İslam Ve Tarih Ölçüsü
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İslam Ve Tarih Ölçüsü
01.10.2018 14:32:17

 

İslam Ve Tarih Ölçüsü

Peygamberler olmasa, medeniyet olmazdı; insanlık olmazdı.

Ruh” gibi, zamanın da ölçülüp-biçilebilir, gösterilebilir, dokunup-ellenebilir bir keyfiyet olmadığı gözönünde tutulursa, tabiat plânı karşısında ifâdesiz olan insan, onsuz “oluş”un olmadığını bildiği zamanı da yalnız şuurda mevcut bir hakikat ve tabiat plânının (madde-mekân) karşıtı olarak tanıyor ki, şuurun “görüntü”ler boyunca zaman tezahürlerinden anlıyor olması, neticede, âlemde gerçekleşmelerle ortaya çıkan her kültür, insan ve insandaki tabiat görünüşünün, bilinmez “yekpare ân-Küllî Ruh”un temsilcisi olmasıdır; her kültür ve giderek her insanın farklılığı, bu gerçekleşmenin göstericisi olarak insanı kader sırrının önüne getirir.

Bütün insanî iş ve verim şubelerinin ruha bağlı bir zaruretinin derecelerini temsil etmesi, ihtiyaçların mücerret ruh ve fikir ihtiyacının doğurduğu bir zaruret olması, insanın “bildiren olmasa bilemeyeceği”, insan faaliyetlerinin ahlâkî karakter belirtmesi, en iptidaî toplumların bile bir kültür ve medeniyet vahidi teşkil etmesi, dilsiz hiçbir kültür olmaması, insanın kendisini, çevresini, topluluğunu dille tanıması ve eserlerini dile borçlu olması, evet, bütün bu hakikatler, insanlık tarihi boyunca gelmiş bütün medeniyetlerin “Peygamberler Tarihi”nin salkım saçak görünüşlerini temsil etmesini açıklar.

Peygamberler olmasa, medeniyet olmazdı; insanlık olmazdı. “Mutlak Fikir”in bildiricisi ve “Mutlak Tatbikçi”si Peygamberler, belli başlı bir zaman ve mekândaki “hakikatin hakikati” kendilerinde olan “ferdi” ve yapılması gerekenin “gerekli olan”a mutlak uygunluğunu temsil ediyorlar. Onların her biri, toprak seviyeli bütün iş ve oluşların GAYESİ noktasını, iç âlem düzeninin hakikatini, BÜTÜN TEZ VE ANTİTEZLERİN kendilerine nisbet edildiği zamanüstü “Mutlak Ölçüler”in tek kök topluluğunu temsil ediyorlar. Hakikatlerinin hakikati ise, merkezde, Hakikat-i Ferdiyye; yekpare zaman ve mekân onun emrinde… O ki, Gaye İnsan ve Ufuk Peygamber… Baş ve son O… Sözkonusu hakikate binaen:

-“Bu bakımdan semavi dinlerin kendi içlerinde ve İslâm’ a nisbetle muhasebeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü din yalnız İslâm’dır. Peygamberler bir bayrak yarışçısı olarak yola çıkmışlardır. HER PEYGAMBER BELLİ BAŞLI ZAMAN VE MEKANIN PEYGAMBERİ… Bayrağı öbürüne teslim ederek, öbürü daha öbürüne teslim ederek aslî sahibine kadar gelmiştir. Ve nihayet bayrak TOPYEKÜN ZAMAN VE MEKANIN PEYGAMBERİNDE KARAR KILMIŞTIR. Hepsinin ismi İslâm ve hepsinin toplandığı yer, bütün mânâsıyla gerçek İslâm… Bu bakımdan dinlerin kendi aralarında ve İslâma göre nisbete ihtiyaçları yoktur.”

O hâlde: Tefekkür tarihi boyunca görülen bütün düşünceler, kendi çıkış zamanlarındaki dinin mihengi içinde… Allahsız düşünceler de dinin antitezi olarak, hakikati tersinden gerçekleştirici ve görünüşlerini dine borçlu; herşey zıddıyla kaimdir ve tez olmadan antitez olmaz. Semavi olmayan dinler ve tahrif -edilmişi gösterenler de antitez grubundaki derecelerde… Bu, aynı zamanda antitez cephenin de hep tekrardan yenilenişini gösteriyor. Nasıl ki, maddeci de maddeci görüşünü ruhî çaba ile kuruyorsa, Peygamberlerin getirdiğine imân etmeyenler de, bütün tonlarıyla, onların getirdiğinin tersine nisbetiyle zamanlarının temsilcisi oluyorlar.

Peygamberler vasıtasıyla bildirilen Allah kelâmı ve bunun Peygamberler tarafından “tatbik”inin görünüşünden başlayarak her düşünce, alta ve mevzuların özelliklerine, bir mevzuun kendi derecelerindeki meselelerde “uygulama” görünüşlerine kadar, daima alta göre “esas” üste göre “usul” belirtir. MUTLAK FİKİR’den başlayarak, “Şeriat’a aykırı hiç bir hakikat olamaz, çünkü hakikatler Allah’ın tecellisidir” hikmeti gözönünde tutulursa, ihtiyaçların “tatbik edilmesi gerekenler” çerçevesinde görünüşü, her Peygamber döneminin ayrı bir İHTİYACI DOĞURUCU ALET zamanı oluşu ve ihtiyaçların ALETE nisbetle görünüşüdür… Ki, bunun idraki hiçbir ölçüye dayandırılmaksızın uydurma bir “medeniyet tarihi” anlatımına ve yine hiçbir ölçü belirtmeden aptal bir “ileri-geri” tekerlemesine de açıklık getirmektedir.

Her şeyden önce şu anlaşılmalıdır:

“Gaye İnsan Ufuk Peygamber” ve O’nun sahabe kadrosu, kronolojik zaman sırasıyla “ileri-geri” tekerlemesi yapanların tersine, en üstün kültür ve medeniyeti temsil ederler; onlar iç âlem düzeninin hakikatinde yaşayanlar… Eğer ölçü, tabiat ve eşya plânındaki kemmiyet çokluğunda veya çeşitliliğinde sanılıyorsa, bizden sonra birkaç bin insanın yaşadığı tasavvur edilen bir dünyada gökdelen dikilmesine lüzum kalmayacağı için, bizden geri (!) olacaklar demektir… Yine bu ölçüye göre bir Sokrat, bir dangul dungul adamın tanıdığı eşya kadrosundaki ürünleri bilmediği için ilkel ve geri (!) Ayıp yahu!..

İnsanlık tarihi boyunca, fert ve toplum olarak insanlık memuriyetine uygun oldukça veya olamadıkça ilerilik ve gerilik; ölçü bu… Buna göre, medeniyet ve kültürler arasında hakikatin hakikati açısından değer ölçüsü koyabilmenin ancak ahlâk, ahlâkın bağlı olduğu imân, imân ve ahlâkın hakikatini temsil eden “İslâm”la mümkün olabileceği ortada. Aksi takdirde her medeniyetin ayrı değer hükümleri ihtiva etmesinden hareketle, bunlar arasında bir derecelemeye gidilemeyeceği de açık; her insan ve kültürün değer ölçüsü kendine… Ve hakikatlerinin değeri, hakikatin hakikati hâlinde sadece İslâm’da.

Salih MİRZABEYOĞLU - İBDA Diyalektiği

 

Salih MİRZABEYOĞLU İBDA Diyalektiği
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert