Vehbi KARA Ekonomide Denge
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ekonomide Denge
Vehbi KARA

Ekonomide Denge

Üretim ve tüketim dengesi olmaz ise ekonomi bozulur. Bu basit kaide sadece çekirdek ailede değil ülke düzeyinde ele alınırsa dahi sonuç değişmez…

Bu konuda Bediüzzaman’ın sözlerini hatıra getirmekte yarar vardır. Bakın diyor ki; iktisatsızdık yüzünden müstehlikler yani tüketiciler çoğalır, müstahsiller yani üreticiler azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit toplum hayatının ekonomide en önemli hususları olan san’at, ticaret, ziraat gerileyip fakirlik ve zillet ortaya çıkar. O millet de gücünü kaybederek tedenni edip sukut eder, fakir düşer.

Gündelik hayatımızda ihtiyaçlarımızı karşılarken, Allah’a karşı yapacağımız şükrün edası, Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle "Nimete karşı ticaretli bir ihtiramda bulunmak­tır." Aslında en kısa tarif olarak nimete hürmet etmeye iktisat diyebiliriz. İktisada riayet etmeyen insan israfta bulunmuş olur. İsraf şükrün zıddı olup, nimeti hafife almaktır. Bunun sonunda ise insan hüsrana düşer.

Şu halde para verip, satın alarak soframıza getirdiğimiz ekmeği yerken düşünmememiz gereken hususlar vardır.  Bu ni­metin, toprağa tohumun ekilmesi safhasından başlayarak, biçilip buğday haline gelmesi, öğütülüp un yapılması, fırında pişirilip ekmek olduktan sonra evlere nak­line kadar, birçok insanın işbirliği ve işbölümü ile gerçekleştiğini düşünmek durumundayız.  Bu şuur içinde onu yiyerek Allah'ın lütfettiği bu nimete karşı Bediüzzaman’ın ta­biriyle "ticaretli bir ihtiramda" bulunmak zorundayız. Yani onu horlayarak, yarısını tabağımızda bırakarak, çöpe dökerek hafife almamalıyız.

Bunu bilen ecdadımız, yere düşen ekmeği öpüp başına koyar, sofradaki ekmek kırıntılarından bir tekinin dahi yere düşmemesine dikkat ederdi. İşte Bediüzzaman’ın ifadesiyle bu davranışın adına iktisat denir.

Bugün yapılan çalışmalar ve analizler iktisat ilminin manasını bu temele dayandır­maktadır. Denilir ki iktisat; sınırlı kaynaklar ile insanların sınırsız ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamasının yollarını arayan bir bilim dalıdır. İşte bu tariften yola çıktığımız takdirde dahi Bediüzzaman’ın iktisat tarifindeki isabet ve derinliği daha iyi anlayabilmek mümkündür.

İktisad Risalesi'nde yer alan: “Allah'ın lütfettiği nimetlere karşı ticaretli bir ihtiram” yani hürmeti ifade eden iktisadı, 6 maddede inceleyecek olursak şu hususları görmek mümkündür:

I. İktisat manevi bir şükürdür.

II. İktisad, nimetlerdeki Allah’ın rahmetini görmeye sebep olur ve nimete karşı hürmeti ifade eder.

III. "İktisat bir bereket sebebidir. (Bereket konusu aklı gözüne inmiş insanlar tarafından dahi kabul edilebilen bir husustur)

IV. Gıda ihtiyacının karşılanmasında iktisada riayet etmek, mânevî ve ticarî faydaları yanında tıbbî ve tedavi bakımından da sağlığa kavuşturucu bir tesir yapar.

V. İktisada riayet etmek, insanı mânevî dilencilik zilletinden ve kurtaracak onurlu ve izzetli bir davranıştır. Örneğin “iktisat eden maişetçe aile belâsını çekmez"

VI. İktisada riayet etmek çoğu zaman farkına varamadığımız nimetteki lezzeti hissettiren bir sebeptir.

Bir ülkenin kalkınması üreticilerin çoğalması ve tüketicilerin az olmasına bağlıdır. Bir ülkede üreticiler azalır, tüketiciler çoğalırsa o ülke fakir düşer. Memurlar ve idareciler tüketici sınıfını teşkil ederler. Toplum hayatının devamı ve ihtiyaçlarının giderilmesi ancak sanat, ticaret ve ziraat alanındaki üretime bağlıdır. Şayet ihtiyaçtan fazla üretim olursa o zaman ülke halkı fazlasını dış ülkelere ihraç ederek ülke kalkınmasına ve zenginliğine hizmet etmiş olur. İsrafa alışan idareci ve memurların çok olduğu, tüketimin arttığı, üretimin azaldığı, herkesin gözünü devlet kapısına diktiği bir ülke fakir düşer. İslam aleminin içine düştüğü perişan vaziyetin temelinde bu durum yatmaktadır.

Günümüzde üretim gücü yükselen başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkeleri yavaş yavaş da olsa dünyanın ekonomik ekseninin doğuya kaymasına sebep olmaktadır. Batı dünyası tüketim hastalığı yüzünden eski gücünü yitirmeye başlamıştır. Komünistler eskiden bu hastalığı dillerine dolayıp kapitalistlerle alay ederlerdi. Lakin komünizm ortadan kalkınca bu acayip ve derin hastalığı anlatacak kimse neredeyse kalmamıştır. İskandinav ülkeleri gibi Batıdaki bazı refah toplumlarında çalışanların tasarrufa yönelmek ve israfın önlenmesi konusunda göstermiş oldukları gayretler önemlidir. Gelmiş olduğumuz “tüketim toplumu faciası” Batı masallarındaki “pembe yüzyılının” sona erdiğini göstermektedir. Zira gelir dengesi oldukça ağır bir şekilde bozulmaya yüz tutmuştur.

ABD’nin aşırı tüketim yüzünden içine düştüğü zorlu ekonomik değişim karşılıksız para basmak sureti ile önlenmeye çalışılmaktadır. Rezerv para olan Amerikan Doları, Çin ve Rusya’nın girişimleri sonucunda tahtından indirilmeye zorlanmakta yakın bir gelecekte daha ciddi ekonomik krizlerin içine düşmesi ABD için sürpriz sayılmamaktadır. Çünkü neredeyse bütün sektörlerde üretim azalmış son derece güçlü bir tüketim ABD toplumunu içten içe ele geçirmiştir. Dünyanın en büyük borçlu devleti olan ABD, her yıl 0.5 trilyon dolara yakın hatta daha fazla cari açık vermektedir. Bu miktarı azaltmak bir yana her geçen yıl daha da fazla artışla yüzyüze kalınmaktadır.

Ülkemize dönecek olursak üretim gücü her ne kadar artmakta olsa bile tüketim miktarımız oldukça fazladır. Ülkemiz her yıl milyarlarca dolar cari açık vermektedir. Bunu önlemenin en önemli yolu ise yukarıda belirttiğimiz üzere israfı önlemek ve tasarrufa yönelmekle mümkün olacaktır. Bu konuda hükümet tarafından teşvik edilen hatta 2017 yılından itibaren zorunlu hale getirilen “bireysel emeklilik” tasarrufun arttırılmasına katkı yapabilecek bir uygulamadır.

Ekonomik krize girmemek için aileler de tıpkı şirketler gibi yönetilmeli, israftan elden geldiğince kaçınmalıdır. Eğer bir evde cari açık var ise yani gelirler giderlerden eksik çıkıyor ve devamlı surette borçlanılarak devam ediliyorsa iflas kaçınılmazdır.

“Ayağını yorganına göre uzatmalı” diyen atalarımız gibi israftan ve aşırı tüketimden kaçınmak zorundayız. Eğer gelir seviyemizi arttırma imkânı bulabilir isek işte o zaman cari açığa düşmeden ihtiyaç duyduğumuz yatırımları yapabiliriz. Aksi takdirde Batı dünyasının içine düştüğü ekonomik kriz bizleri de ezip geçecektir, vesselam…

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert