Advert
Kaybolan Merhameti Aramak
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kaybolan Merhameti Aramak
12.08.2018 18:00:00

 

Kaybolan Merhameti Aramak

Göz aydınlığımız, gönül sürurumuz, günbegün yeşerttiğimiz umudumuz, yavrularımız… Aile olmanın en güzel nimeti, en tatlı heyecanımız, canımızdan aziz bildiğimiz evlatlarımız. Rabb’imizin önce ana babasına ardından bütün insanlığın uhdesine emanet ettiği, masumiyetin mücessem hâlidir çocuk. Fakat çocukların, kimi zaman zalim ellerde kötü muameleye maruz kaldığına, onların en değerli hazinesi olan çocukluklarına el uzatıldığına şahit olmaktayız. Bir yazıda şöyle diyordu yazar: “Örselenmiş çocuk vicdanı geleceğin yüzüne çalınmış bir karadır.” Merhametten yoksun insanların elinde çocukların masum bedenleri hırpalandıkça, ruhları örselenip vicdanlarına kapanması zor yaralar açıldıkça asıl yiten insanlık oluyor. Ve geleceğe koca bir kara leke çalınıyor.

Yüce Allah’ın, peygamberleri aracılığı ile gönderdiği dinlerin hepsinde ortak amaç; çocuk, genç, kadın bütün bir insanlığın menfaatidir. Dünya ve ahiret mutluluğunun kazanılmasıdır gaye. Bu gayeye ulaştıracak olan da Rabb’in çizdiği hududa riayettir. Aynı zamanda zarûrât-ı dîniyye olarak isimlendirdiğimiz canın, aklın, dinin, neslin ve malın korunması ile toplumsal huzuru sağlamak ve bütün bir insanlığın güven içinde yaşamasını temin etmektir amaç.

Karanlık ellerde yitirilen her minik beden, canı koruma sorumluluğumuzu yeniden hatırlatmıyor mu her birimize? Annelerin yürek burkan feryatları aklı koruyabiliyor muyuz diye sordurmuyor mu? Sadece anne babalar değil, bir öğretmen, bir din görevlisi ya da bir esnaf olarak da sokakta kimsesiz, çaresiz ve hatta madde bağımlısı olmuş bir genç gördüğümüzde nesli nasıl koruyabiliriz sorusu yakmıyor mu kalbimizi? Emanet bilinci ve ahiret sorumluluğunu bihakkın yerine getiremediğimiz zaman yitik nesillerin sessiz çığlıkları kulaklarımızda uğuldamıyor mu? Dünyaya iyiliği hâkim kılmak, yokluğu ve yoksunluğu bertaraf ederek yeryüzünü imar etmek üzere gönderilen insanoğlu, yeryüzünün minik halifesine yaşam hakkı vermeyerek iyiliği katlettiğinin ne zaman farkına varacak?

Bir süredir, hemen hemen bütün iletişim kanallarından gelen birbirinin benzeri üzücü olaylarla ağır bir imtihan vermekte insanlığımız. Kaybolan çocuklar ve o çocukların akıbetleri, insanın yüreğini şerha şerha dağıtıyor. Yaradan, Kur’an-ı Kerim’de, “Kim bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” (Maide, 5/32.) buyuruyor. Bir canı öldürmek bütün cihana kıymak demekse bir çocuğa kastetmek de bütün çocuklara kastetmek demektir. Masum ve korunmasız olan, etrafını kendi tertemiz penceresinden seyreden çocuklara reva görülen zulmü, ne aklımız ne havsalamız alıyor. Maalesef birbirine asla yakışmayan iki kelimeyi bir arada görmekteyiz. Çocuk ve kötülük… Üzülerek söylemek zorundayız ki bizi insanlığımızdan utandıran ya da acizliğimize ağlatan kötülük örnekleriyle karşılaşabiliyoruz.

Fakat hiçbir şey Müslümanı ye’se düşürmemeli onu doğruluktan ve iyilikten ayırmamalıdır. Merhamet sahibi iyi insanlar da her zaman ve zeminde dünya hayatını imar ve ihya için bitimsiz bir gayretle çalışacaklardır. Herhangi bir kötülük karşısında üzerine düşen görevi, sorumluluğunu yerine getirmek; an olup o zulmü eliyle yahut diliyle düzeltmek her insanın birincil vazifesidir. Bütün bunlara ek olarak kötülüğe maruz kalan eğer bir çocuk ise aslolan onu iş işten geçmeden önce koruyup kollayabilmek, ona sağlıklı ve güvenli bir ortam temin edebilmektir. Bu bağlamda öncelikle içinde bulunulan ahvali gözler önüne sermek faydalı olacaktır.

Güvende ve Güvenli Çocuk Yetiştirmek

Toplumun emanet anlayışında açılan gedik, bireylerin güven duygusunu zedelemiştir. Psikoloji ilminin bize sunduğu verilere baktığımızda, insan için yeme içme gibi fizyolojik ihtiyaçların ardından ikinci sırayı “güvende olma” ihtiyacının aldığını görmekteyiz. Gerçekte çocuğun dünyasında güven sorunu yoktur ve asıl sorun da bundan kaynaklanmaktadır. Her çocuk; anne rahminde edindiği emniyet hissiyle büyür, dış tehditlerin farkına varamaz, güven eksikliğini bilemez. Fakat dünyaya adımını atar atmaz kendine bir sığınak arar. Bu ilk olarak annesinin sıcacık kucağı, babasının şefkatli kollarıdır. Büyümesine paralel olarak çocuğun hayatına pek çok kişi de dâhil olmaktadır. İşte tam bu noktada ailelerin zihnini meşgul eden soru ve sorunlar gün yüzüne çıkar.

Çocuğumuzun hem kendini güvende hissetmesini hem de kendini korumasını nasıl sağlayacağız?

Bu soruyu yönelttiğimiz Uzman Psikolog Binay Bilge Annak, “güvenlik” kavramının “kişiyi fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne veya malına yönelik tehditlerden koruma ve kişinin kendini tehlikelerden uzak hissetme durumu” olarak tanımlandığını hatırlatarak şunları dile getirdi: “Çocuklar büyüme ve olgunlaşma sürecinde hayata atılmaya hazırlanırken başkalarına ve dünyaya nasıl güveneceklerini öğrenmelidir. Güven duygusu, öyle temel bir duygudur ki kişilik gelişiminde en önemli faktör olan öz güvenin de ilk adımıdır.”

Çocukların güvenliğini sağlamak konusunda anne babalarına ya da çocuğun yetiştirilmesine destek olan diğer aile bireylerine yardım edecek en temel şeyin “sınırlar” olduğunu vurgulayan Annak, şu açıklamalarda bulundu: “Bütün çocuklar dünyalarını sınama ve keşfetme ihtiyacı hissederler. Ancak bu keşif sürecinde onlara yol gösterecek sınırlara da ihtiyaç duyarlar. Sınırlar, çocukların hem kendilerini hem de yaşadıkları ortamı kavramalarını sağlar; onlara keşif ve öğrenme fırsatı sunar. Çocuklar çevrelerini keşfetmeli, becerilerini geliştirmeli, yeni yetenekler kazanmalı ve bağımsız olmalıdırlar. Anne babaların görevi ise çocuklarına normal gelişim sürecini engellemeden fırsatlar yaratmak ancak onlara destek olacak, güvende hissettirecek, gerektiğinde esneyebilen sınırlar koymaktır. Sınır koyma, çocuklar büyüyüp olgunlaştıkça düzenlenmesi gereken dinamik bir süreçtir.”

Çocuğa bu aşamada bedenini tanıma ve koruma noktasında sağlıklı bir eğitim verilmelidir. Bu eğitim sürecinde anne baba; kullandıkları dile her zamankinden daha çok özen göstermeli, çocuğa kazandırmak istediğinin yanı sıra korkak ve kaygılı bir kişilik oluşumuna da sebebiyet vermemelidir. Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz Annak; çocuğa güvenli sosyal ilişkiler kurma, karşılaşılan bir sorunla başa çıkma noktasında nasıl bir eğitim verilmesi, ebeveynlerin ise nelere dikkat etmesi gerektiğini maddeler hâlinde açıkladı:

Çocuğunuzun hem bedenini hem de duygularını tanımasını sağlayın. Çocuğunuza iki yaşından itibaren bedeninin kendisine ait olduğunu anlatın ve özel bölgelerini öğretin.

İyi dokunuş ve kötü dokunuş eğitimi verin ya da almasını sağlayın. Biri kendisine istemediği bir şekilde dokunursa hayır demesini ve yardım istemesini öğretin.

Güvenlik konusunda ilk olarak çocuğunuzun güvenli bir ortamda yetişmesini sağlayın. Kendisini tedirgin eden kişilerden kaçmayı ya da yüksek sesle bağırmayı öğretin.

Sır saklamak zorunda olmadığını, sır saklaması konusunda bir teklif gelirse kabul etmemesi gerektiğini ve bu durumu sizinle paylaşmasını söyleyin.

Çocuğunuza kendilerini güvende hissetmediği zaman büyüklerin sözünü dinlemeyebileceğini anlatın.

Öncelikle, kendini ifade etmeye başladığı ilk dönemde çocuğunuza ev adresinizi, telefon numaranızı ve kaybolduğu zaman kime başvurması gerektiğini öğretin. Size ulaşamadığı takdirde nereye gidebileceği, kimi arayacağı bilgisini verin.

On iki yaş altı çocuklarınızı gözetimsiz bir şekilde evde ya da dışarda bırakmayın. Çocuğunuzu başka bir çocuğa emanet etmeyin.

Çocuğunuzun nerede olduğunu daima bilin, çocuğunuza da ondan ayrı olduğunuz zamanlarda nerede olduğunuzu söyleyin.

Çocuğunuza ilişkin kişisel bilgi ve görüntüleri sosyal medyada paylaşmayın. Çocuğunuzu da sosyal medyada, kendisine ilişkin detaylı bilgi vermemesi hususunda uyarın ve takipte olun.

Çocuğun yaşına göre verilebilecek koruyucu eğitimler nelerdir?

İki yaşından önce bebeklik dönemi de diyebileceğimiz sürecin ebeveyn çocuk ilişkisi için ayrılmaz bir beraberlik olduğu aşikârdır. Ancak bu dönemden sonra çocuklara kaygısız güven duygusu, korkusuz tedbir öğretilerini sağlamak için daha çok özen göstermeliyiz. Elbette yaş, çocuğun olgunlaşma düzeyini tespit etmek için tek başına yeterli değildir. Bazı çocuklar on yaşında bile kısa süre için kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılamada ve kendine bakmada yeterli olgunluk düzeyindeyken, bazıları on dört yaşında duygusal ve davranışsal sorunlardan ötürü buna hazır olmayabilir. Bu nedenle her çocuk için ebeveynler tarafından belirlenen yaş sınırı değişebilir. Toplum olarak bizlere düşen; aile, okul, çevre bir bütün olarak sosyal sorumluluğu birlikte üstlenmektir. Bilmeliyiz ki her bir çocuk geleceğimizin teminatıdır. O nedenle de onları korumak ve kollamak insani bir sorumluluk olduğu kadar onlara güvenli bir ortam bırakmak da dinî bir vecibedir. Sahip olduğumuz dinin kendisi barış, emniyet ve güven temelli oluşuyla öne çıkmaktadır. Allah Resulü, Müslüman’ın tarifini yaparken “elinden ve dilinden emin olunan”, bir başka ifade ile “diğer insanların kendisinden güvende olduğu kimse” demektedir. Güvende olmayı en çok hak eden de korumasız, tertemiz cennet kokulu yavrularımızdır.

Karşılaşılabilecek riskler bağlamında çocuk yetiştirmede anne baba tutumları

Çocuğun kişilik gelişiminin fiziksel gelişimi kadar öncelikli olduğunu düşünerek karşılaşacağı sorunlara geliştireceği tavır da anne baba tutumlarıyla doğrudan ilintilidir.

Otoriter anne baba tutumu dediğimiz katı disiplin anlayışı ile yaptığı her olumsuz davranışa şiddet ve ceza ile karşılık veren ebeveyn, dış tehditlerin ayırımını yapamayacak korunmasız çocuklar yetiştirmiş olacaktır. Yapılan araştırmalara göre aşırı baskı altında yetişen çocukların duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimleri de olumsuz etkileneceğinden bu tutum çocuğun tehlikenin farkına varmasını engelleyeceği gibi istenilmeyen olayları çözümleyecek ipuçlarından da uzaklaştıracaktır.

İzin verici tavizkâr disiplin anlayışı ile yetiştirilen çocuk ise kuralların ve sınırların ihlaline alışacak, kendi başına kaldığında hiçbir sınırın korumasını da yapamayacaktır. Bu tutum, anne babanın ilgisizliğini ve çocuk için en tehlikeli ihmalkârlığı da beraberinde getirecektir.

Demokratik tutum ve olumlu disiplin anlayışı ile çocuğun istek ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeden sınırlar ve kurallar eşliğinde olabilecek her şeyin çocuk için öngörülebilir ve bilinebilir olması oldukça önemlidir. Bu tutum çocuğa tehdit ve tehlikeler karşısında güven kaybına uğramadan olumlu tavır geliştirmeyi öğretecektir. Zira muhtemel riskler kendisiyle paylaşılacak ve alınacak önleyici tedbirlerle de kaygıdan uzak formüllerle kazanım sağlanacaktır.

Bütün bunların yanında anne babaya düşen en büyük sorumluluklardan biri de sosyal medyada çocuklarının görsellerini paylaşmamaları, paylaşacakları takdirde mahremiyet sınırlarını aşmamalarıdır.

Kaybolan çocuklar, yitirilen insanlık

Maalesef ki çocukları bekleyen tehlikeler, daha çok, onların güvenli ortamlarından koparılmasının ardından ortaya çıkıyor. Bu nedenle çocukların kaybolması ya da kaçırılması gibi durumlara hem ailenin hem de sağduyulu bütün bireylerin dikkat kesilmesi gerekiyor.

“Çocuklar nerelerde ve hangi şartlarda kaçırılıyor ve kayboluyorlar?” diye sorduğumuzda ilginç bir tablo ile karşılaşıyoruz. Son zamanlarda yaşadığımız olayları da hatırlayarak ifade etmeliyiz ki; tatil, köy/memleket ziyaretleri, düğün, cenaze ve piknik gibi kalabalığın yoğun olduğu; dikkatlerin farklı yönlere çekildiği ortamlarda kaybolma vakalarına daha sık rastlamaktayız. Bu durum; anne babanın özellikle bu ortamlarda daha dikkatli olmaları, çocuklarını gözlerinin önünden ayırmamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Kalabalık etkinliklerde güvenlik zafiyetinin de üst düzeyde olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Böylesi ortamlarda çocuk hem kendi kendine kaybolabilmekte hem de kötü niyetli kişiler tarafından alıkonulabilmektedir.

Çocuk Paradigması

Çocukların sürekli değişen ve gelişen dünyalarında, güven duygusunun tesis edilmesi başta ebeveynler olarak bütün bir toplumun sorumluluk alanına girmektedir. Toplumsal sorumluluklarımız noktasında neler yapılması gerektiği hususunu, çocuk sosyolojisi alanında çalışmaları ile tanınan Doç. Dr. Mahmut Hakkı Akın ile görüştük. Akın; çocuklar ile ilgili yaşanan üzücü olaylar karşısında, kaynağını dinimizden alan çocuk paradigmamızla yeniden irtibat kurmamız gerektiğini dile getirdi. Çocuğun, bütün inananlar için kıymetli bir emanet olduğunun altını çizen Akın; sözlerine şöyle devam etti: “Yetimlerin hakları, yetimlere karşı diğer Müslümanların sorumluluklarını belirleyen a-
yetler ile Peygamberimizin çocuklarla ilgili tutum ve pratikleri göz önünde bulundurulduğunda İslam’ın farklı dönemlerde farklı toplumlara hayat kaynağı olma başarısının temelinde, çocuk anlayışının önemli bir yeri olduğunu görebiliriz.”

Akın’a göre bu paradigma ölçüsünde çocuğun kötülüğe muhatap olması kabul edilebilir bir durum değildir. Yaşanan olaylar, kaybolan, kaçırılan hatta öldürülen çocuklar; “Bize ne oldu?” sorusunu gündeme getirmektedir. Bu üzücü olaylar, köklerden gelen değerlerin sürdürülememesi anlamını da taşımaktadır. Dolayısıyla varlığa ve bilhassa çocuğa, yaşlıya, doğaya, diğer bütün canlılara bakışımızın, bir bütün olarak değerler bağlamında yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Zira bir çocuğun kötülüğe muhatap olması, aslında masumiyetin zulme uğramasıdır.

Sedide Akbulut / Diyanet Dergisi

Çocuk Yetiştirmek Paradigma merhamet
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert