeye zorlanan bu yapıların tırnak izlerini ruhumuzdan nasıl sıyırıp atacağız. Sizi bilmem ama ben hâlâ aile efradına, konu komşuya, sokakta oynayan çocuklara, kuşlara, kedilere, hakkını vermiş bir hayatın suladığı ve büyüttüğü kahverengi saksıdaki çiçeğin başıma düşeceği günü bekliyorum…

Nagihan Aydın / Diyanet Dergisi

manevi ahşap oymalı huzur
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert