Vehbi KARA Ailenin Korunması için Tavsiyeler
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ailenin Korunması için Tavsiyeler
Vehbi KARA

Ailenin Korunması için Tavsiyeler

 Gazeteci ve akademisyenlerin en önemli görevlerinden bir tanesi hükümeti hatalı gördüğü politikalarda ikaz etmek ve çözüm için öneri ve tavsiyelerde bulunmaktadır. Ben Cumhurbaşkanımızı, Başbakanı ve birçok bakanı yapmış olduğu başarılı icraatlarından dolayı alkışlıyor, yetmedi dualarımda muvaffakiyet için Rabbime yalvarıyorum.

Bununla birlikte kendimce yanlış bulduğum politikalar için ikazlarda bulunmayı da bir borç biliyorum. Bu eleştirilerin bir kısmı haksız dahi olsa ilgili bürokratların halkın tepkilerini öğrenmesi açısından son derece yararlıdır. Yapılan icraatların nasıl tepki gördüğünü bilmek, gerekirse halkı bazı konularda aydınlatmak için yapılan olumlu ve olumsuz eleştirileri ciddiyetle ele almak; yöneticilerin boynuna bir borçtur.

Bunun diğer siyasetçilere de faydası büyüktür. Sonuçta seçim sandıkları kurulduğunda yani halkın önüne çıktıklarında söyleyecek söz bulabilmek için bu eleştirilerden istifade edebilirler. “Falanca konuda şunlar yapıldı, filanca konuda bunları yapamadılar, biz olsaydık şöyle yapardık” diye politika fırsatı bulabilirler.

Buraya kadar yaptığım giriş; hükümetimizi sert bir şekilde eleştirdiğim için beni ikaz edenler içindi. Zira ben de kimsenin hükümete toz kondurmasını istemiyorum. Zaten içte ve dışta yıllarca birikmiş sorunlarla uğraşırken bir de benim yüzümden hükümetin yara alması hiç hoşuma gitmez. Lakin bu eleştirileri elimden geldiğince yapıcı olmaya çalışarak, kendimce çözüm önerileri ile birlikte arz ediyorum ki ülkeme faydalı olayım.

Yoksa şahsi bir beklenti veya bir çıkar için bu yazılar yazılmıyor. Zaten bu yazı ve makalelerimden şimdiye dek tek kuruş dahi almadım mevcut durumda alacak gibi de görünmüyor. Fakat öneri ve tavsiyelerimden dolayı küçücük bir sorun dahi çözüme kavuşsa benim en büyük mutluluğum bu olacaktır.

25 yıldan fazla günlük makaleler yazıyorum ve bunların bazılarının ciddiye alınarak çözüm getirilmesi bu işin en güzel tarafıdır. Örneğin Askeri Şura Kararlarının yargı denetimine açılması ve ordudan atılan binlerce askerin haklarını alması için sarf ettiğim çabalar kısmen de olsa başarıya ulaştı. Elbette bu konuda sadece ben değil binlerce insanın emeği gayreti vardır. Bunları görmek insana şevk ve heyecan veriyor.

İşte şimdi de uzmanlık alanım olan çalışma ekonomisi ile ilgili bazı makaleler kaleme alıyorum. Başta ABD olmak üzere ailelerin karşı karşıya kalmış olduğu sorunları ve buldukları çözümleri kendi ülkeme de tatbik ederek farklı bakış açılarını yansıtmaya çalışıyorum. Ne yazık ki bürokratlardan başka hükümete yakın bilim adamı ve akademisyenler de seküler yaşamı benimsemiş, çoğunlukla toplumdan uzak kalan insanlar. Bunlardan bazıları moderniteyi adeta bir din gibi görüyor. Kendilerine dayatılan ve empoze edilen fikirlerden başka hiçbir şeyi duymak hatta konuşmak dahi istemiyorlar. Varsa yoksa kapitalist ekonomik sistemin dayattığı acımasız ve insanları modern köle haline getiren kurallar.

İnsana ve aileye önem vermeyen hatta çok uluslu şirketlerin çıkarları için kadını değersizleştirip adeta bir meta haline getiren bu kurallara karşı; birkaç söz söyleme hakkım olsa gerektir. Hükümetin ve ilgili bürokratlarında “yahu bu adam ne söylüyor?” diye en azından bir dinlemesinde yarar vardır.

Hiç kimsenin beğenmediği ve yamalı bohça haline gelen 1982 Anayasasında dahi ailenin korunması ile ilgili maddeler var. Üçüncü Bölümde yer alan Sosyal ve Ekonomik Haklar Ödevler, başlıklı bölüm “Ailenin Korunması” için düzenlenmiş. Anayasanın 41. Maddesi: Aile Türk toplumunun temelidir” diyor ve “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ve uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar” şeklinde temel esasları belirliyor.

İşte bu anayasal gereklilik çerçevesinde hükümetimizi göreve çağırıyorum. Aileyi korumanın en önemli sebebi; annelere gerekli saygının gösterilmesidir. Fakat anneliği ve özellikle de ev hanımlarını aşağılayan, küçük düşüren o kadar tutum, söz ve davranışlarla karşılaşıyoruz ki buna karşı kös kös oturan memur ve bürokratları gördükçe üzüntüye kapılıyorum. Hatta daha kötüsü şudur ki anneyi ve ev hanımlığını küçümseyen kamu görevlileri bunu daha çok yapıyor. Burnundan kıl aldırmayacak kadar kibirli ve fütursuzca bu büyük haksızlığı yapan bürokratların yanında hemcinslerine hakaret eden kadınlara da rastlamak mümkün.

Bir kadın milletvekilini “Aile ve Sosyal Planlamalar Bakanı” yaparak iş çözülmüyor. Önemli olan kadınlara ve özelde de ev hanımlarına karşı yapılan çirkin propagandaların önüne geçmektir. Toplumumuzun temeline kibrit suyu döken bu sistematik saldırılara karşı durmak hükümetin önemli görevleri arasındadır.

Bu noktadan hareketle hükümete ilk akla gelen basit birkaç maddeyi hayata geçirmesi için söylemek istiyorum:

  1. Ücretlilere aylık olarak ödenen ve çalışmayan eşler için verilen  “Aile Yardımı” çok düşük kalmaktadır. 35 Yıllık bir memurun aldığı yardım sadece 205 TL olup bunu ilk fırsatta arttırmaya çalışmak gereklidir. Kadınların istihdam oranının nasıl % 30’lara çıkarıldığını, bu düşük yardımlardan da anlamak mümkündür. Devlet kadınları yuvalarından çıkarıp modern köle haline getirmek için olağanüstü bir çaba göstermektedir. Hâlbuki bu yol; çıkmaz sokaktır.
  2. Yine ücretlilere ödenen çocuk yardımı 24 TL’dir. Cumhurbaşkanımız ülkemizin geleceği için haklı olarak yeni evlenen gençlere 3 çocuk tavsiyesinde bulunuyor. Lakin hükümet 24 liralık komik denecek bir ücretle sanki en büyük zenginliğimiz olan genç insan kaynağımızı da kurutmaya çalışıyor. Bu nasıl bir iştir? Çocuk sayısını azaltma politikaları yıllarca hem de devlet eliyle yapıldı. Şimdi devletin en üst makamı bunu teşvik ettiği halde adeta yöneticilerle dalga geçercesine bir öğle yemeği parası kadar bir yardım veriliyor.
  3. Bundan yıllarca önce yazılıp kitap haline getirilen ve sosyal hayatın en önemli kurumu olan ailenin korunması için yıllarca emek vermiş yazarların kitapları tercüme edilip tartışmaya açılmalıdır. Tamam, anladık benim gibi kadınların çalışma hayatına girmesini sakıncalı bulan yazarları kaale almıyorsunuz. Yahu! Bu konuda yıllarca emek verilerek sayısız insanla yapılan mülakatlar ile ortaya konulan sonuçları incelemek bu kadar zor mudur? Demokrat Senatörü Prof. Dr. Elisabeth Warren ve değerli bilim kadını Suzanne Venker’in aynı adı taşıtan eseri ki ( The Two-income Trap = İki gelir Tuzağı) dünya kamuoyunda çok tartışılmıştır, niçin gündeme getirilip ele alınmaz? Amerikan toplumundaki kadınların sorunları bizden farklı mıdır? Yoksa onlar uzaydan geldiği için bize uymaz mı?
  4. Anneliğin toplum için ne derece hayati olduğunu ifade eden çalışmalara ihtiyaç vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı “Cennet anaların ayağı altındadır” hadis-i şerifini ele alıp bu konuda toplumumuzu aydınlatmak zorundadır. İnsanın en büyük ve önemli öğretmeni annedir. Annelerin hakkını hiçbir çocuk dünyada yaptığı iyiliklerle ödeyemez. Bu konuda devletin her kademesinde annelik makamına gerekli saygının gösterilmesi şarttır. Hâlbuki tam tersine çalışmayan kadınlar itelenip kötülenmekte, “işe yaramayan kadınlar” adı altındaki propagandalara maalesef devlet, destek olmaktadır. Bu kabul edilemez bir durumdur. Bu konuda gereken hassasiyeti göstermeyen ister Cumhurbaşkanı Erdoğan, ister Başbakan Yıldırım, olsun her türlü ağır eleştiriyi hak etmektedir. Bu can bu tende durdukça önüme açılan her kapıda, yöneticilere anayasal görevlerini yapmaları için hatırlatmalarda bulunacağım. Şimdiden hazırlık yapmalarında fayda vardır.
  5. Günümüzdeki toplumsal sorunların kaynağında anne şefkatinden mahrum kalmış çocuk eğitiminin büyük rolü vardır. Hiçbir anaokulu ve gündüz bakımı kreşleri, anne şefkatini veremez. Şefkat göremeyen bir insanın merhametli olmasını beklemek ise bir ham hayaldir. Anaokulu ve benzeri kurumların çoğalmasını teşvik etmek yerine ailenin güçlenmesine yol açacak olan ve halen de başarılı bir şekilde devam eden “konut edinme” teşviklerine çok ihtiyaç vardır. Suç oranının düşmesini istiyor isek evlerinde anne sevgi ve şefkati ile büyüyen insanlar yetiştirmek zorundayız.
  6. İsraf ve günümüzde bir hastalık haline gelen tüketim alışkanlıkları, aile bütçesini yok etmektedir. Çalışan kadınlar tasarruf yapmak yerine bilakis tüketim tuzağına çok kolay düşebilmektedir. Ev hanımları ise tasarrufun en güzel şeklini yapma konusunda mahirdirler. Giyim, gıda masrafları, eğitim ve temizlik harcamaları gibi aile harcamalarının çok büyük bir kısmını ev hanımları sayesinde sürdürülebilir hale getirmek mümkündür. Aksi takdirde 2008 yılında ABD’de başlayan bütün dünyayı saran, ev ipoteklerinin ödenmemesi krizi gibi krizler kapıda beklemektedir. Bu konudaki en önemli çareyi ev hanımları bulmuş ve göstermektedirler.
  7. Kadınları çalışmaya zorlamak İslam dinine göre kabul edilemez bir tutumdur. Kadın isterse çalışabilir onlar için bir yasak yoktur. Fakat bir Müslüman erkek karısını çalışmaya zorlayamaz. Keza % 99’u Müslümanlardan meydana gelmiş bir ülkenin yöneticileri de maişet için kadınları çalışma hayatına girmeye zorlayamaz. Bu acı gerçekten ne yazık ki birçok kamu görevlisi ve siyasetçi bihaberdir. Allah ıslah etsin, ne diyeyim ki…
  8. Sayısı her geçen gün artan boşanma olaylarının en önemli sebeplerinden bir tanesi kadınların çalışma hayatına zorla sokulmasıdır. Kadınlar bu konuda devletin desteğini bir yere bırakın bilakis baskıları ile karşı karşıya kalmaktadır. Modernitenin dayattığı “kadınlar çalışmak zorundadır” kuralına karşı aileyi korumakla görevli bürokratların hiçbir çabası olmamaktadır. Boşanmalar sonunda ortaya çıkan parçalanmış ailelerin meydana getirdiği sosyal yaraların kapanması öyle üç beş kuruşluk para ile onarılamamaktadır. Hâlbuki aileyi güçlendirecek olan “anneliğe saygı” anlayışı en önemli şifa kaynağıdır. Bunu görmeyen ve bilmeyen insanlar kolayca boşanıp hem kendilerini hem de toplumu büyük bir çıkmazın içine sokmaktadırlar.

Bunlar ilk başta akla gelen birkaç husustur. Bu maddeleri çoğaltmak mümkündür. Devletimiz kendisi ile çelişkiye düşmeyecek şekilde bu adımları atmakla yükümlüdür. Eğer kısa ve orta vadede çözüm için sunulan bu eleştiriler yine kaale alınmaz ise bu sefer sert ve okkalı sözlerle karşılaşılacağından dolayı şimdiden hazırlık yapması siyasetçilere başka bir  tavsiyemdir, vesselam…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER