Süleyman GÜLEK Hz. Peygamber’in akla verdiği önem
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Hz. Peygamber’in akla verdiği önem
Süleyman GÜLEK

Hz. Peygamber’in akla verdiği önem

Advert

 Akıl, insanın düşünme, bilme, davranışını belirleme, denetleme ve yargılaması, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan ayrıt etmesi ile ilgili kabiliyetidir. Akıl; düşünmeyi, bilmeyi ve anlamayı sağlayan çok önemli insani bir melekedir. Akıl, Allah’ın en büyük nimetlerinden biridir. Akıl, en büyük insani güçtür ama bu güç sınırsız değildir.  Her türlü dış etkiye ve propagandaya açık olan aklın, doğrunun tek ölçüsü olması da mümkün değildir. O halde, aklın gücünü tamamlayacak, ona yol gösterecek bir kılavuz gereklidir. Bu kılavuz ise vahiy, yani Allah’ın kitabıdır.

  Akıl, insanın karanlık olan hayat yolunu aydınlatır, vahiy ise doğru yolu ve gerçek hedefi gösterir. Akıl doğru kullanıldığında bir nimet, yanlış kullanıldığında bir bela, hiç kullanılmadığında büyük bir israftır. Vahiylerin gayelerinden biri de insanoğluna aklını doğru kullanmayı öğretmektir. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim´de:“Hiç düşünmez misiniz, hiç akletmez misiniz? Ancak akıl sahipleri hakkıyla düşünüp öğüt alırlar, akıl sahipleri ve düşünenler için yerde ve gökte birçok ibretler vardır...” (Bakara, 2/44, Zümer, 39/9, Al-i Imran, 3/190) gibi ayetlerle bizleri uyarmakta ve aklın ve düşünmenin önemine dikkat çekmektedir.

İnsan aklı sayesinde taklitten kurtulur. Neye, niçin inandığını kavrar. İslam dini akıl sahibi insanları muhatab alır ve onlara sorumluluk yükler. “Aklı olmayanın dini de yoktur”1 ifadesini bu anlamda düşünmek gerekir. İslâm'a göre, ancak akıllı insanlar Allah’ın tekliflerinden sorumludurlar. “Şu üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: iyileşinceye kadar akıl hastası olan deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan, büluğ çağına erinceye kadar çocuktan.”2buyrulur. Bir çocuğun mükellef (yükümlü) olma yaşı da akıllı olma ve ergenlik çağına ulaşma zamanıdır. Çocuklar ve deliler İslâm'ın hükümlerinden sorumlu değillerdir. Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) ancak akılla idrâk edilir. Akıl, bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını anlayabilir. İslâm akıllı insanlara hitap ediyor ve insanlara akıllarını kullanmalarını emrediyor

  Peygamberimiz (s.a.s.) buyuruyor ki: “Hiç kimse kendisini hidayete götürecek ya da tehlikeden alıkoyacak akıldan daha faziletli bir şey kazanmamıştır.”3 Bu hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.) aklın önemini belirtiyor. İnsana doğru yolu gösteren akıl en büyük kazançtır. Akla Kur’an ve onun açıklaması olan Sünnet yön verirse isabetli karar alır.

  Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:  “Akıllı kimse nefsini kontrol altına alıp (her türlü günahlardan korunmaya çalışarak) ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan; Âciz  (aklını gereği gibi kullanmayan) insan da, nefsinin hevâsına (istek ve tutkularına, kötü arzularına) uyup da Allah’tan (olmayacak şeyleri ve cenneti) temenni eden kimselerdir.”4Hadiste de görüldüğü gibi, Hz Peygamber (s.a.s.); Akıllı insanın nefsine hakim olarak günahlardan kendini koruması, ahiret için çalışması gerektiğini vurgulamakta ve aklını gereği gibi kulanmayıp, nefsinin kötü arzularına uyup, her türlü kötülükleri günahları işlediği halde, Allah’tan olmayacak şeyleri, cenneti temenni eden kimselerin yanlış yolda olduklarını beyan etmektedir.

  Allah Teâlâ şöyle bildirmektedir: “Nefsini kötülüklerden arındıran (koruyan) kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyana uğramıştır (Şems, 91/9-10) “Muhakkak nefis, olanca şiddetiyle daima kötülüğü emreder...” (Yusuf, 12/53) Nefs-i Emâre, haram-helâl gözetmeden gördüğü ve istediği şeylerden hoşuna giden şeylerin hemen elde edilmesini, isteklerinin ve arzularının derhal yerine getirilmesini ister. Hiçbir sınır (haram-helâl) tanımadan her istediğine kavuşmak ister. İşte kötülenen nefis, insanın amansız düşmanı olan bu nefs-i emmâredir. Allah Teâlâ, insanların yaşayabilmesi, kendilerini koruyabilmesi ve asıl imtihan için insanda nefis (şehvet ve öfke kuvveti) yaratmış, ayrıca şeytanı da insana musallat eylemiştir. Elbette bunda büyük hikmetler vardır. İnsanoğluna akıl, fikir vermiş böylece insanı imtihana tâbi tutmuştur.

  Nefsin istekleri hayatın devamı için gereklidir. Ancak nefis başıboş bırakıldığı zaman, aşırı istekler gündeme gelir ve insan o noktada hataya düşer. İşte dünya hayatı bir imtihan yeri olduğundan, bunu iyi bir şekilde anlayıp, Allah ve Rasûlü’nün emirlerini dinleyerek, nefsin kötü arzularına, şeytanın aldatmasına kapılmadan kendisine verilmiş olan şehvet ve öfke kuvvetini insan, aklının ve mantığının ışığı altında meşrû şekilde kullanmalıdır. Rasûlullah (s.a.s.) bir sahâbîye hitâben:  “Hanımının senin üzerinde hakkı vardır. Müsafirin de senin üzerinde hakkı vardır. Bedeninin senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver ”5 buyurmuştur. İnsan nefsini İslâm’ın yasaklamadığı, serbest ettiği şeylerde tatmin etmeli. Eğer nefsin istekleri ve arzuları İslâm’a uygunsa bu yerine getirilebilir, fakat bu istekler İslâm’a aykırı ise kesinlikle yerine getirilmemeli, nefsin kötü istekleriyle mücadele etmeli ki, imtihanı kazanmak mümkün olsun.

  Rasûlullah (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “Allah’ım, huşû duymaz bir kalpten, kabul olmayan duâdan, faydası olmayan ilimden, doymak bilmeyen nefisten Sana sığınırım”6 diye duâda bulunmuştur. Nefis Allah’ın kendisine helâl kıldığı şeylerle yetinmeyip, iyi, kötü, haram, günah olan şeyleri de arzu ederek doymak bilmeyen bir arayış içindedir. Bu şekilde kişiyi günahlara götürmektedir. Dolayısıyla, kişi her aklına geleni, nefsinin her istediğini değil; helâl, câiz olanı yapmalıdır. “Hele şu günahı işleyeyim, nefsim doysun, bir daha gerek duymam” düşüncesi, şeytanî bir düşüncedir.

  Çünkü nefis doymaz, günah işledikçe, zevk aldıkça, tekrar tekrar ister. “Nefsin kötü istekleri, öyle bir canavardır ki, ona isteklerini verdikçe doyacak yerde daha da acıkır.” Çare, nefsin İslâm’a aykırı isteklerine karşı mücadele ederek onu yerine getirmemektir. Nefis insanın en büyük ve sinsi düşmanıdır. Nefis, kişiyi her türlü ahlâksızlığa ve günah olan şeylere götürerek, maddî- mânevî çok büyük zararlar vermektedir. Rabbimiz Allah (c.c.) bu gerçeği şöyle bildirmektedir: “Sana gelen her kötülük kendi nefsindendir (onun kötü arzusuna ve isteklerine uymandandır).” (Nisâ, 4/79 ) Nefsinden dolayı, basit, gereksiz şeyleri bahane eden,  kavga çıkaran ve hatta cinayet işleyen nice insan vardır. Başa gelen belâların, üzücü olayların çoğu, nefsin kötü isteklerinin yerine getirilmesinden kaynaklanmaktadır.  Nefsin içki, kumar, zina, haksızlık, hırsızlık, ahlâksızlık, haset, kin, gurur, kibir gibi isteklerine uymasından dolayı dünya ve âhirette insan perişan olmaktadır.

  Yüce Allah şöyle buyurur:  “Ve derler ki: Eğer dinlemiş olsaydık ya da aklımızı kullanmış olsaydık, cehennemlikler arasında olmazdık.”  (Mülk, 67/10) ayeti bu tür insanların durumunu dile geçirdiği gibi çevremizde her gün yüzlercesini gördüğümüz suçlu insanların durumu da aynıdır. Aklın yolu birdir, o da hak yoludur. Bu yolu kabul etmeyenler akılsızlıklarının cezasını dünya ve ahrette çekerler. Rabbimiz şöyle uyarır:  “Allah, aklını kullanmayanları iğrenç bir hayatın içinde yaşatır"(Yunus,10/100) yani, o insanlar dünyada ve ahirette mutsuz olurlar.

  Hz Peygamber (s.a.s.) şu şekilde uyarır: “Ben Cehennem gibi acayip bir şey görmedim; insanlar ‘ondan kaçarız’ diyorlar, ama kaygısız yaşıyorlar (çok rahat günah işliyorlar)  Yine Cen­net gibi acayip bir şey görmedim; insanlar ‘onu isteriz’ diyorlar, ama kulluk görevlerini terk ediyorlar. (akıllıca hareket etmiyorlar”).7Akıllı kimse, sadece aklı olan değil aynı zamanda aklını doğru yerde, doğru şekilde kullanan, en azından kullanmaya gayret eden kimsedir.

  Akıllı insan, nefsin kötü arzularına uymaması gerekir.  Nefsin meşrû olan isteklerini yapıp, meşrû olmayan isteklerinden korunmak için de nefisle mücadele etmek gerekir. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:  “Mücahid nefsine karşı cihad edendir.”8 Mücahid, nefsin İslâm’a aykırı isteklerine karşı mücadele ederek ona galip gelen ve İslâm’a uygun olanı yapan kişidir. Bu uygunluk, hem nefis ve şeytanla mücadele, hem de İslâm’ın yaşanmasına karşı çıkan İslâm düşmanlarıyla mücadele şeklinde olur. Bu, hem İslâm’ın kendi hayatına hâkim olması için mücadele, hem de İslâm’ın topluma yayılıp hâkim olması için mücadeledir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ama kim de, Rabbinin (huzurunda duracağı) makamından korkup (gereğini yapar) nefsini de kötü arzu ve hevesten men ederse işte muhakkak ki, cennet onun varacağı tek yerdir.” (Şems,  91/9-10)"Hiç şüphesiz, iyiler cennette, günahlara dadananlar ise  yakıcı ateşler içindedir." (İnfitâr, 82/13-14)

  Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurur: “Dünyanın gayr-ı meşrû işlerinde akıl zarar kaynağı, din işlerinde ise akıl seviniç kaynağıdır.”9Bazı kişiler rahatlıkla günah işledikleri, gayr-ı meşrû işler yaptıkları halde,  akıllı olduklarını idda ediyorlar.  Tabii ki,  bu iddia da olanlar kendilerini kandırmaktadırlar.  Ayet ve hadisler bu gerçeği ortaya koymaktadır. Sadece, ‘ben de müslümanım, kalbim temiz’ diyerek yaptığı kötülüklerin, günahların zararını görmeyeceklerini ve cennete gideceklerini düşünenler, kendilerini kandırmaktadırlar. “İnsanlar imtihana tâbi tutulmadan sadece iman ettik (biz de müslümanız) demeleriyle kurtulacaklarını mı sandılar? Andolsun ki Biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette (imanda) doğru olanları bilir, yalancıları da bilir. Yoksa kötülükleri yapanlar Bizden kaçabileceklerini (cezadan kurtulacaklarını) mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar” (Ankebût, 29/2-4) buyrulmaktadır.

  Her türlü günahı, haramı işlediği halde “ben de cennete giderim” demek ahmaklıktır. Hz Peygamber şöyle buyurur: “Ey İnsanoğlu, Rabbine itaat et ki, sana akıllı denilsin. O’na isyan etme ki, sana cahil (aptal)  denmesin.”10 Müslüman kişi akıllı hareket eder ve korku ve ümit içersinde olur. Çünkü korku ile ümit beraber olmalı, sadece korku ve sadece ümit yanlıştır. Yanlışlar da yanlışa götürmektedir. Bazı kişiler de: “Biz günah işliyoruz, o yüzden cennete giremeyiz” diyorlar. Allah’tan ümit kesiyorlar ve günah işlemeye devam ediyorlar. Tabii ki bu da yanlıştır. Günahlara tevbe edenlerin tevbesini Allah, kabul edeceğini bildiriyor.

“Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira Ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça merhamet edenim.” (Bakara, 2/160) “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümit keser.” (Yusuf, 12/87) Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “Günahtan tevbe eden kimse hiç günahı olmayan kimse gibidir.”11 Müslüman kişi, bütün gayretiyle İslâm’ın prensiplerine uygun hareket etmeye çalışmalıdır. Buna rağmen günah işlediğinde hemen tevbe ederek kendisine çeki düzen vermelidir. Hangi şey için tevbe etmişse bir daha onu yapmamaya çalışmalıdır. Günah işlendiğinde de “Allah affetmez” diyerek tevbeyi kesinlikle terk etmemelidir. Çünkü “Allah tevbeleri kabul edicidir.” (Bakara, 2/160) Her türlü günahı işlediği halde “ben Cennete giderim” demek yanlıştır. Aynı şekilde, günahkâr olanların da “ben Cennete gidemem” demesi yanlıştır. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet size ayakkabılarınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.”12  Cennet ve cehennem insanlara uzak değildir. Dikkat etmeli, akıllı olmalı, haram olan, günah olan şeyleri değil; doğru olan işleri yapmalı. Sonu hüsranla biten mutluluk, gerçek mutluluk değildir. Müslüman, korku ve ümit içerisinde hayatını sürdürmelidir. Ne mutlu aklını doğru şekilde kullanarak İslâm’a uygun yaşamaya gayret edenlere ve sonsuz mutluluk yurdu olan Cennet’e girenlere!

Dipnot

1-  Câmiü’s-Sağir Muhtasarı, Tercume ve Şerhi, Yeni Asya Neşriyat, İst. 1996,  c. 3, s. 98, Hds. 2938

2-  Buhari, Hudut 22; Ebu Davud, Hudut 17; Tirmizi, Hudut, 1; İbn Mace, Talak 15

3- Ragıp el-İsfahanı, Müfredat, s. 342

4- İbn Mâce, Zühd 31; Tirmizî, Kıyâmet 25

5- Buhârî, Savm 51-55; Müslim, Sıyâm, 181-187

6- Tirmizî, Deavât 69 (3478); Nesâî, İstiâze, 2 (255)

7- Tirmizî, Cehennem 10

8- Tirmizî,. Cihad,  2 ( 1671);  İbn Mâce, Cihad,  7 ( 2767) 

9- Câmiü’s-Sağir, a.g.e., c. 3, s. 996, Hds. 2933

10- Câmiü’s-Sağir, a.g.e., c. 1, s.43, Hds. 39

11- İbn Mâce, Zühd 30

12- Buhârî, Rikak 29

Süleyman GÜLEK

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER