Vehbi KARA Suriyeli muhacirlere ensar olabiliyor muyuz?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Suriyeli muhacirlere ensar olabiliyor muyuz?
Vehbi KARA

Suriyeli muhacirlere ensar olabiliyor muyuz?

Mekkeli müşrikler hayat hakkı tanımayınca, Müslümanlar Medine’ye hicret ettiler. Medineli Müslümanlar ki onlar “ensar” ismi ile yâd edilirler, onlara evlerini barklarını açarak tam bir kardeşlik ve dayanışma örneği gösterdiler. Allah da onları sonsuza kadar şerefli ve aziz kıldı.

Sözlükte "yardımcılar" anlamına gelen ensâr; "nasîr" veya "nâsır" kelimesinin çoğuludur. Terim olarak; dinleri uğruna Mekke'den Medine'ye hicret eden Hz. Muhammed’i (asm) ve ashabını Medine'ye kabul eden ve onlara her türlü yardımı yapan Medineli Müslümanlara denir.

Ensâr kavramı Kur'ân'da âyetlerde de geçmiştir. Mealen; Allah'ın muhacirlerle birlikte ensârdan razı olduğu, onlar için cennetler hazırladığı (Tevbe, 9/100) onları bağışladığı (Tevbe, 9/117); ensârın muhacirleri sevdiği, onları kendilerine tercih ettikleri (Haşr, 59/9), malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad ettikleri (Enfâl, 8/72) bildirilmiştir.

Hz. Muhammed (asm) Medine'ye göç eden Mekkeli Müslümanlarla ensârı birbirlerine kardeş yapmıştır. Ensâr muhacirlere kucak açmış ve her şeylerini onlarla paylaşmışlardır.

Eğer “ensâr” kavramını ele alıp yola çıkılır ise bugün Suriye konusunda yapılan ve yapılması gereken işler konusunda daha ciddiyetle durulup çareler bulunabilir. Aksi takdirde bir tv programında yaşadığım gibi olayları sadece siyaset-ekonomi yani para-pul ekseninde değerlendirecek olur isek büyük hata ederiz. Elbette mültecilere yardım edeceğiz. Onlara evimizi barkımızı açıp elimizden gelen yardımı göstereceğiz. Yoksa “dostlar alışverişte görsün” misali yardım ediyor görünmekle, Allah’ın rızasını kazanmak mümkün değildir.

Ülkemiz eğer onca kriz operasyonuna maruz kaldıktan sonra ayakta kalmış ve sürdürülebilir kalkınmayı başarmış ise işte Suriyeli kardeşlerimize yaptığımız yardımların rolü büyüktür. Belki de onların duası sayesinde 15 Temmuz darbesini ve planlanan yıllardır büyük emek verilerek hazırlanan dehşetli faciayı önlemiş olduk. Allah, halkımız üzerindeki korkuyu kaldırdı ve cesaretle tankların üzerine atlayıp darbeyi durdurma zaferini gösterdi.

İnsanlar üzerindeki korku kalkmakla iş bitmedi; aynı zamanda darbecilere de korkunç bir ürkeklik ve karamsarlık verdi, Allah. Fetocu-Kamalist işbirliği hak ile yeksan olup kesintisiz olarak 50 yıldan beri gerçekleştirdikleri darbeler sona erdi.

Darbeciler öylesine korku ve dehşet içine düştüler ki en kralı gelse dahi artık tanklarla milletin önüne çıkıp bir halt edemez. Bu nedenle 15 Temmuz 2016, çok önemlidir ve insanlık tarihinde önemli bir köşe taşı olmuştur.

Elbette mültecilerin duasından başka daha nice neden vardır ve bunlar sayesinde Rabbim İslam âlemini ve bu büyük âlemin göz bebeği olan ülkemizi korumuştur. Bunların her birisi ele alınarak incelenmeli ve “ABD-Siyonist-Avrupa ittifakının nasıl olur da bu denli emek verdiği bir plan başarısız kalır?” sorusuna cevap aranmalıdır.

Bu sorunun diğer cevaplarını araştırmacılara bırakıp sadece Suriyeli mülteci kardeşlerimizi ele alarak Haçlı-Siyonist-Batı ittifakının planlarının boşa çıkarılmasını arz etmek istiyorum.

Öncelikle yapılan bir araştırma sonuçlarından yararlanarak Türkiye'deki Suriyeli sayısını söyleyelim: Toplam 2.850.000 olan göçmen nüfusunun 1.600.000'i çocuk, 820.000'i yetişkin kadın ve 430.000'i yetişkin erkekten meydana gelmektedir.

Bu insanlara “ Ülkenize geri dönecek misiniz?" sorusuna neredeyse tamamı “Savaş biter bitmez döneceğiz!" demektedir. Mekke’li Müslümanların Hudeybiye Anlaşmasına Peygamberimizi (asm) üzmek pahasına nasıl karşı çıktıklarını anlatmak isterim:

Hudeybiye Antlaşması’nın maddelerinin bir kısmı Müslümanların aleyhine görünüyordu. Zira antlaşmaya göre Müslümanlar o yıl içinde Kâbe’yi ziyaret edemeden geri döneceklerdi. Ertesi yıl ise ziyareti üç gün içinde yapacaklar ve Mekkeliler ile herhangi bir ilişkiye giremeyeceklerdi.

Ayrıca Mekke’den hiç kimse velisinin izni olmadan Müslümanların tarafına geçemeyecek; aksi takdirde geri gönderilecek, Medine’deki Müslümanlardan biri Kureyş tarafına giderse iade edilmeyecekti. Bu şartlar karşısında neredeyse bütün Ashab hayal kırıklığı içindeydi. Hz. Peygamber (asm), yanındakilere “Kalkın tıraş olun, kurbanlarınızı kesin" talimatını verdi.

Ancak sahabeden hiçbiri bu emre icabet etmedi. Onların üç defa tekrar edilmesine rağmen emre kayıtsız kalmaları, Hz. Peygamber’i (asm) son derece üzmüştü. Bu tavra çok şaşırdı, çaresiz bir şekilde hanımı Ümmü Seleme (r.anha)’nin çadırına girdi. Ümmü Seleme (r.anha) O’nun bu tavrından ve yüzündeki ifadeden olağanüstü bir şeyler olduğunu fark ederek meseleyi sordu.

Hz. Peygamber (asm) hadiseyi kendisine aktardı. Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.anha), “Ey Allah’ın elçisi! Emretmek yerine yapmanız, bu sıkıntıdan daha iyidir. Siz çıkın, onlarla konuşmadan işinizi yapın, saçınızı tıraş edin ve kurbanınızı kesin, onlar size uyacaklardır" tavsiyesinde bulundu. Bunun üzerine kalktı, çadırdan dışarı çıktı. Medine’den getirmiş olduğu kurbanları kesti. Bunu gören sahabeler onun bulunduğu tarafa doğru yönelerek kurbanlarını kesmeye başladılar.

Bu şekilde Ümmü Seleme (r.anha), tıpkı ilk vahiy geldiğinde sıkıntı içerisinde gelen Hz. Peygamber’e (asm) sahip çıkıp sakinleştiren, teselli eden Hatice annemiz (r.anha) gibi onu rahatlatmış, büyük bir sıkıntıdan kurtulmasına vesile olmuştur.

İşte bu sıkıntılı süreçte olduğu gibi Suriyeli kardeşlerimiz de o denli vatanlarına kavuşmak istemektedir. Sabır, sebat, gayret ve dua zamanıdır. Bunları yapmadan ne dünyada ne de sonsuzluk ülkesinde saadete erişmek mümkün değildir.

Suriyeli kardeşlerimizle ilgili yapılan anketlerde sorulan sorular ve cevapları şöyledir: 

“Maaş alıyor musunuz?" sorusuna "Mülteci kartımıza ayda 100 TL yatıyor." cevabını veriyorlar. Bu para aile başına olup son derece yetersizdir. Fakat Allah bereketini veriyor ve milyonlarca insan hayatını sürdürme imkânı bulabiliyor.

"Çalışıyor musunuz?" sorusuna erkekler; "Ucuz işlerde tam mesai ya da bir buçuk mesai çalışıyoruz" diyecekler. Ki canla başla en ağır işlerde çalışıp hem ailelerine baktıklarına hem de çatışma bölgelerindeki ailelerine maddi yardım ulaştırdıklarına birçok gönüllü yardım kuruluşu elemanı şahit olmuştur.

Referandum nedeni ile gündeme gelen ve sık sık hükümeti eleştirmek için kullanılan “Vatandaşlık verildi mi?” sorusuna ise neredeyse %98'i "Hayır” cevabını vermektedir. Vatandaşlık hakkı verilen Suriyeliler arasında büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi veya üniversite mezunu olup meslek yeterliliği olan kişilerdir. Yani doktor, öğretmen, profesyonel meslek sahipleridir. Kısaca sözüm ona klavye vatanperverlerinin yazdığı gibi her birine 1500 TL maaş, ev, arsa, kadrolu iş, oy kullanacak vatandaşlık hakkı gibi iddialar boş laf ve yalandır.

Doğrusunu öğrenmek için mülteci kamplarından birine gidip bu oranları ve rakamları teyit edebilirler. Fakat ayakları çamurlanıp hasta ve perişan insanların arasına girmek biraz zahmet gerektirecektir. Bu nedenle kafadan uydurmak kolay olmaktadır.

“Allah kimseyi vatansız bırakmasın” diyerek Suriye’deki savaşın bir an önce bitmesini ve zalim yöneticilerin ülkeyi terk ederek Müslümanların bir parça nefes almasını Rabbimden niyaz ediyorum…

Vehbi KARA

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert