Vehbi KARA Niçin Yeni Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Niçin Yeni Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi?
Vehbi KARA

Niçin Yeni Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi?

Eskiden padişahların kralların dalkavukları olurmuş. Bunlar şaklabanlık yapıp padişahın neşesini yerine getirmeye çalışırmış. Günümüzde ise bu işi bilim adamı kıyafeti giymiş Profesör ünvanlı şaklabanlar yapıyor. Mevcut askeri vesayet sistemini halkımıza demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar.

Hâlbuki Osmanlı devrinde dahi çok partili hayata alışmış ve özgürlüğün ne demek olduğunu çok iyi bilen bir toplum geleneğimiz var. Hatta Osmanlı Devletinin en güçlü dönemlerinde dahi padişahlara kafa tutan hatta hakaret eden Zembilli Ali Efendi gibi büyük alimler vardır.

Hakikatli bir lâtife: Sultan Süleyman Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul'a getirdiği vakit, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: "Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa'dan getirdiğin cihetle, İstanbul'a öyle bir sıçtın ki, o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizleyemez.

Sene gelmiş 2017 yılına aradan 500 yıl geçmiş fakat dalkavuklukta çağ atlamış insanlar var. Ne yazık ki bunların çoğu bilim adamı görüntüsü içinde Baskı ve otoriter yönetimi bir yaşam biçimi haline getiren bu insanlara bir anayasa dersi vermek icap ediyor. Aslında her türlü hakareti ve aşağılanmayı hak ediyorlar lakin biz terbiyemizden taviz vermeden çocukların dahi anlayabileceği bir lisan ile bu konuyu izah etmeye çalışalım.

Kesintisiz faşist darbelerle ülkeyi yönetmeye çalışan bu zihniyet en nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde halkın tokadını yedi ve kıyamete kadar unutamayacağı bir ders aldı. Bundan sonra hiçbir güç askeri darbe yaparak millet iradesini yok sayamaz. Halkımız ne diyor ve neyi istiyor ise buna saygı göstermeli ve boyun eğmelidir.

Özgürlük ve hürriyet taleplerini Cumhuriyet devrinde de sürdürmek isteyen halkımız bizzat M. Kamal engeli ile karşılaşmıştır. Batı ülkeleri ve özellikle de İngilizler ile iyi ilişkiler kuran bu otoriter yönetim, 1938 yılında yani M. Kamal öldüğü halde dahi değiştirilememiştir. Zira yerine geçen İsmet İnönü, 1946 yılına kadar “ Milli Şef İdaresi” adı altında halkımızı demir bir yumruk ile yönetmeye devam etmiştir.

Muasırları olan Hitler ve Mussolini, elbette kurulan bu düzenden ilham almıştır. Faşizmin sembolü olan “balta ve çubuklar” CHP’nin ilkeleri olan “6 Ok’a” ne çok benzemektedir. İşte ideolojisini bu baskıcı rejimden alan Kamalizm, nihayet halkın desteğini alan Erdoğan liderliğindeki özgürlük mücadelesine karşı mağlup olmak üzeredir. Devlet Bahçeli ile anlaşan hükümet yakın bir zamanda faşist anayasanın önemli bir maddesini daha tarihin çöplüğüne atmak için çalışmalarını hızlandırmıştır.

Jakoben bir anlayışla hareket eden ve “halk için halka rağmen” zihniyetinin 15 Temmuz’da yediği büyük darbeden sonra bir daha asla eski günlerine dönmesine imkân yoktur. Tanklara ve savaş uçaklarına karşı kanıyla canıyla elde edilen vatan müdafaası bir avuç darbe özentisi politikacıların keyfine göre düzenlenemez. Elbette bu darbecilerin tekrar devleti ele geçirmesine müsaade edilmeyecek ve gerekli anayasal değişiklikleri yapan TBMM kararı halkın büyük bir kesimi tarafından kabul edilecektir. Bu hep böyle olmuştur ve yine vatan ve milletimizin selametine vesile olacaktır.

İnsan hakları, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere bütün özgürlükleri kısıtlayan askeri vesayet sistemi artık devrini tamamlamak zorundadır. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016 darbelerinin ortak özelliği; ilhamlarını bizzat M. Kamal’in hayat hikâyesinden almış olmasıdır. Halkı adam etmek için gerekirse silah kullanmak hatta tanklarla ezmek olan bu vahşete bir son vermek gerekiyor. Bu faşist yöntemleri “demokrasi” diye yutturmak isteyen bilim adamları dahi kendine bir çeki düzen verip kursağından geçen milletin verdiği parayı hak etmesi gerekiyor. Cebri keyfi küfriden yani zorla inançsız zorbaların kabul ettirdikleri faşist metinleri metinlerden kanun ve anayasa olmaz. İnsanların din ve vicdan özgürlükleri başta olmak üzere her türlü baskıya karşı korunduğu bir anayasaya ihtiyacımız var.

Her askeri darbeden sonra halkın özgürlük ve hürriyet aşkını engellemek maksadıyla dayatılan ve alternatifi olmayan vesayetçi anayasaların değiştirilmesi vakti çoktan gelmiş de geçmiştir.

15 Temmuz 2016 tarihi bu coğrafyada yaşayan bütün halklar için bir milat olmuştur. Artık kanıyla, canıyla, dişi tırnağı ile özgürlüğünü kazanan bir toplumun önünde hiçbir top tüfek duramaz. Daima 15 Temmuz darbecilerin akıllarına gelecek kâbus dolu rüya görmeye devam edeceklerdir. “Jakoben” ve “baskıcı” yönetim anlayışından vaz geçmek kendi menfaatleri icabıdır.

Bu vesile ile 15 Temmuz’da şehit düşmüş bütün vatanseverler için Allah’tan rahmet diliyorum… 

Şimdi en önemli meselelerden bir tanesi mevcut anayasayı değiştirmektir. Zira 12 Eylül 1980 Darbecileri öyle bir anayasayı dayattılar ki mümkün olan en iyi hükümet dahi ortaya çıksa devleti doğru ve düzgün bir biçimde idare edemez. Anayasanın ruhuna sahip olan vesayetçi sistem; Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki görev-yetki dağılımını öylesine içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir ki, hiçbir siyasetçi ağzında kuş olsa dahi bu anayasa ile devleti yönetemez, çatışmalara gebe kalmak zorundadır.

Daha önce Cumhurbaşkanı Özal’ın Başbakan Mesut Yılmaz ile çatışması, keza Demirel’in istediği kişi yerine Tansu Çiller’in Başbakanlığa gelerek çatışmaya girmesi hep olagelmiştir. Eğer değişmez ise yine benzer sorunlarla karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. Faraza başbakan olarak Cumhurbaşkanının oğlu Bilal Erdoğan seçilse dahi bir müddet sonra babası Erdoğan ile çatışmaya girmesi kaçınılmazdır. Zira mevcut anayasa yetki ve görev dağılımını öylesine karmaşık ve birbirine tecavüz edecek şekilde düzenlemiştir ki bundan kurtuluş yoktur.

Belki bu yaşanan olaylardan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasayı değiştirmek ve cumhurbaşkanlığı siteminin getirilmesi için neden çırpındığını anlamak şimdi bir parça anlaşılmıştır. . “Bir musibet bin nasihatten yeğdir” demiş atalarımız. İnşallah yaşanan bu sıkıntılı süreç Allah’ın izni ile hayırlara vesile olup çok daha güçlü bir siyasi yapının doğmasına vesile olacaktır.

Hazır konu açılmışken mevcut anayasayı biraz tartışmaya açalım. Hele hele anayasanın 4. maddesi ki var ki bunu savunanlar için büyük bir utanç vesilesidir. Ne diyor bakın? “Anayasanın ilk üç maddesi değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez". Bunu yazan ve şimdi savunan siyasetçilerde, uzmanlarda hiç utanma duygusu kalmamış anlaşılan. Halkı 1925 yılındaki gibi koyun zannediyorlar. Vur tepesine al elinden ekmeğini!

Yahu Allah'ın emri mi ki, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diyorlar. Pes yani…

Meseleyi uzatmadan söyleyelim bu değişmez dedikleri maddeler Atatürk ilkeleri olarak da ifade edilen “devletçilik, halkçılık, inkılapçılık vs. faşist söylemlerdir. Diktatörlüğü ve inançsızlığı resmileştirmek maksadıyla bunları anayasaya sokmuşlar. Bunun iyi tarafı faşist ve baskıcı olduklarını apaçık bir biçimde ispatlıyorlar. Bunların maksatlarını anlamak için çok zeki olmaya gerek kalmıyor…

1924 Anayasası Osmanlı’nın kanunu esasinin devamıdır. Bu Kurucu Anayasanın 2. maddesi "Türk Devletinin dini İslam'dır" maddesidir. Lakin bu madde 1928 yılında kaldırılmış. Peki neden?

Daha sonra 5 Şubat 1937’de aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” Anayasanın 2. maddesine dâhil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirtilmiştir. Şimdi kırmızıçizgiler olarak gösterdikleri ve değiştirilmesi talep dahi edilemeyen maddelerin aslının ne olduğu anlaşıldı mı acaba?

Son olarak çareyi de gösterelim zira basittir. Mevcut anayasayı sade olarak düzenlemeli, faşist ilke ve inkılapları değiştirmelidir. Bunları yaparken Türkiye’yi layık olduğu tarihin şerefli mevkiine getirmek için mecbur olduğumuz “Cumhurbaşkanlığı Sistemini” yürürlüğe koymamız gerekiyor. Mevcut Anayasa’da yer alan “çift başlılık” maddeleri bu sayede kolaylıkla kaldırılabilir ve ihtiyacımız olan iyi bir yönetim sistemine geçebiliriz, vesselam…

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert