İnsanın Süsüdür Tevazu
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İnsanın Süsüdür Tevazu
28.10.2018 14:00:04

 

İnsanın Süsüdür Tevazu

Tevazu; alçakgönüllü olmak, kibirden, kendini beğenmişlikten, böbürlenmekten, mağrurane duruştan uzak kalmaktır. Hak karşısında “hiç” olmanın idrakine erebilmektir. Makam mevki, mal mülk, ilim, güç, güzellik gibi herhangi bir nimete sahip olma sebebiyle bunlardan mahrum olanlara karşı üstünlük iddia edip haksızlık yapmamaktır. Tevazu, müminin temel ahlaki özellikleri cümlesindendir. Müminin her hâl ve hareketinde, giyim kuşamında, duruşunda, yürüyüşünde,  konuşmasında tevazu okunmalıdır.

Mümin, toplumun ilgi ve himayeye muhtaç kesimlerine, yoksullara, düşkünlere şefkat ve alaka göstermeli; insanlarla ülfet etmeli; saygı, muhabbet ve merhamet duyguları içerisinde bulunmalıdır. Güler yüzlü olmak, gönül almak, hâl hatır sormak, dertleşmek tevazunun gereğidir. Kişi; sahip olduğu makam ne olursa olsun Allah’ın kulu olduğunu ve kulluk acziyeti içinde insanlarla güzel geçimin, güzel kelam ve muhabbetin, Müslümanların dertleriyle ilgilenmenin gerekliliğini unutmamak durumundadır. Halk arasında burnu büyük olmak diye tabir olunan kendini beğenmek, alçakgönüllü olmaktan uzaklaşmak, insanlara tepeden bakmak Allah’ın ve kullarının razı olmayacağı kötü hasletler arasındadır.

Tevazu, rahmet peygamberi Hz. Muhammed’in kavlî ve fiilî sünnetidir.  Bir gün kendisi ile görüşmek için gelen kişi heyecandan titremeye başlayınca “Sakin ol! Ben kral değilim. (Güneşte) kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” (İbn Mâce, Et’ıme, 30.) diyecek kadar mütevazıdır o. “Allah bana, mütevazı olup birbirinize karşı övünmemenizi ve birbirinize haddi aşan davranışlarda bulunmamanızı vahyetti.” (Müslim, Cennet, 64), “Allah için tevazu gösteren kişiyi Allah ancak yüceltir.” (Müslim Birr, 69.) buyurmak suretiyle tevazunun mümin için bir temel ilke ve davranış biçimi olduğunu ilan etmiştir.

Tevazunun zıddı kibirdir. Allah Resulü kibri şöyle tanımlar: “Kibir, hakikati inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.” (Müslim, Îmân, 147.) İnsan kibirden men edilmiştir. Kur’an’da “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman, 31/18.) buyrulmaktadır. İnsana düşen, kendini diğer insanlardan üstün görmemek, kibre kapılmamaktır. İlahî nefha taşıyan, ete kemiğe bürünüp insan diye görünen, balçıktan var edilen âdemoğlu; kibri değil toprak gibi tevazuyu, mahviyeti, verimliliği, bereketi temsil etmelidir.

“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.“ (Müslim, Îmân, 147.), “Müslüman kardeşini küçük görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr, 32.) hadis-i şerifleri ile Allah’ın elçisi, insanların kibirden uzak durmalarını ve tevazuyu ilke edinmelerini öğütlemiştir. “Kibirlenip insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde çalımla yürüme; çünkü Allah kurulup öğünenlerin hiç birini sevmez.” (Lokmân, 31/18.) ayetinde de belirtildiği gibi nefislerimizi ve nesillerimizi büyüklenmekten korumak ve tevazuyu elden bırakmamak sorumluluğumuz vardır.

Kimi zaman soy, güzellik, zenginlik, ilim, makam mevki gibi nimetler, insanı kendini beğenmeye sevk eder. Kendini beğenmekten de kibir, şükürsüzlük, kendini övme gibi afetler doğar. Böylelerine genellikle nasihat da fayda etmez. Zira en iyi olarak kendilerini bilir, buna inanır, başkalarını küçümserler. Kendini beğenme, sebebi cahillik olan bir ahlaki hastalıktır. Bunun çaresi de ilim ve marifettir, hikmeti ve irfanı içselleştirebilmektir.

Günümüzde bencilliğin, benmerkezci olmanın, kendini beğenmenin ve başkalarını küçük görmenin yaygınlaştığı bir ortamla karşı karşıya olan insanlık, bunun olumsuz yansımalarını yaşamaktadır. Çare, “ben/nefis/ego” demekte değil “biz/insanlık/toplum” diyebilmektedir. Erdemli birey, erdemli toplum olabilmek; iyiliği, sevgiyi, merhameti, insana hürmeti, saygıyı ve güzel ahlakı egemen kılabilmektedir. Bencil, kendini beğenen, kibirli yetişen insanların kendi içinde ve toplum bazında huzurlu ve ahenkli bir hayat sürebilmeleri mümkün değildir.

“Rahmân'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selâm!’ der (geçer)ler.” (Furkân, 25/63.) Alçak gönüllü, mütevazı olması gereken Müslümanlar aynı zamanda vakurdurlar. Vakar ve tevazu sahibi olan mümin; insanlar arasında mevki, sosyal statü, iktisadi durum ayrımı yapmaz ve insanları küçük görmez. Mümin; izzet, haysiyet sahibidir. İnsana değer verir fakat vakar hususunda aşırı gitmez çünkü vakar hususunda aşırıya gitmek de kibre kapılmaya yol açabilir. Bunun yanı sıra başkalarının küçük düşürücü davranışlarına katlanmak, aşağılanmalara rıza göstermek mütevazı olmak değildir. Kişi; kibirden, büyüklük taslamaktan uzak olmalı; bununla birlikte mekânın ve zamanın gerekli kıldığı, insan haysiyetine yakışan tavrı ortaya koymalıdır.

Rahman katında değer ölçüsü, takva bilinci içinde olmaktır. Kur'an’da şöyle buyurulur: “Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13.) Bu bakımdan insanların kendilerini üstün görmeleri doğru değildir. Yine Allah, Kur’an’da; “…Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar…” (Mâide, 5/54.) buyurmak suretiyle kullarını alçakgönüllü olmaya çağırır.

Öyleyse, kibirlenmekten Rabb’imize sığınalım. Her daim bizi birbirimize yakınlaştıracak salih amelleri, selamı, ülfeti, muhabbeti ve tevazu içinde olmayı tercih edelim. İnsan için en güzel ziynet olan tevazuyu kuşanalım.

Rabb’im tevazu ver bize. Ver ki katındaki derecemiz yücelsin…

Dr. Bahattin Akbaş / Diyanet Dergisi

Tevazu kibir Mümin
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert