Hülya Bulut Mandıra filozofları! “ konak’ın önünde buluşalım”
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Mandıra filozofları! “ konak’ın önünde buluşalım”
Hülya Bulut

Mandıra filozofları! “ konak’ın önünde buluşalım”

Karşımda korkunç bir manzara. Kimseler kafasını bile çevirip bakmadığına göre belki de öyle değil de ben abartıyorum. Kalbimde bir yerlerin sızladığını hissederek bakıyorum manzaraya. Karşımda kaderin kazasına uğratılan,42 yıllık bir şehir emektarı bina yıkılıyor hunharca. Çocuğun ürperten bir olay karşısında kakılıp kalması gibi öylecene donup kalıyorum. Duyguları gerilerde, bedeni burada bomboş bakıyorum yıkım alanına.

Ama ama… diyorum benim orada 18 yaşım kaldı, üniversite kahkahalarım, gençliğimin en derin hüzün anları, sevinçli yüz ifadelerim kaldı. Benim orada en güzel anılarım kaldı. Başım öne düşüyor istemsiz, gözyaşlarım sessizce akıyor yanaklarımdan. Eski bir dosta veda eder gibi sarsılıyor duygularım. Yutkunuyorum, kelimeler boğazıma düğümleniyor. O an zerre bir düşüncenin aklımdan geçtiğine emin değilim. Sadece hissettiklerim var. Tek kelimeyle hissettiklerimin özeti koyu bir yas hali. Gökten son kez yorgun ve parçalanmış bedenine, hüzün yağmurları damlarken, aldığı darbelerle göz göz olmuş taş duvarlar, yaralarını saracak tanıdık bir yüz ararcasına, o her daim tıklım tıklım insan seli olan sokağın içine bakıyor sanki.

Harabeye dönmüş moloz yığınlarının arasında, yüzü üzüntüden bal mumu rengini almış, karanlıkta el feneriyle yer göstermekten, gözlerinin beyazı kıpkırmızı bir iltihapla kaplanmış, gömleğinin mavisi griye dönmüş genci seçiyor gözlerim. Gözlerimiz aynı acının çıkmazında buluşuyor. Kapat diyorum kapat feneri artık kimsenin ihtiyacı yok o ışığa.

Kapattık zaten diyor kapattık abla. Eliyle işaret ettiği yere çeviriyorum başımı.

Bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır! Yazısı neyin hikmeti ise yaldızlı harflerle yazılmış.

Sükût et diyorum kendime.

Sükût deniz, kelam dere misal, olmuyor işte, susamıyorum yine.

-Peki, sen neden halen oradasın? diyorum teşrifatçı gence.

-Hep unuturlar diyor, bir şeylerini unuturlar. Bak,1 numaralı salonun en arka koltuğunda yine unutmuş birileri bir şeylerini…

-İkinci sırada en sağ koltuğun üzerinde diyorum, unutulmuş anılar var. Soran yoksa ben alayım. Gerçek sahipleri için demek o kadar da değerli değilmiş!

En köşedeki sağ koltuğun üzerine bırakıyorum kendimi sahipsiz anılar avuçlarımın içinde. Her yıkılan duvarda onlarca sinema perdesi açılıyor gözlerimin önünde. Siyah perdeden kimler kimler gelip geçiyor, beynim tutmuş yüreğimin elinden anı fırtınasına tutulmuşçasına oradan oraya savuruyor beni.

Bir rüya gibi “Avrenos’un Müşteriler”i geçiyor önümden, “Irmakların Türküsü” nü mırıldanarak. İş makinalarının uğultusu, türkünün o güzelim sözlerini ezip geçiveriyor.

Kader mi diyelim şimdi buna Küçük Emrah? Bak taş duvarlar “Boynu Bükükleri” oynuyor, en sahicisinden. Ya “Meçhul Kadın” kaybettiklerini mi arıyor sence, yıkıntıların içinde? “ Düne… Bu güne… Yarına”  ait her neyse! Bir patırtıdır kopuyor geriden, kaçın diyorum kaçın sokağı “Ali Baba ve Kırk Haramiler” bastı!

İki adım önümde “Rambo Ramiz” elinde “Polis Dosyası” yla “Halk Çocuğu” nun gölgesini hırpalıyor. Bir hışım yapma diyorum, yapma ne istiyorsun el kadar çocuktan? Gücün yetiyorsa gerçek “Düşman” ı hırpala.

Apansız bir “ Yalnızlık Duygusu” sarmışken havayı “Yaman Gazeteci” nin tiz sesi dolduruveriyor meydanı. Yazıyor yazıyor “Yer çekimli Aşklar” ın hazin sonunu yazıyor.

“Vay Anasını”, “ Zampara Seyfettin”, “Naylon Karının” peşinde yine. Beton kirişlerin bedenlerinden fırlamış, küflü demir uçları dikkat et dememe kalmıyor yırtıp geçiyor bacağını. Bu gün diyorum “Güneşin Tutulduğu Gün” olmalı. Bütün uğursuzluklar üste üste gelmede yarışıyor.

Binanın son görüntüleri silinirken, mart ayında “Eylül Fırtınası”, “ Absürdistan”a sürüklüyor“ “Dökülen Yaprakları”. Umarsız gelip geçen insanların küçülmüş gölgeleri, öğle üzeri karanlığında iz bırakmadan geçip gidiyor yerle bir edilen binanın kıyısından. Korna sesleri yıkık salon duvarlarına çarpıp çarpıp boşlukta uzaklaşarak kayboluyor…

Basit bir metruk bina yıkımı gibi görünse de olay,

- “reca ederim bu bahsi burada kapatmayalım.” Zira bu şehir bizim. O mekanlarda bu şehrin soluk alıp veren ruhları vardı! Gözlerim dolu dolu yıkımı seyrederken, oraya, anılarımın, arasına dalıp bağırmak istedim bir an;

-Hal bilmezler, çekin o kirli ellerinizi bu şehrin taşta olsa yaşayan bedenlerinden. “Eksik” bırakacaksınız ruhumuzun pınarlarını. Öyle sözde kalmayıp saçlarınızı bir dağıtırım sizi ananız bile tanıyamaz. Siz nasıl bizim en ince duygularımızı tarumar ediyorsanız ben de sizi ederim! Kırık bir tebessüm oluşuyor sadece dudağımın kenarında, düşüncelerimin ağırlığından. Eyleme geçmek ne haddimize. O zaman siz diyorum “Polis Akademisi Alaturka” çalmayı bıraksanız da müdahale etseniz ya şunlara. Bakın öldürüyorlar bu kenti karnını yara yara!

“Yok Artık”, “Vesvese” mi diyorsunuz, benim gördüklerimi siz görmüyor musunuz?

“Takım, Mahalle Aşkına”, görsün her kes “Tehlikeyle Flörtte” sahildeki gökdelenle, Kurşunlu Camii minaresi! Nasıl unutursunuz daha dün değil miydi meydandaki “Güvercin Uçuverdi” ya “Çekme köy Underground” un yalısına. Sizde yetmez deyip “61. Bölge”yi de teslim ediverdiniz şimdi öyle mi?

“Öyle ya da Böyle”, “Cin Tuzağı” bu yaşananlar. “Hayat Öpücüğü” deyip yapıştığımız o dudaklar “Nadide Hayat” larımızın “Azap” ları oldu. “Uzaklarda Arama ”suçluları “ Şevket Yerimdar” sen kapadın, o kapadı, hepimiz kapadık gözlerimizi “Düğün Dernek” çalgı cümbüş sesleri arasında “Kafes” lediler bizi!

Yıkım makinaları toprağa çelik dişlerini geçirdikçe, “İçimde Akan Nehir” pis bir “Bulantı” olup içimi dışımı çalkaladıkça çalkaladı, “ Abluka” ya aldı düşüncelerimi. “Bana Masal Anlatma” sın kimse “Fatih’in Fedaisi Kara Murat” gelse bu “Helak” olmuş “Kayıp Köy” ü kurtaramaz gayrı çöküşten. “Çarşı Pazar” ımızda “Manda Yuvası” nın temelini atacaklar, “Karamanın Koyunu” ondan sonra ortaya çıkacak! Bize de “Bir Varmış Bir Yokmuş” sızlanışıyla “Mandıra Filozofu” na, “Bizim Hikaye” mizde bu diyeceğiz. “Krallar Kulübü” buzlu viskilerini yudumlarken sahildeki “Şer”  gökdeleninden Karadeniz manzaralı, biz ormanlarda “Ali Baba ve Yedi Cüceler” ile “Delibal” aramaya çıkacağız!

Nasıl göremezsiniz? Bu şehrin çocuklarının geçmişi “Piyasadan Büyük Alacağım Var” bahanesiyle “Yolunda A.Ş Çin Çin Bağları” masalı eşliğinde tarumar ediliyor. “İçimdeki İnsan”ı, “Münafık” yaptı bu yüzsüz “Mihrez Çin Padişah” ları. Oysa biz parayla saadet olmaz diye büyütülmüştük. Kandırıldık mı şimdi bizde? Sözde avuntularla kapatıldı konuşan ağızlar. Kandırılmadık Da susturulduk biz. Laf söylemenin kerametini ehilsiz ağızlara bırakarak. Zati  lafa da fatura kesselerdi dünyadaki tekmil bankalar bu ülkenin “Ekmek Parası” peşinde koşan  “Halk Çocuklarına “değil de “Banker Bilo” lara çalışırdı!

“İki Dünya Arasında”, “Düşman” zabitlerini, bizim “Kayıkçı” getirip götürüyor sisler arasında. “Kara Kentin Çocukları” nı,“Kahpe Bizans” ın askerleri yoksa nasıl bu kadar kolay zapt etsin!

İçimde yumruk gibi bir sıkıntı nefesimi tıkıyor. “Mayıs Sıkıntısı” desem değil, ay tutmuyor. Sen söyle “ Nilgün” bu neyin sıkıntısı şimdi? “Sevgilim İstanbul” un en ücra köşesinden, “Salkım Hanımın Taneleri” saçılıyor Islak Kentimizin üzerine. Madem senden kaynaklı bu yaşananlar “Bekle Beni İstanbul” diyorum“ Duruşma Günü” geleceğim bende “Propaganda” yapmaya…”Üçüncü Sayfa” haberi olacağım, sözde birinci sınıf boğaz aşireti mecbualarına! Bir tek benim mi bu “hatıralar dosyası” attınız üzerime sizde? Sakın diyorum sakın “Bensiz Beni Yargılama” yınız mülki amirler. Söz savunmanın diyeceksiniz mahkemenin elbet bir yerinde.

-Tanrım ne kadar bedbahtım… Hatıralarım bu “ Kıskaç” tan nasıl yarasız kurtulur? Ya “Kuşatma Altında Aşk “nasıl yaşanır? Hoş bende bir rahat durup “Sakin Kasabanın Kadını” olamadım ya. Bundandır içimde kanamalı yaralar, dilimde kederli “Yalnızlık Şarkıları” var.

Şimdi bu yaşananlar “Yürek Yarası “değil de ne? Sen söyle “Şakir Tamkeriz “ ben nasıl sessiz kalayım?

“Mektup” diyorum bir mektup yazsam, ruhuma dokunacağınıza “Usta Beni Öldürsene” ile başlayan. Kimbilir belki bir “Nihavent Mucizesi” yaşanıverir de bu şehrin insanları bir ağızdan “Yanlış Saksının Çiçeği” siniz, “Ne Ekersen Onu Biçersin” bak uyarıyoruz o ektiğiniz çiçekleri yaşatmayız aramızda diye haykırmayı başarıverse!

“Akrebin Yolculuğu” benimkisi molozlar arasında. Gözlerimle “Babamı Arıyorum ”Babama da maşallah, “Bizim Adese” yi satmış yabana, çıkmış orta yere “Çökertme” oynamakta. Hiç ummazdım bunu senden baba diyorum. Sen satarsan bizi böyle kim ne yapmaz!

Yine de umutluyum ben. “Dört Yanım Hüzün”, “Bitmeyen Bekleyiş” lerde olsam da. Birileri mutlak duyar sesimi diyorum. Her kes sağır değil ya bu kentte! Hani olur ya sesim “Gecenin Çığlıkları” gibi inletir yeri göğü de “Kaside-i Bürde Şairi/ Kaab Bin Züheyr” duyuverir. Beyaz zambaklar ülkesindeki gibi “ Beyaz Umutlar” yeşerir “Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri” nde.

“ Çıkmaz Sokaklar” da kaybolmuş, beş köşeli Pentagon köpekleri, sokak başında ulumada acı acı. “Acıların Çocuğu” nun “Beddua” sına gülüyorum bu arada. Boş yere “Günah” a girme diyorum. Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.

Denizin üzerinde “Fırtına Kuşları”, “Muallim Bey” diye fısıldayıveriyor;

- Değilim diyorum ben muallim bey değilim. Ben “ Muallime” yim… Olsun diyor sen yine de dinle. ; “Tatar Ramazan” da sürgünde! Fırsat bu fırsat deyip “Kayıkçının Küreği” ni çektiriyorlar bize! “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” la sızıyorlar içimize. Hep o “Piyano Piyano Bacaksız” ın işleri bunlar. “Zıkkımın Kökü” nü içesice alkolden uyuşmuş beyniyle “Bişr-i Harfi” gibi kodlamış dilini çözemiyoruz! “Küçük Adamlar” ın “Hemşo” su herifçiler!

-“Komiser Şekspir mi dedin?

-O mu? “O da Beni Seviyor” ya “Oyun Bozan” işte. “Şellale” mübarek “Dansöz” gibi kıvıra kıvıra “Fasulye” ektiler toprağımıza! Anlayacağın “Asmalı Konak” ta hayat çamurlaştı ziyadesiyle!

“Gülüm” sen bana aldırma, “Metropol Kabusu” bu yaşananlar. Bak “Rus Gelin” de şahit olanlara. Eğreti Gelin” gibi arka kapının anahtar deliğinden “Bizans Oyunları” nı izlemekte. Eğreti gelin dediğime bakma, bulsa bir fırsatını ilk o bindirir bizi “Gece Yarısı Expressine”! “Meleğin Düşüşü” en çok ona yarayacak neticede!

Sizde “Jan Jan” “Kabadayı” ları hafife almayın bu halkı. “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” değilsek de gözümüze batırıla batırıla yapılan “ Hokkabaz” lıkların farkındayız! Rantçı fırsatçılar için dinle bak ne diyor biletçi Kemal abi;

“Adem’in Treni”ne binmişler güya, gözünüzü açın ey ahali “Amerikalılar Karadeniz’de”, Avrupalı “Barda”, “Maskeli Beşler Irak’ta”, “Polis”, “Kiraz Operasyonunda”! “Yumurta Kırıldı” bir kez Rıza ağabey “Aşk Tutulması” yaşıyor bizim “Avanak Kuzenler” de meydanda! “Recep İvedik “kahkahaları arasında malı götürüyorlar gözümüzün içine baka baka. “Karanlıktakiler”, “Yedi Kocalı Hürmüz “olmuş. Senin neyine lakırtı etmek bu konularda. “Çıplak Vatandaş”sın sonuçta!

“Abim” bak. “The Net 2:0” yenildik bir kez daha bu kayıpla! “Cenneti Beklerken “, “Kanalizazyon” a düştü “Neşeli Hayatlar”…

“Gerçek” şu ki “Kanımdaki Barut”, “Uzak İhtimal “değil bir patlarsa bir kez daha “Türkler Çıldırmış Olmalı” diye bağıracak tüm dünya. Lakin “Nefes” şimdilik yeter ki “Vatan Sağ olsun” gerisini nasılsa çözeriz diyor!

İnsanların içindeki “Dabbe” ne zaman canavarlaşır bilinmez, zira bu halkın “Rot Balans Ayarları” yla fazlaca oynandı! Tek bildiğim, “Melekler ve Kumarbazlar” aynı şehirde yaşayamaz “Evrim Teorisi” ne ters. Gün gelir bir “Kolpaçino” çıkar “Kurtlar Vadisi Gladio” yu çeker, “İki Dil Bir Bavul” “Gölgesizler” i bindirir  “Devrim Arabaları” na ,“Şeytanın Papuçu! nu ters giydiriverir, akıl tutulması yaşarlar! “Üç Maymun” u oynayan “O…Çocukları” na  “Peri Tozu” yutturulur da bir “Güz Sancısı”yla “Kutsal Damacana” ya tıkılıverirler!

Ve sizler “Bir Zamanlar Anadolu”da yaşayan “Dedemin İnsanları” sizde bırakın artık “Yahşi Batı”nın ağzınıza çaldığı bir parmak balı yalamayı. Görmüyor musunuz, “Beynelminel” “Av Mevsimi” devam ediyor. En iyi siz bilirsiniz ya “Fetih 1453” te “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak “la kurtarılmadı bu vatan! Uyanın artık “Kış Uykusu” na yatmanın zamanı hiç değil. Şehrin “Gözetleme Kulesi” sert “Duvar” a karşı “Beş Vakit” izlenmeli. “Küçük Kıyametler” yaşamaya devam etmemek için.

İçimdeki sessiz isyanı dindiremiyor ne yazsam da kelimeler. Değer mi diyor yanımdaki kadın, bunca söze, zaten çok eski bir binaydı. Yerine koskoca AVM yapacaklarmış. Nasıl baktıysam kadına artık bir adım geri sendeliyor. Yepisyeni avm binası yapılacak diye sevinen teyze, sen de dünyaca ünlü markaların satıldığı dress shopplara gider; “ Şiki Şiki Baba” kasedi var mı oğlum diye sorarsın artık.

Belli ki Konak’ın önünde hiç buluşmamış. Hayatında bir yeri yok, ilk filmini burada seyretmek nasip olmamış.

Evet, Konak Sineması çok eski bir sinema salonuydu,

Evet, salonları küçüktü, ses düzeni çızırtılıydı, efektleri yetersizdi, alt yazıları soluk, mercanı bozuktu,

Evet, koltukları dar, yırtık ve kirliydi,

Fakat ilk film gösterimi “Bebek Firarda” ile açılan bu perde, çoğu Samsunlunun çocukluklarının vazgeçilmez mekanlarından biriydi. Kendi tabirleri ile “İkinci Evim “adresliğini üstlenmişti. Bizim gibi sonradan bu şehre bir vesile gelenlerinde ilk tanıştıkları, Samsun’un şehir kimliğinin en önemli parçalarındandı.

Tıpkı; Atatürk Anıtı

Haşet,

Öğretmenevi,

Site Camii,

Alman doktorun binası gibi…

Yıkılmamalıydı! Yıkılmamalıydılar…

“Soğuktu ve Yağmur Çişeliyordu” bu şehre ilk geldiğimde “Konak’ın önünde buluşalım “ demişlerdi de saatlerce konak aramıştım. Gül Hanım Konağından birileri gülüşmeler arasında o konak bu konak değil deyip burayı tarif etmişlerdi. O gün bu gündür ne zaman bu binanın önünden geçsem bu anı beni gülümsetirdi. Benim gibi onlarca insanın yüzündeki küçük tebessümler donduruldu. Az şey midir?

“Gönül Kuşum” isyanda yine. “Mutluluk” olsun yarınlarımızın şarkıları derken “Ağır Roman “yazdırıyorlar bize. Leş gibi de kokuyor hava. Abdestsiz deyyuslar. Bit yavrusu gibi yayılıyorlar yeryüzüne, iğdiş edicen hepsini. “Organize İşler” bunlar diyor “Ankara Cinayeti”ne kurban giden “Beyza’nın Kadınları”

“Eşkıya” mısınız siz diye bağırmak geçiyor içimden. Şimdi diyorum getireceksin bu yıkım alanına “Hababam Sınıfı” nın haylazlarını, başlarına da komutan diye atayacaksın “Tosun Paşa”yı yeşil vadi nasıl talan edilir gösterecekler. “Süt Kardeşi” değilsek de din kardeşiyiz deyip toplayacaksın ahaliyi… diye ben ne hesaplar yaparken, yıkım çoktan tamamlanmıştı bile. Öylece baka kaldım. “Her şey Çok Güzel Olacak” masalı da “Kelebeğin Rüyası” da ayakta kalmaya çalışan son beton duvarın yıkılması ile bitti…

 “G.O.R.A” ya çevrildi kentler, modernleşme adına!

Ben mi göremedim ey “Züğürt Ağalar” satılık şehir mi yazıyordu bu şehrin girişinde? Parsel parsel satıldı hatıralarla birlikte binalar, şehirlerin ruhunu taşıyan mekanlar, yıllanmış anılar.

Tılsımı bozan makine sesleri kesiliyor, koca gövdelerini hoplata hoplata enkazın üzerinden geçerken elimde, ayağımda en çokta kalbimde ince bir sızıdır sarıyor bedenimi. Sanki benimde üzerimden geçiyorlar…

-Siz ne dediniz?

-Metanetinizi muhafaza ediniz, daha güzeli yapılacak, müsterih olunuz mu?

Anlamıyorum ki size “Şeytan Tüyü” “Büyü”sü mü yapıldı, “İftarlık Gazoz İçine”? Hissedemiyor musunuz, “Osmanlı Pazarlama” satışta en incesinden. “Köstebekgiller”, “Dedemin Fişi” ni kestiler son bir hamle ile! “Somuncu Baba” kerameti sersek önünüze yine görmezsiniz değil mi? Siz “Çalsın Sazlar” “İçimdeki Balık” valse hazır diyorsunuz. Oysa “Kötü Kedi Şerafettin” pusuda.

“Figüran Münafıklar” ,“Sebahat ile Melahat” size de “Aşk Olsun” emi! “Evlenmeden Olmaz” dediniz dediniz en yüksek nemayı veren “Antikacı” zihniyetlere verdiniz bedeninizi!

Bakmayın siz bizimkisi “Gönül Yarası”. “Gönül Yarası” olanın sözü de çok olurmuş. Yoksa bize ne ki “Hacvat Karagöz neden Öldürüldü” kentin meydanında.

Kim o seslenen deyip son kez döndürüyorum başımı binanın enkazına. Yırtılmış sinema perdesinde Mahmut Hoca;

-Ne yaptın kızım sen? Diyor

-Sevdim hocam sevdim, diyorum. Ben bu şehri sol yanımda yarasını taşıyacak kadar çok sevdim…

Titreye titreye siyah perdenin orta yerinde Mahmut Hocanın hüzünlü yüzü kayboluyor, son yazı görünüyor, perde enkazı toz bulutu arasında yere düşüyor:

-THE END

Yine onlar kazandılar değil mi bu düzende çünkü onlara HEP YEK lik bizim şehirler. Bunca sözü edip ben de prim verdim gördünüz mü son sözüm ile onlara,

Oysa “OYUN BİTTİ” yazmalıydım…

İbretlik olsun Âkif'in sözleri belki bağlanmış basiretli hallerimiz çözülür bir şiirle…

"Zaman zaman görülen âhiret kılıklı diyâr;

Cenâzeden o kadar farkı olmayan canlar;

Damarda seyri belirsiz, irinleşen kanlar;

Sürünmeler; geberip gitmeler; rezâletler;

Nasîbi girye-i hüsrân olan nedâmetler;

Harâb olan azamet, târumâr olan ikbâl;

Sukût-i rûh-i umûmî, sukût-i istiklâl;

Dilencilikle yaşar derbeder hükûmetler;

Esâretiyle mübâhî zavallı milletler;

Harâbeler, çamur evler, çamurdan insanlar;

Ekilmemiş koca yerler, biçilmiş ormanlar;

Dunrur sular, dere olmuş helâ-yı cârîler;

Isıtmalar, tifolar, türlü mevt-i sârîler;

Hurâfeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar;

Mezar mezar dolaşıp hasta baktıran sağlar...

Atâletin o mülevves teressübâtı bütün!

Nümûne işte biziz... Görmek istiyen görsün!

Bakın da hâline ibret alın şu memleketin!

Nasıldın ey koca millet Ne oldu âkıbetin

Yabancılar ediyormuş - eder ya - istikrâh:

Dilenciler bile senden şereflidir billâh.

Vakârı çoktan unuttun, hayâyı kaldırdın;

Mukaddesâtı ısırdın, Hudâ´ya saldırdın!

Ne hâtırâtına hürmet, ne an´anâtını yâd;

Deden de böyle mi yapmıstı ey sefıl evlâd?"

(1990 - 2017 yılları arasında çekilen ve birçoğu Konak Sinemasında da gösterime giren film isimleri ve eski Yeşilçam repliklerinden harmanlanarak yazılmıştır.)

Hülya BULUT

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER