Advert
Günahları Küçümsemek insanı nereye götürür?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Günahları Küçümsemek insanı nereye götürür?
05.08.2018 11:00:00

 

Günahları Küçümsemek insanı nereye götürür?

Günümüzde dikkatimizi çeken en önemli yanlışımız herhalde günahları küçümsemek/önemsememektir. Kişideki “günah/haram” algısı aslında ne kadar önemliymiş, şimdi bir kat daha anlıyoruz. Bu algı aslında insanı haramlardan koruyor ona Allah korkusunu hatırlatıyor. Bütün bunlar Allah’ın koyduğu hükümler çerçevesinde oldukça insan hep kazanacaktır.

Şüphesiz ki insana tevbeden önce günahlardan sakınmak düşer. Mü’min için bu böyledir. Hadiste mü’min ve münafığın günaha karşı tavrı şöyle belirtilir: “Mü’min üzerindeki günahı, üstüne yıkılmasından korktuğu bir dağ gibi görür. Münâfık ise günahını, burnuna konup da oradan uçurduğu bir sinek gibi önemsiz görür.” (Tirmizî, Sıfetu’l-Kıyâme 49)

Evet, münafıklar ya da işlediği ve daldığı günah bataklıkları içerisinde gün geçtikçe gömülen insanlar öyle değildir. Onlar hiç umursamazlar. O halde insanın bu hale gelmezden önce yaptıklarından vazgeçmesi ve ibadete yönelmesi gerekir.

Bu konuda şöyle bir örnek var:

Adamın birisi çamurlu yoldan giderken düşmemek için gayret edermiş. Ama bir ara düşüp yuvarlanmış. Kalkınca ise hiç umursamamaya başlamış. ‘Nasıl olsa her yanım çamur oldu. Artık düşsem ne olur’ diyerek daha da batmasını normal görmeye başlamış. İşte günahların başlangıcı ve devamı da böyledir.

Hâlbuki günahı küçük görmemelidir. Bakınız küçük günahlar diye bildiğimiz hususlarda Allah Rasûlü (sav) Efendimizin verdikleri örneğe:

“Ey Âişe! Göze önemsiz gibi görünen günahlardan sakın! Çünkü bu günahlar için, Allah tarafından görevlendirilmiş bir görevli vardır. Küçük günahlar insanda bir araya gelince onu helâk eder. Tıpkı çöl bir arâzîde bulunup da, yanına kavmin işçileri gelen şu adamın hali gibi: O adam ve diğerleri odun taşıyıp üst üste yığarlar ve bir yığın meydana getirirler. Derken odun yığınını ateşe verirler ve o çölde bulunan bütün canlıları yok eder...” (Ahmed bin Hanbel, I/ 402, V/331, VI/70, 151; İbn Mâce, Zühd 29)

Yani küçük günahlar çoğaldıkça bizim canlılarımız olan iyiliklerimizi yok eder.

İMTİHAN ÂLEMİ

İnsan dünya hayatında imtihan olunmaktadır. Yüce Rabbimiz bu gerçeği şöyle beyan buyurur:

 “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (67 Mülk 2.)

İşte bu imtihanın gereği olarak insan, nefis ve şeytanla karşı karşıya gelir. Onlar insanı günahlara ve Allah yolundan saptırmaya gayret eder. Gazalî bu konuda nefsin şeytandan daha yaman olduğunu şöyle belirtir:

“Bil ki, kötülüğü emreden nefsin sana iblisten daha fazla düşman ve sana ondan daha çok zararlıdır. İblisin sana güç getirmesi de nefsinin aracılığı ve onun gayr-ı meşrû istek ve hevesleri sayesindedir. Onun için, nefsine karşı uyanık ve tetikte ol ve onun kendine mahsus hile ve oyunlarıyla seni aldatmasına fırsat verme. Bil ki, nefsin bütün davaları batıl, bütün istekleri tuzak, bütün telkinleri aldatmak ve saptırmaktan ibarettir. Nefsin gerçek durumu bu olduğu için, ona güvenip emirlerine uyarsan helak olursun; onu sorgulamaktan gafil kalırsan boğulursun, ona muhalefet etmekten âciz kalıp otoritesine boyun eğersen cehenneme gidersin.” (Gazalî, Kalplerin Keşfi, s. 29-30.)

Bu gerçeği Cenab-ı Hakk (cc) şöyle belirtir:

“Şüphesiz ki nefis insana şiddetle kötülüğü emreder.” (12 Yusuf 53.)

O halde insan bu manayı kavramalı ve onun dünya ve şehvet isteklerine karşı uyanık olmalıdır.

İSLÂM ORTA YOLDUR 

Burada bir noktayı belirtmek gerekir. Pek tabiidir ki bizler ruh ve bedenden yaratılmışız. Ne melekler gibi tam ruhânî ve nurânî ve ne de sadece hayvanlar gibi, maddeden ibaretiz. Yani hem maddî bünyemizin ve hem de manevî yönümüz olan ruh dünyamızın ihtiyaçları vardır.

Bildiğimiz gibi İslâm orta yoldur. Bedeni düşündüğü gibi, ruhu da düşünür. Çünkü birinin ihmali dengeleri altüst edecek ve insan hayatını sıkıntıya sokacaktır. Zira insanın kendi ihtiyaçları olduğu gibi, kendisine bağlı olan insanların da ihtiyaçları vardır. Hiç kimse diğerini ihmal etmemelidir.

 Tabii bu demek değildir ki, mü’min manevî yönünü ikinci plana bırakacak, onu ihmal edecek. Asla böyle de olmayacak. Zaten Allah ve Rasûlü’nün koyduğu prensiplere uyulduğu zaman, îman ve ibadet hayatı daima birinci şıkta olur ve bu durum maddî hayatı da besleyici olur. Çünkü böylesine yaşayan mü’min, eşinin ve çocuklarının birer emanet olduğunu bilir. Onlardan sorumlu olduğunu düşünerek, maddî ve manevî hayatlarını ihmal etmez.

Bu noktadan hareketle nefsin meşrû isteklerine karşı çıkılmamalıdır. Bu konuda helal ve temiz kazançla yine helal olan şeylerden istifade etmek Allah’ın emridir. Ama tabii ki israftan da kaçınmak sûretiyle. Bir kere daha bilinmelidir ki İslâm, orta yoldur ve bu unutulmamalıdır.

Daha da azla yetinmek konusu ise kişiye mahsus hallerdendir. O, takvada, verâda ve zühdde mü’minin daha ileri noktalara ulaşmasını sağlar ama bu genele teşmil edilemez. Peygamberimiz’in (sav) hayatları mü’minlere her iki yönde de örnekler sergiler.

Pek tabiidir ki bu meseleleri kavramak öncelikle ilme bağlıdır. Sonra da onu uygulamaya. Genel olarak insanlar bu noktalardan birisinde aşırılığa giderler ve pek çok sıkıntıları da beraberinde getirirler. Her iki konuda da tedavi gerekir. İşte bunun içindir ki topluma yön veren iyi yetişmiş, ilmiyle âmil, müttakî âlimlere, mürşid-i kâmillere, yani manevî doktorlara çok ihtiyaç vardır.

İyi bir eğitimden geçmemiş, İslâmî bilgileri almamış insanlar bu konuda ne yapacağını bilemeden yaşarlar. Her önüne gelen yöne gider ve onları sorgulama ihtiyacını hissetmezler. Bundandır ki onlar için ve onlara tabi olanlar için tehlikeler çoktur.

Nefsin dünyaya ve şehvete olan düşkünlüğü düşünülecek olursa, ona karşı insanın muhkem bir kale gibi olması gerekir. Yoksa şeytan da zaten nefsin yanında ya da arkasında onun en büyük destekçisi olduğu için, tehlikeler iyice artar ve insanı kuşatır.

Allah (cc) insana akıl vermiş, onu başıboş bırakmamıştır. Peygamberler ve kitaplar ışığında insan aklını kullanarak Rabbine yönelmeli ve ebedî olan âhiret yurdunu kazanmalıdır. Akıllı insan da budur. Yoksa aklı olduğu halde onu şehvet ve arzularının peşinde koşturan değildir. Hz. Mevlâna’nın tabiriyle böyle bir akıl, “bataklığa saplanmış merkebe benzer.”

NEFSİN ARINDIRILMASI 

Âyet-i kerîmelerde arınan ve arınmayan insana şöyle vurgu yapılır:

“Kendini arıtan saadete ermiştir. Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.” (91 Şems 9-10.)

Evet, nefsi arındırmak gerekir. Onu iyi bir hale getirmeli, terbiye etmelidir. Yoksa insan iflah olmaz.

Cenab-ı Hakk kulunun daima destekçisidir. Ona merhamet eder. Bu durum günah işleme konusunda bile böyledir. Bakınız şu hadis-i şerife:

Ebû Hureyre’den (ra) gelen bir rivayette Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah: ‘Kulum bir kötülük yapmak isterse bunu işleyene kadar onu yazmayın. Eğer işlerse onu aynen yazın. Eğer bunu Benim için işlemezse onu kendisi için bir iyilik olarak yazın. Yine bir iyilik yapmak ister de bunu yapmazsa onu kendisi için bir iyilik olarak yazın. Eğer bunu yaparsa onun aynısını kendisi için ondan yedi yüz katına kadar yazın,’ buyurur.” (Buhârî, tevhid 35; Müslim, imân 203, 205.)

Bu ne derece merhamettir ki, kul günah işlemeye niyet ediyor, sonra da Allah korkusu galebe çalınca vazgeçiyor da, Allah bu kuluna iyilik yazılmasını emrediyor. Yine bir iyiliğe niyet ettiği halde yapamazsa bir iyilik, yaparsa yüzlerce kat sevap yazılıyor.

Evet, insan hep imtihandadır ve başarı elde ettikçe de bu derecesi arttırılıyor. İnsan pek çok şeyle imtihan olunur. Malı, evlâdı, sağlığı ve diğer şeyler. Kazancının nasıl oluşu, nereye harcadığı, rızkının bolluğu ya da darlığı ve benzerleri gibi… Durumuna göre önüne gelen kötü ve haram olan şeylerle de; içki, kumar, zina, faiz, dövme, sövme, öldürme, ifira, rüşvet ve diğerleri. Sonra da onlardan daha küçük günahlar. Hâlbuki Allah kulunu günahlardan kıskanır. Efendimiz (sav) bunu şöyle haber verir:

“Hiç şüphesiz Yüce Allah kıskanır. Allah Teâlâ’nın kıskanması, Allah’ın kuluna haram kıldığı şeyi kişinin işlemesidir.”  (Buharî, nikâh 107.)

Evet, bütün bunlardan mü’minin kaçınması gerekir. Bunun için de insanın onların haram ve kötü oluşlarıyla kişiyi bataklığa sürükleyeceğini bilmeli, bunlarla uyarılmalıdır. 

GÜNAHLARDAN KAÇINMAKTA ALLAH KORKUSUNUN ETKİNLİĞİ 

Şu çok iyi bilinen bir gerçektir ki, insan sağlam bir inanca sahip olduğu zaman, inancının gereğini yerine getirir. İşte Allah’a inanan ve O’nun hesaba çekeceğini kesinlikle kabul eden kimse de ne kendisine, ne aile fertlerine ve ne de topluma zulmeder. Her zaman ve mekânda Rabbinin kendisini gördüğünü ve bir gün yaptıklarının hesabını soracağını bilir ve buna uygun bir şekilde yaşar. Allah da (cc) kullarını bu konuda daima uyarır:

Ey inananlar! Allah'tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın; Allah'tan sakının, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.” (59 Haşr 18.)

And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik.” (4 Nisa 131.)

Allah’ın bahşedeceği hidayetin ise Allah korkusuna sahip olanlara ait olduğu bildirilir:

“Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.” (7 A’raf 154.)

Böylesi kulların sonsuz nimet ve lûtuflardan istifade edeceğini de yine âyet-i kerîmelerde görürüz.

“Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (33 Ahzab 70-71.)

“Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır.” (67 Mülk 12.)

İşte böylesine bir çekinme duygusu insanı topluma zarar vermekten de alıkoyan en müessir bir teşkilattır. Bir teşkilat diyoruz, çünkü bu hal onu her durum ve mekânda kuşatır. Kapkaranlık bir gecede ve insanların olmadığı bir mekânda da olsa, kendisini gören ve bir gün hesaba çekecek olan Rabbinin varlığını hisseder ve buna göre bir davranış ortaya koyar. Böylesi bir îmandan mahrum olanlar ise, fırsatını bulduğu ilk anda hemen günah ve kötülüklere dalıverir. 

Allah bizleri ve nesillerimizi takva ile süslesin, hayır ve iyilikler peşinde koşanlardan eylesin!

Muzaffer Dereli / Diriliş Postası

nefis iyilik mükâfat bağışlanma
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert