İstanbul Sözleşmesi’ne İmza Atılması Bizi Derinden Yaralamıştır
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İstanbul Sözleşmesi’ne İmza Atılması Bizi Derinden Yaralamıştır
12.06.2020 16:53:58

 

İstanbul Sözleşmesi’ne İmza Atılması Bizi Derinden Yaralamıştır

Asırlarca izzet ve şerefiyle yaşayan, asalet ve cesaretiyle tanınan ve takdir edilen bir millet 20. asrın başlarında özenti bataklığına sürüklendi. Bataklığa sürüklenmemek ve saplanmamak için direnç gösterenler de dışlandı. Baskı, dayatma ve ceza gördü.

Çılgınlar diyarında herkesin kendisini akıllı, akıllıları çılgın görmeye başlaması gibi çılgın ilan edildi. Bu devrede yurdumuzda yapılanlar, medenî kabul edilen dış dünyadan ülkemize girenler üzerine ciddi bir araştırma yapılsa, dürüst bir tez hazırlansa, gerçekten ibret ve ne yazık ki utanç verici nice hadiseler ve belgeler satırlara dökülecek, dile getirilecektir. Kendilerine özendiğimiz Avrupalılar tarafından, nasıl alay konusu haline getirilişimiz de bunun üzerine tuz biber ekecektir.

 

 “AİLE, DÜNYA HAYATINDAKİ NİMETLERİN EN BÜYÜKLERİNDENDİR”

Aile, dünya hayatındaki nimetlerin en büyüklerindendir. Bünyesinde de sayısız nimet taşır. Huzur, sükûn, terbiye, sağlık, iffet, geleceğe yönelik plan ve projelerin hayat bulduğu güzellikler taşır. Aile farklı açılardan üzerinde düşünüldüğünde kıymeti daha da iyi anlaşılan bir nimettir. İçinde feyz ve bereketin, hayır ve güzelliklerin yaşandığı bir yuva, anne için bir nimet, baba için nimet, dede, nine için nimet, çocuklar için gerçekten büyük bir nimettir.

Sağlam bir aile, cemiyetin sağlam ve kolay kolay sarsılmaz bir çekirdeğini oluşturur. Sağlam cemiyetler de sağlam bir milleti, sağlam milletler de uzun ömürlü, sağlam devletler kurar ve yaşatır.  Bu her selim aklın kabul etmesi gereken bir hakikat iken, evliliklerin basit bir menfaat ve zevk birlikteliğine doğru sürüklendiği, insanlık için kaypak bir zemin, çürük bir hayat seyri hazırlandığı, hatta aile anlayışının bütünüyle çökertilmeye çalışıldığı gözler önüne serili gerçeklerdendir.

 

SÜSLÜ KELİMELERİN ARKASINA SAKLANAN ÇİRKİNLİKLER GÖRÜLMEKTEDİR

Aileyi bir arada tutan temel direklerin yıkılmaya, yok edilmeye çalışıldığı, insanı insan yapan değerlerle oynandığı da bir gerçektir. Meçhul derinliklerden, zifiri karanlıklardan, sisli dünyalardan gelen bu gayretlerin ciddî bir organize içinde oldukları hissedilmektir. Hayat akışının kıvrılarak ilerleyen dar vadilerinden çıkıp daha geniş alanlara ulaşıldığında, akıntıların tesirinden kurtulup geliş ve gidiş istikametlerine bakıldığında, bu akış yönünün ve şeklinin hiç de hayra, insanlığın saadet ve selâmetine, huzur ve sükûna doğru olmadığı görülecektir. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlar için hazırlanan çağımızdaki plan ve projelere bakınız. Nasıl bir insan ve nasıl bir insanlık, nasıl bir dünya arzu ediliyor? Bunun için istenenleri maddedeler halinde sıralayınız. Önünüze hiç güzel şeyler çıkmayacaktır. Süslü kelimelerin arkasına saklanan çirkinlikleri hissedeceksiniz. Bütünüyle gizlenenler ise daha da çirkindir.

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE İMZA ATILMASI BİZİ DERİNDEN YARALAMIŞTIR

Giderek akıllandığımızı, oynanan oyunların farkına varmaya başladığımızı, kendilerine özendiklerimizin ülkemiz ve insanlarımız için neler planladıklarını, neler düşündüklerini anladığımızı, yeniden izzet ve şeref dolu günlere adım atmaya başladığımızı zannettiğimiz ve artık 21. asrı yaşamaya başladığımız günlerde hâlâ özentiden kurtulamadığımızı, hâlâ kendi değerlerimizle oynanmasına rahatlıkla müsaade edebilecek kıvamda olduğumuzu belli eder bir tarzda İstanbul Sözleşmesi’ne imza atılması bizi derinden yaralamış, yıllar öncesindeki burukluğu ve şuursuzluğu bize yeniden hissettirmiştir.

Çok derinlere girmeyeceğim. Ancak çürük tuğlalardan örülen bir bina nasıl çürük olur, her an yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunursa, içinde huzur duyulamazsa, huzursuzluk da sağlığı çökertirse, aile huzursuzluğu ile devlet ve millet huzursuzluğunun katlanması bir milletin felaketi, heyelanı olur.

Günümüzde savaşlar şekil değiştirir oldu. Ateşli silahların savaşına ticarî savaşlar, psikolojik savaşlar, biyolojik savaşlar eklendiği gibi insanı insan, milletleri millet yapan değerleri yok etmeye yönelik savaşlar başladı. İstanbul Sözleşmesi’ne gizlenen virüsler herhalde bunun en açık misallerindendir.

 

“MEŞRU EŞ” VEYA “MEŞRU NİKÂHLI” YERİNE ISRARLA “PARTNER” KULLANILIYOR

“Kültür, gelenek, görenek, din veya sözde namusun” ifadesinde “sözde namus” sözü sizce nasıl bir ifade? Her türlü ayrımcılık” ifadesi sizce kimleri de içine alsın diye kullanılmıştır? Aynı şekilde “cinsel tercih/yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği’ ‘kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri” gibi ifadelerle ne dile getirilmek isteniyor? Neden ‘eş’ veya ‘nikahlı’ hele de ‘meşru eş’ veya ‘meşru nikâhlı’ yerine ısrarla ‘partner’ kullanılıyor? Hatta “eşlere veya partnere karşı” gibi eşlerle partner yan yana getirilerek farklı şeyler kastedildiği sık sık neden zihinlere aktarılıyor? Durmadan “nikâh veya meşru evliliğe dayalı olmadan” ya da “evlilik akdi olmaksızın” yerine “kişiye karşı rızası olmaksızın cinsel nitelikli eylemlerde bulunma” ya da “bir kişinin rızası olmaksızın üçüncü bir kişiyle cinsel nitelikli eylemlerde bulunmasına neden olma” gibi “ısrarla” rıza kelimesi kullanılıyor? Evlilik akdi olmadan “rızalı ilişkiler” artık zina olmaktan çıktı mı? “Bekâr anneler” gibi modern (!) isimlendirmeler hoşa mı gidiyor? Artık aklınıza bunları iyice yerleştirin mi denmek isteniyor? Bunun gibi süslü kelimelerin aralarına yerleştirilmiş nice zehir hiç mi gözümüze batmıyor? Kısaca değerlerimiz, bizi ayakta tutan, bize haysiyet, nesillerimize izzet ve şeref kazandıran hasletlerimiz yok mu edilmek isteniyor? Bu değerlerin hepsi dünya malıyla ölçülemeyecek kadar kıymetidir. Kız veya erkek bir gencin iffeti hangi dünya malıyla ölçülebilir, aynı kefeye konabilir.

 

“HATIRLAT, İKAZ ET, HATIRLATMA MÜMİN GÖNÜLLERE FAYDA VERİR”

“Neden aslî yapısının tıbbî olarak erkek olduğu tespit edilen, farklı cinsel eğilim gösteriyorsa erkek olarak tedaviye, kadın olduğu tespit edilenler de kadın olarak tedaviye yönlendirme hiç dile getirilmiyor.” “Onun yerine sapık eğilimler normal gösterilip, İslâm’ın da bunu normal görmesi, rezilliklerini de tasvip etmesi isteniyor?”

Daha nice sorular. Biz yıllarca nice süslü taslara, tabaklara yerleştirilmiş, lezzetli gıdaların arasına sokuşturulmuş zehir yuttuk. Bu yüzden nice sarsıntı yaşadık? Hala akıllanmadık mı? Tesettürlü hanımlarımızın aynı özentiler ve şahsiyet eksikliyle İstanbul Sözleşmesi’ni destekleme sadedinde Taksim Meydanı’nda iğrenç levhaların, pankartların yakınında, altında bulunması çok mu güzeldi? O levhalar hiç mi utandırmadı? Ağızlarından güzel ve iffetli, hikmetli söz yerine kir ve çirkefin aktığı ağızların sözleri, sloganları çok mu hoş?

Geliniz hep birlikte iyiliğe, güzelliğe, hayra, kardeşliğe, dürüstlüğe, iffete, vefaya ve selamete doğru yol almaya çalışalım. Bataklıklardan uzak duralım. Elimizi aynı deliklerden yüz kere, bin kere ısırttırmayalım. İzzet ve şeref dolu günlerimize, kıymetli hasletlerimize dönelim. ‘Hatırlat, ikaz et, hatırlatma mümin gönüllere fayda verir.

İstanbul Sözleşmesi Şerafettin Kalay
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Cesur ol     0000-00-00 hocam size bir ramazan günü kanal 7 de bir adam telefonla bağlanıp, ikinci biriyle evlenmek için eşimden izin almak zorunda mıyım diye sormuştu. Siz de nasıl kiviracaginizi bilememiş eveleyip gevelemistiniz. Sizin gibi hocalar cesur olmadığı icin yaşıyoruz biraz da bu işleri.
GALERİLER
Advert
Advert