Süleyman GÜLEK İman Ve Güzel Davranışların Önemi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İman Ve Güzel Davranışların Önemi
Süleyman GÜLEK

İman Ve Güzel Davranışların Önemi

İnsanın yeryüzündeki ilk vazifesi kâinatı ve kendisini yoktan var eden, sayısız nimetler veren Allah’a iman etmesidir. Zaten insanın yaradılış gayesi,  Allaha inanmak, O’nu sevmek ve O’na iyi kul olmaktır. Allah Sevgisi imanın göstergesidir. İman ebedi mutluluk yeri olan cennetin anahtarıdır. İman etmek, mutluluğa ermektir. İman, dünya zorluklarına karşı, insanın tek güvencesi, umudu ve sevincidir. İman, insanı sadakat ile Allah'a bağlayan ve yaşanan hayatı İslam'a ayarlayan en üstün değerdir. İman, insanı yalnızlıktan, boşlukta kalmaktan kurtarır.

İman ruhumuzun gıdası, kalbimizin ışığdır. İmansız bir insanın ruhu gıdasız, kalbi karanlık ve en büyük dayanaktan yoksundur. İmanlı insan, mutlu ve huzurlu kişidir. Çünkü inanan insan, bir gün Allah’ın huzurunda yaptıklarının hesabını vereceğine inandığı için, Allah’a ve insanlara, hatta diğer canlılara karşı olan vazifelerini en iyi bir şekilde yerine getirmeye gayret eder. Her türlü aşırılıktan kaçınır. İşinde ve sözünde ölçülü olur. Ailesine,  çevresine, tüm insanlara iyi davranır. Felaketler, üzücü olaylaylar. Karşısında sarsılmaz, ümitsizliğe kapılmaz, bunalıma girmez İmtihan gereği olduğunu düşünür. Allah'a sığınır, O'na güvenerek sabır eder. Bütün bunlar, insanın mutlu ve huzurlu olamasını sağlar.                                           İnsan, beden ve ruhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Bedenimizin yemeye, içmeye ihtiyacı olduğu gibi ruhumuzun da gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun en önemli gıdası sağlam inançtır. Allah'a inanan ve güvenen bir insan manevî gıdasını almış, büyük bir güç kazanmış olur. Çünkü insan, her zaman Allah'ın yardımına muhtaçtır. Muhtaç olduğumuz O yüce Allah’a inanıp bağlamak, O’nun emir ve yasaklarına uymak huzur, güven   ve mutluluk kaynağıdır.

Rasûlullah (s.a.s.)’e “Amellerin hangisi efdaldir?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.s.): şöyle buyurdu: “Allah ve Rasûlü’ne iman etmektir.” (Müslim, İman 135) Amellerin en faziletlisinin iman olduğunu Rasûlullah (s.a.s.) bildirmektedir. İman, her Müslümanın öncelikle sahip olması gereken bir özelliktir. Dolayısıyla müslümanın en değerli varlığı imanıdır. Çünkü insan, dünyada ve ahrette huzur ve mutluluğa ancak imanla kavuşabilir. İman, fıtratımızda olduğu için, onu sahip olduğu yere yerleştirmeyen insan, önce kendine zulmetmektedir. Huzursuz gönlünü boş şeylerle avutmaya çalışmakta, ama gerçek mutluluğu bir türlü yakalayamamaktadır.

İmanın sözlük anlamı; “Bir şeye kesin olarak inanmak ve onun doğruluğunu tasdik etmek” demektir. İmanın terim anlamı ise; Allah’ın varlığına, birliğine ve Hz. Mu­­hammed’in son peygamber olduğuna ve onun Allah tarafından haber verdiği kesin olarak belli olan bütün dinî hükümlerin, emir ve yasakların doğru olduğuna kesin olarak inanmak, tasdik etmek ve bunu dil ile ikrar etmektir. İman, hem güven vermek, hem de güvene kavuşmak mânâ­sı­na gelmektedir. İman sahibi kişi, yani mü’min, hem inandığı gücün sağladığı güvenin içinde emin olur, hem de kendisi başkalarına gü­ven veren demektir. Hadis-i şerifte de bildirilmektedir; “Mü’min diğer mü’minlerin onun elinden ve dilinden emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir.”( Buhârî, İman 4).

 Peygamberimiz (s.a.s.)’e “İman ne­dir ?”diye sorulduğunda şöyle beyan etmiştir:“İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanmaktı. (Buhârî, İman 37) Bu sayılan iman esaslarına, imanın şartları da denir. İman, İslam binasının temelini oluşturmaktadır. İman olmadan hiçbir amel, (yapılan iyi işler) Allah katında makbul değildir. Her şeyden önce, iman tam ve sağlam, Allah ve Rasûlü’nün bildir­diği gibi olmalıdır. Çünkü inanılması gereken iman ve inanç esasla­rına tam anlamıyla inanmadıkça yapılan bütün iyi ameller boşa gider. Rabbimiz Allah şöyle beyan ediyor: “Kim kâfir olarak ölürse, artık onların bütün yapıp etmeleri (amelleri) dünyada da âhirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda sürekli kalacaklar­dır.” (Bakara, 2/2) İnkâr edip kâfir ola­rak ölenler, dünya dolusu altın (para) fidye vermiş olsa dahi hiç birinden kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır. Ve onların hiçbir yardımcıları yoktur.”(Âl-i İmran, 3/91)  Yapılan iyi amellerin boşa gitmemesi ve Cehennemde ebedî kalmamak için, imanın gitmesine sebep olan küfür ve şirkten sa­kınmak gerekmektedir.

İslam’da ilk önce iman gelir. İman, her Müslümanın öncelikle sahip olması gereken bir özelliktir. Dolayısıyla müslümanın en değerli varlığı imanıdır Çünkü insan, dünyada huzur ve saadete, ahirette ebedi mutluluğa ancak imanla kavuşabilir.  İman, itaat ister. İmanın gereği, Allah’a ve Rasûlüne itaat et­mektir.  Rabbimiz Allah bu itaati bizlere emretmektedir:

 “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlü’ne çağırıldık­ları zaman mü’min olanların sözü: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felâha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” (Nûr, 24/51-52) “Ey İman edenler, Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve kendi (yaptığınız) amellerinizi geçersiz kılmayın.”(Muhammed, 47/33) Dinimizin temeli Allah’a ve Rasûlü’ne itaat esasına dayan­maktadır. Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur. (Bürüc, 85/11)

Amel-i Sâlih (Sâlih Amel) Ne Demektir? İyi, güzel, faydalı, sevaba ve Allah’ın rızâsına sebep olacak, haram sınırına girmeksizin kişinin iman, iyi bir niyet ve ihlâs ile yapmış olduğu davranışlara amel-i sâlih denir. “Amel” iş manasına gelir. Amel terimi iyi işlerde de kullanılır, kötü işlerde de. Dinimiz insanları iyi işler yapmaya teşvik etmiş, kötü amellerden sakındırmıştır. İnsanın dünya ve âhi­retteki derecesi ameline bağlıdır (En’âm, 6/132). “Sâlih” ise, elverişli, yararlı, yarayışlı demektir. Dinin emir ve yasaklarına uygun iyi ahlâk sahibi olmak anlamına gelen amel-i sâlih; kişiye âhiret saâdetini sağlamaya, Allah’ın rızâsını kazanmaya elverişli olan, Allah katında bir değer ifade eden davranışlardır. İmanı kuvvetlendiren, sağlamlaştıran, onu çepeçevre sararak koruyan sâlih amellerdir. Bu da iman ile amelin, bir bütünün ayrıl­maz parçaları olduğunu ortaya koyar. İman olmadan güzel davra­nışların hiçbir önemi yoktur. Sâlih amel olmadan kuru imanla ye­tinmek de yeterli değildir. Bir Müslümanın imanını sâlih amellerle bütünleştirmesi, bütün dav­ranışlarını güzelleştirmesi, İslâm’a uygun hale getirmesi gerekir.

İnsanlara faydalı olan her türlü iyilik ve yardımda bulunmak, insanlarla iyi geçinmek, güzel davranmak, onlara yararlı olmak sâlih ameldir. Bir kimse Peygamber (s.a.s.)’e: ‘Müslümanların hangisi daha hayırlıdır?’ diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.): ‘Müslümanlar, dilinden ve elinden (zarar gör­meyen) selâmette kalandır.’ cevabını verdi.” (Buhârî, İman 4)

Demek ki iyi bir Müslüman’ın eliyle, diliyle veya herhangi bir şekilde müslümanlara zararı dokunmaması gerekir. Müslüman kişi, insanlara zararlı değil; faydalı olmalıdır. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuş­tur: “Hiçbiriniz kendisi için arzu ettiğini (mü’min) kardeşi için de arzu etmedikçe (kemâliyle) iman etmiş olmaz.” (Buhârî, İman 6) Mü’min kişi, kendi için istediği iyi şeyleri mü’min kardeşi için de istemelidir.  

Kur’an-ı Kerim’de "Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenler, yaratılanların en hayırlısıdırlar." (Beyyine, 98/7) "Ayet-i kerimede faydalı işler yapan kişiler övülmüştür. İman sahibi mü’minler imanın gereği olan sâlih ameli işler ve onu bir davranış biçimi olarak ortaya koyar. Zaten insanın yaratılış gayesi kimin daha iyi amel işleyeceğinin ortaya çıkması içindir. “Hanginizin daha iyi amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk, 67/2) “Kim sâlih amel (iyi işler) yaparsa kendi lehine, kim de kötü amel işlerse kendi aleyhinedir (zararınadır).”( Fussilet, 41/46)

Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse ve Allah'tan korkup emirlerine uygun yaşarsa ‘kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.” (Nur, 24/52)  Her kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'ın kitabına ve Resulünün sünnetine tabi olur, ve Allah'tan korkarsa işte asıl bunlar kurtuluşa ve mutluluğa erenlerdir. Kur’an-ı Kerim’de, iman edip sâlih amel işleyenleri güzel bir gelecek ve mutluluğun beklediği ifade edilerek şöyle buyrulmaktadır: “İman  eden ve sâlih amel işleyenler için güzel bir gelecek ve mutluluk  vardır.” (Ra’d, 13/29) Ayette ifade edilen güzel bir gelecek ve mutluluğun, iman edip sâlih amel işleyenlerin olacağı belirtilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de ister kadın, isterse erkek olsun, mü’min olarak sâlih amel işleyene güzel bir hayat vadedilmekte ve şöyle buyrulmaktadır: “İman etmiş olarak, kadın – erkek kim sâlih amel işlerse ona güzel bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını, yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.” (Nahl, 16/97)

İbn Kesir, tefsirinde bu âyeti şöyle açıklamaktadır: “Bu, güzel amel işleyenlere Allah’ın bir Va’didir. Salih amel, kadın olsun, erkek olsun kalbi Allah ve Rasulüne iman etmiş kişilerden sadır olan, Allah’ın kitabı’na ve Peygamberin sünneti’ne uygun düşen ameldir. Bu amel emrolunmuş, Allah katında meşru kılınmış bir ameldir. İşte Allah Teâlâ bu güzel amelleri işleyenlere dünyada iken hoş  (mutlu) bir hayat yaşatacağını, ahiret yurdunda iken işlemiş olduklarından daha güzeli ile onları mükâfatlandıracağını va’dediyor. Hoş/güzel bir hayat hangi yönden olursa olsun her türlü rahat ve huzuru (mutluluğu) içine almaktadır. 

Sâlih amelin, kişiyi mutlu ettiği; kötü amelin de huzursuz ettiği, onu karamsarlığa sürüklediği açıktır.   Gerçek mutluluk yeri cennettir. Oraya da iman ve Salih amelle girilir.  İman ve salih amel olmaksızın kurtuluş ve mutluluk mümkün değildir. “Asra yemin olsun ki, insan gerçekten husran (ziyan) içindedir. Bundan, ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (103/Asr, 1-3) Bir müslümanın, imanını salih amellerle ibadet anlayışı içerisinde bütünleştirerek bütün davranışlarını güzelleştirmesi, iyi ahlak sahibi olması gerekir. Ne mutlu iman edip salih amel işlemek suretiyle, dünya ve ahirette huzura,  mutluluğa kavuşanlara!

 Süleyman GÜLEK            

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert