Advert
Hayatımızı Kolaylaştıran bazı İcatların Dünyada Kullanış Ve Türkiye’ye giriş tarihleri!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Hayatımızı Kolaylaştıran bazı İcatların Dünyada Kullanış Ve Türkiye’ye giriş tarihleri!
29.01.2018 11:15:28

 

Hayatımızı Kolaylaştıran bazı İcatların Dünyada Kullanış Ve Türkiye’ye giriş tarihleri!

Matbaanın Osmanlı Devleti’ne çok geç giriş yaptığı üzerinde çeşitli dedikodular vardır.

Zamanın el yazma ustaları tarafından matbaaya karşı mesafeli duruştan dolayı kitapların seri ve sayıca çok fazla basılmasının engellendiğine inanılır.

Peki, bu doğru mudur?

Ve diğer İcatlar batıda ne zaman kullanılmaya başlanmış ve Türkiye’ye ne zaman girmiştir?

MATBAANIN İCADI

Dünyada ilk baskı aracının yani matbaanın Johann Gutenberg tarafından Almanya'nın Strasburg kentinde 1440 yılında gerçekleştirildiği kabul edilir.

Matbaanın Osmanlı Devleti’ne giriş tarihi ise, bilinçli olarak ortaya atılan ve Osmanlı’yı gelişmeye kapalı olarak uydurulan yalanların aksine Guttenberg’ten sadece 33 yıl sonra Osmanlı’ya girmiştir.

O dönemin şartları göz önüne alındığında gayet normal sayılabilir.

Çünkü ileride göreceksiniz ki, bu çağdaki icatlardan televizyon 40, internetin ise 20 yıl gecikmeyle ülkemize giriş yapmıştır.

BENZİNLİ OTOMOBİL

Benzinle çalışan ilk otomobil, Alman asıllı Gottlieb Daimler tarafında 1887 yılında üretildi.

Osmanlı Devletinin ilk otomobil ile tanışması Daimlerin ürettiği tarihten 8 yıl sonra, 1895 yılında Anadolu yakasının Fenerbahçe semtinde oturan Iraklı tüccar Züheyirzade Ahmet bey’in ithal ettiği kırmızı üstü açık bir araba ile olur. N.S.U marka olan bu araba saatte 20 km hız yapabilmektedir.  İlk araba olması dolayısıyla kendisinin tanımlanması da bir hayli güç olmuştur. İthal edilen arabanın gümrükten geçirilme kısmı geldiğinde ise memurlar bu cisime verecek isim bulamamışlar ancak kendilerine yapılan açıklamalar neticesinde “zatü’l-hareke” araba, yani kendiliğinden hareket eden araba olarak kayıt etmişlerse de bu isim güç olduğu için kullanımı yaygınlaşmamış, bunun yerine otomobil denmesi daha uygun görülmüştür.

ELEKTRİĞİN ENERJİ OLARAK KULLANILMASI

Sürtme ile meydana gelen statik yani durgun elektrikten başka, akan elektriğin bulunuşu İtalyan bilim adamı Alessandro Volta’nın 1800 yılında yaptığı deneylerle başlar. Alessandro Volta ilk elektrik pilini ve bundan da ilk elektrik akımını elde etmeyi başarmıştır.

1729 yılında ise, Stephen Gray, bazı maddelerin (örneğin metaller) bir yerden başka bir yere elektrik ilettiklerini keşfetti. Bu tür maddeler “kondüktör-iletken” diye tanımlandı.

Aynı doğrultuda son derece önemli bir başka adım, 1733 yılında Du Fay adında bir Fransızın negatif ve pozitif elektrik yüklerini bulması olmuştur. Du Fay, negatif ve pozitif şarjların (elektrik yüklerinin),iki ayrı tür elektrik olduğunu sanmıştı. Yine de, elektriğin gerçeğe en yakın tanımlamasını yapan Benjamin Franklin‘dir.

Elektrik konusunda en önemli gelişmelerin, 1800 yılında Alessandro Volta tarafından ilk pilin (bataryanın ) keşfiyle başladığı tartışma kabul etmeyen bir gerçektir. Söz konusu batarya, ilk devamlı ve güvenilir elektrik kaynağı olmak niteliğiyle, öteki buluşlar ve uygulamalar yolunda dünyaya kılavuzluk etmiştir.

Humphry Davy,  1808 de elektrik akımı taşıyan iki kömür elektrodu birbirinden ayırarak  bir ark oluşturmayı başardı ve böylece elektriğin ışık ya da ısı enerjisine dönüşebileceğini gösterdi. 1820 yılında Hans Christian Orsted, içinden elektrik akımı geçen bir iletkenin yakınındaki bir mıknatıs iğnesinin saptığını  gözlemleyerek, elektrik akımının iletken çevresinde bir magnetik alan oluşturduğu sonucuna vardı.

1900’lerin başında Sırp asıllı Amerikalı mühendis, mucit ve elektrik sihirbazı Nikola Tesla ticari elektriğin doğuşuna önemli katkı sağladı. Edison ile birlikte çalıştı ve daha sonra elektromanyetizma alanında birçok devrimci gelişmeye katkıda bulundu. Alternatif akım (AC), AC motorları ve çok fazlı elektrik dağıtım sistemi ile ilgili yaptığı çalışmaları devrim niteliğindedir.

Daha sonra Amerikalı mucit ve sanayici George Westinghouse, Tesla’nın alternatif akım motorunu satın aldı ve geliştirdi. Westinghouse, Tesla ve diğerlerinin çalışmaları elektriğin geleceğinin doğru akımdan ziyade Alternatif akımda olduğunu gösterdi.

Elektriğin enerji olarak kullanılması 1880’lerde başlamıştır. Bundan önce bu safhaya gelmeye zemin hazırlayan pek çok çalışmalar yapılmıştır.

1866’da Alman Weiner von Siemens’in jeneratörlerde mıknatıs yerine elektromıknatısı geliştirmesiyle yüksek güçte jeneratörlerin kullanılması sağlandı. 1880’lerde Thomas Edison’un ampulü keşfiyle elektrik enerjisi aydınlatmada kullanılmaya başlanmıştır.

Elektrik enerjisinin yaygınlaşmasıyla birlikte dünyada meydana gelen değişimden Osmanlı’da etkilenmiş, bu ihtiyacın karşılanması ve arzına ilişkin çalışmalar ülkemizde de başlatılmıştı.

Türkiye'de elektrik enerjisi II. Abdülhamid sayesinde 1902 yılında Tarsus'ta kurulan bir hidroelektrik santral ile üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır.

İlerleyen yıllarda başkent İstanbul olmak üzere Osmanlı’ya bağlı olan Beyrut, Selanik ve Şam şehirleri özel sektör tarafından elektriklendirilmiş, bu alandaki teknolojik ilerlemeler, yatırımlar ve artan talep neticesinde yasal düzenleme yapılması ihtiyacı doğmuştu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda elektrik üretim ve dağıtımının yapılabilmesi için öncelikle 10 Haziran 1910 tarihli “Menafi-i Umumiyyeye Müteallik İmtiyazat” adlı mevzuat hazırlanmış, bununla birlikte bir santral kurulması için devlet tarafından ihale açılmıştı. Bu ihaleyi Avusturya-Macaristan sermayeli “Ganz Elektrik Şirketi” kazanmış ve devletten elektrik üretim-dağıtım imtiyazını Rumeli cihetinde 50 yıl süreyle satın almıştı.

 Ganz Şirketi, İstanbul merkezli olarak “Osmanlı Anonim Elektrik Şirketi” adıyla Haliç’te kurumsallaştı. Başkente elektrik verilmesi için çalışmaya ve etütler yapmaya başlayan şirket, burada hidroelektrik üretimi için uygun su kaynağı bulamayınca kömür yakıtlı bir tesis kurulması yönünde karar aldı. Plana göre santral Haziran 1913'te tamamlanacaktı.

Ancak Balkan Savaşı ve Eylül 1913’te meydana gelen selin meydana getirdiği hasar nedeniyle bu süre uzadı. Neticede İstanbul’un elektrik ihtiyacını karşılayan ilk santral olan “Silahtarağa Termik Santrali” 11 Şubat 1914 tarihinde açılabildi. 20 Şubat’ta üretilen elektrik ilk olarak İstanbul tramvaylarına ve Dolmabahçe Sarayı'na, üç gün sonra da Beyazıt, Tozkoporan ve İstinye'de yer alan üç indirici merkezden özel tesisatlara verilmeye başlandı. Aynı yıl tüm hisseleriyle bir Belçika şirketi olan SOFINA’ya devredilen santral,  1950’li yıllara kadar İstanbul’un tek elektrik santrali olarak faaliyet gösterdi.

Savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu dağılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulunca santralin ve dağıtımın işletmesini yapan SOFINA şirketi de 17 Haziran 1923 yılında devletle yeni bir sözleşme yaptı ve adını “Türk Anonim Elektrik Şirketi” olarak değiştirdi. Çalışmalarını hızlandıran SOFINA, İstanbul'un ev, fabrika ve sokaklarını hızla aydınlatırken, elektrikle çalışan elektrik süpürgesi, ütü, çamaşır makinesi, ekmek kızartma makinesi, fırın, ısıtma ve soğutma cihazları, motor gibi aletler de satmaya başladı.

TELEFONLA NE ZAMAN TANIŞTIK

Fransız Claude Chappe 1793'te icat ettiği mesaj iletme makinesine, yani telgrafın icadından 83 yıl sonra, 1876'da Alexander Graham Bell, ilk kez konuşmaları teller aracılığıyla iletmeyi sağlayan telefonu icat etti.

Türkiye'de ilk telefon 1908 senesinde kullanılmaya başlandı.

Kadıköy ve Beyoğlu santralleri 1911 senesinde hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santralı 1926 senesinde Ankara'da kuruldu.

RADYONUN İCADI

İtalyan kaşif Guglielmo Marconi radyonun babası olarak kabul edilir. İngiliz bilim adamı James Maxwell 1865 yılında elektronik olarak üretilen radyo dalgalarının yayılma teorisini kurmuş ve Alman fizikçisi Heinrich Hertz, 1888 yılında Maxwell'İn teorisini pratik olarak gerçekleştirerek bu konuda öncülük etmişlerdir.

 Marconi ile birlikte 1898 yılında ilk radyo resmen doğmuş oldu. İlk kullanımı gemiden sahile haberleşme içindi. 1923 yılında yüksek frekans radyo dalgalarının iyonsfer'e çarparak dünyaya döndüğü ispatlanınca radyo, deniz aşırı haberleşme de dahil olmak üzere hızla yaygınlaştı.

Başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de ilk radyo denemelerini gerçekleştirenler amatörlerdi. Bu amatör radyocular kendi ürettikleri basit alıcılarla yabancı radyoları dinlemişler ve dar kapsamlı yayın denemeleri yapmışlardır. 1921 yılında Muallim Mektebi’nde verilen bir musiki konserinin İstanbul Üniversitesi’nde radyo vasıtasıyla dinletildiği de kayıtlar arasındadır.

DÜNYADA İLK TELEVİZYON VE TÜRKİYEYE GİRİŞİ

İskoç asıllı mucit John Logie Baird televizyonu hayali doğrultusunda çalışarak ilk televizyon prototipini bir lavabo ve çay tenekesi kullanarak 1926 yılında icat etmeyi başarmıştır.

Ayrıca tarihteki ilk görüntü işlemeyi başaran kişi olmayı da başardı. Bu aygıta Televisor adını vererek ilk televizyonun adımlarını atmıştır.

Daha sonra Baird, Televisor’un projeksiyon lambasını daha kaliteli görüntü almak amacı ile bisküvi tenekesiyle kaplar.

ilk televizyonun yapımı sırasında bir dikiş iğnesi, karton ve bisküvi kutusu kullanarak yapmıştır. İlk görüntü işleyen mekanizma başarılı bir şekilde ilk denemesinde görüntüyü kaydetmiştir.

İlk Televizyon Yayını

Baird, 1928 yılında Kraliyet enstitüsüne tanıtarak buluşunu tanıtma fırsatı bulmuştur. Bu sayede 1926 yılında ilk televizyon yayınını gerçekleştirmiştir. İlk televizyon tanıtımından sonra o dönemde pek fazla ilgi duyulmamıştır. Bunun sebebi ise o dönemde çok rağbette olan radio etkili olmuştur. Fakat 1929 yılında gazete ve radio alanında önemli bir konumda olan BBC şirketinin desteği ile ilk tv istasyonu kurulur.

Televizyonun Türkiye’ye Gelişi

Türkiye’de ilk televizyon yayını 1952 yılını bulduğu bilinmektedir.

İTÜ TV yaklaşık 20 yıl İstanbul halkına yayın yaptığı gibi televizyonun Türkiye’ye girmesine öncülük etmiş ve televizyonculuk noktasında teknik ekipmanların ve ekibin geliştirilmesini sağlamıştır.

BİLGİSAYARIN TARİHİ

Amerikalı matematikçi ve fizikçi John V. Attanosoff ilk elektronik dijital bilgisayarı geliştiren kişi olarak tarihe geçti. Bu bilgisayarı 1939-1942 arasında öğrencisi Clıfford E. Berryn’in yardımıyla tamamladı ve Atanossof-Berry Computer (ABC) adını verdi. Bu bilgisayarlarda vakum tüpleri kullanılıyordu ve fizikte kullanılan lineer denklem gruplarını çözmek için geliştirilmişti.

1942’de John P. Ekcert, Jhon W. Mauchly ve Pensilvania Üniversitesi Elektrik Mühendisliğindaki meslektaşları bu işi gerçekleştirebilecek yüksek kapasiteli bir elektronik bilgisayar geliştirmeye karar verdi. Bu makine ENIAC (Elektrical numerical integrator and calculator; Elektrikli numerik birleştirici ve hesaplayıcı) adıyla tanındı. Amerikan ordusu tarafından finanse edilen proje, 487.000 dolara mal oldu.

1953 itibariyle dünyanın yaygın olarak üretilen ilk bilgisayarı IBM 650, Türkiye'ye 1960 yılında geldi. Türkiye'nin ilk bilgisayarı olma özelliğini taşıyan IBM 650, bugünün bilgisayarlarından son derece farklıydı.

İNTERNET

İnternetin köklerini 1962 yılında J.C.R. Licklider'in Amerika'nın en büyük üniversitelerinden biri olan Massachusetts Institute of Tecnology'de (MIT) tartışmaya açtığı Galaktik Ağ kavramında bulabiliriz. Licklider, bu kavramla küresel olarak bağlanmış bir sistemde isteyen herkesin herhangi bir yerden veri ve programlara erişebilmesini ifade etmişti. Licklider 1962 Ekim ayında Amerikan Askeri araştırma projesi olan İleri Savunma Araştırma Projesi'nin (DARPA - Defense Advensed Research Project Agency) bilgisayar araştırma bölümünün başına geçti. MIT'de araştırmacı olarak çalışan Lawrance Roberts ile Thomas Merrill, bilgisayarların ilk kez birbirleri ile 'konuşmasını' ise 1965 yılında gerçekleştirdi.

1966 yılı sonunda Roberts DARPA'da çalışmaya başladı ve ARPANET isimli projesi önerisini yaptı. ARPANET çerçevesinde ilk bağlantı 1969 yılında dört merkezle yapıldı ve ana bilgisayarlar arası bağlantılar ile internetin ilk şekli ortaya çıktı. ARPANET'İ oluşturan ilk dört merkez University of California at Los Angeles (UCLA), Stanford Research Institute (SRI), University of Utah ve son olarak University of California at Santa Barbara (UCSB) idi (Gromov, 1998).

1971 yılında Ağ Kontrol protokolü (NCP-Network Control Protokol)ismi verilen bir protokol ile çalışmaya başladı.

1972 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen Uluslararsı Bilgisayar İletişim Konferansı (ICCC- International Computer Communications Conference) isimli Konferansta, ARPANET'in NCP ile başarılı bir demontrasyonu gerçekleştirildi. Yine bu yıl içinde elektronik posta (e-mail) ilk defa ARPANET içinde kullanılmaya başladı. NCP'DEN daha fazla yeni olanaklar getiren yeni bir protokol, 1 Ocak 1983 tarihinde İletişim Kontrol Protokolu (Transmission Control Protokol/ internet protokol - TCP/IP) adıyla ARPANET içinde kullanılmaya başladı. TCP/IP bugün varolan internet ağının ana halkası olarak yerini aldı.

1980 yılların ortasında Savunma Bakanlığı'na bağlı (DoD) Amerikan askeri bilgisayar ağı, ARPANET'ten ayrıldı ve MILITARY NET adı ile kendi ağını kurdu. 1986 yılında Amerikan bilimsel araştırma kurumu 'Ulusal Bilim Kuruluşu' (NSF), ARPANET için ülke çapında beş büyük süper bilgisayar merkezi kurulmasını içeren kapsamlı bir öneri paketi öne sürdü. ARPANET Amerikan hükümetinin sübvansiyonu ile NSFNET olarak düzenlendi. 1987 yılında yeniden düzenlediği internet yapılanması planı ile NSFNET yedi bölgesel nokta üzerinde 1.5 Mb/s (daha önce 56 Kb/s idi) güçlü bir omurgayı işleteceğini duyurdu.

İnternet‘e çeşitli şekillerde, başlangıcından 1994 yılı sonuna kadar 110 ülke, 10,000 bilgisayar ağı, 3,000,000 dan fazla bilgisayar ve 25 milyonu aşkın kullanıcı bağlanmıştır.

İLK CEP TELEFONU

İlk cep telefonunu bulan kişi, 1973 yılında Martin Cooper’dir. Cooper, Motorola firmasında sistem bölümü müdürü olarak çalışıyordu.

1973 yılında icat ettiği “Motorola DynaTAC” model isimli cep telefonu ile Finlandiya’da ilk görüşmeyi yapmıştır. Ancak bu cep telefonu günümüzdekilerden çok farklı olarak büyük boyutları ve ağırlığıyla dikkat çekiyordu. (850 gr ağırlığındaydı) Bataryası 20 dakikadan fazla dayanmıyordu. 1980’lerde birçok film ve sette, ünlüler tarafından konuşmak için bu telefon kullanıldı.

GSM

1982 yılında, Avrupa Telekominikasyon Standartları Komitesi, GSM (Global System Mobile) oluşturdu.

Türkiye'de ilk cepten konuşma

Türkiye'de ise ilk cep telefonu görüşmesi 23 Şubat 1994 tarihinde 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile dönemin Başbakanı Tansu Çiller arasında gerçekleşti.

Türkiye'de ilk GSM operatörü ise aynı yılın Mart ayında 900 Mhz frekansında hizmete başlayan Turkcell oldu. Turkcell'i iki ay sonra hizmete başlayan Telsim takip etti. O yıllarda telefon görüşmesi yapmak dışında bir servis sunamayan ve sadece büyük şehir merkezlerini kapsama alanına alan GSM operatörleri üzerinden telefon görüşmesi yapabilmek için fiyatları 1000-2000 dolar aralığında olan cep telefonlarından almak gerekiyordu.

Matbaa ilk otomobil İlk cep telefonunu
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert