Vehbi KARA Din Ve Vicdan Özgürlüğü Temelinde Bir Anayasa
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Din Ve Vicdan Özgürlüğü Temelinde Bir Anayasa
Vehbi KARA

Din Ve Vicdan Özgürlüğü Temelinde Bir Anayasa

İnsanların büyük bir kısmı yaratıcı olan bir güce inanmaktadır. Her ne kadar sıfatlarında hata etmiş olsalar da Allah inancı dünyanın her yerinde vardır. İnsanlığın gereği olarak bu inanca saygı duymak; medeniyetin asgari şartlarından bir tanesidir.

Hiçbir kimse insanların bu din ve vicdan özgürlüğüne karışmamalıdır. Zira Allah ile kul arasındaki bu ilişki başkalarının dayatmasına müsaade etmeyen bireysel bir özgürlüktür. İster Müslüman isterse bir başka dine mensup olsun kişi dininin gerektirdiği ibadetleri özgürce ve hiçbir baskı altına girmeden yapabilmelidir.

İnsan haklarına dayalı modern bir devlet; bütün inanç sahiplerine saygı duyan devlettir.  Hiçbir kimse diğerinin dinini değiştirmeye zorlayamaz. Bu anlayış İslam dinindeki " Lekum dînukum ve liye dîn - Sizin dininiz sizin ve benim dinim benim (Kafirun Suresi 6)" emrine de uymaktadır.

Lâ ikrahe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayyi, fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm- Dinde zorlama yoktur; artık doğru ile eğri birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tâğutu reddedip Allah'a iman ederse, kopmaz ve kırılmaz, sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah ise her şeyi işiten, her şeyi bilendir ( Bakara Suresi 256). İşte Rabbimiz Kuran’da, büyük bir imtihana tabi tutulduğumuzu ve isteyen her insanın inancında serbest olduğunu buyurmaktadır.

Dini esasların veya dinsizlikle alakalı kuralların, siyaset ve politika aracı olarak kullanılması ise son derece sakıncalıdır. Zira hangi siyasi düşünce sahibi olursa olsun insanların kendine göre inancı olabilir ve o kişiyi ötekileştirerek din dışı görmek insanı vebal altına sokar. Bu sorumluluğu siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da göstermeli, dini değerlere saygı göstererek istismar aracı olarak kullanmamalıdır. Zira din umumun malı olup hiçbir zümre ve gruba münhasır kılınmamıştır.

Laiklik denilince birçok insanın aklına çeşitli dayatma ve yasaklar gelmektedir. Hâlbuki bu bakış açısı yanlıştır. Örneğin 28 Şubat 1997’de Deniz Kuvvetlerinden zorla emekli edilirken beni suçladıkları şey eşimin başörtüsü idi. Kısaca laiklik özgürlüğün bir teminatı olarak değil baskı ve yasaklama aracı olarak sunulmuş ve öyle olduğu ispatlanmaya çalışılmıştır. Artık yeni bir anayasa yapılarak laiklik tarif edilmeli ve bu aldatmacaya bir son vermek gereklidir.

Kamu otoritesinin başörtüsü ve benzeri şekillerde fütursuzca işlediği yasaklar, milyonlarca kişiyi etkilemiş başta kadın ve kızlarımız en temel haklardan biri olan eğitim hakkından mahrum bırakılmıştır. Bu icraat laiklik değil düpedüz dinsizliktir. Komünist ülkelerde yapılan uygulamaların Türkiye versiyonu ve çirkin bir modelidir. Vicdan sahibi hiçbir insan bu yasak ve dayatmalara taraftar olamaz.

Dini mukaddeslerle ilgili olarak yasaklamalar kenarda dursun dini esaslarda saygısızca konuşmak, inanç sahiplerini küçümseyip alaya almak da büyük bir suçtur.  Bu suçu işleyenler kanun önüne çıkarılıp yargılanmalıdır. Aksi takdirde evrensel ahlak ve vicdan özgürlüğü devamlı surette örselenir ve ayaklar altında kalır.

Gayrimüslimler, dini mukaddeslerine dokunulmadan özgürce bu vatanda yaşamışlardır. Buna mukabil Müslümanların ibadethaneleri yıkılmış bazen ahırlara çevrilmiş hatta Ezan-ı Muhammedi (asm) bile yasaklanmıştır. Kuran okumak, “Latin alfabesine muhalefet etmek suçudur” diye baskı uygulanmış birçok yerde Kuran okumak dahi engellenmiştir.

Bu durum laiklik değil düpedüz din ve vicdan özgürlüğünü ayaklar altına almaktır. Elbette bunu inkılap softalarına ve gerçek yobazlara anlatmak zordur. Bunun için çaba göstermeye gerek yoktur. Çünkü anlamaya çalışmak istemezler.

Fakat şu hususun bilinmesinde yarar vardır. Dinsizliği laiklik diye yutturmaya çalışmak tam bir aldatmacadır. Bu yüzden halkımızda laiklik kelimesine karşı büyük bir tepki vardır. Dindar insanlara sıkıntı vermek maksadıyla kullanılan "laiklik" borazanının aslında faşizmin bir göstergesi olduğu pek açıktır. Uyanık olmalı onların bu tuzaklarına düşülmemelidir.

Kanun-u Esasi’nin devamı olan Anayasamızın ikinci maddesi "Türk Devletinin dini İslam'dır" hükmünü taşıdığı halde bu madde din düşmanları tarafından değiştirilmiştir. 1924 Anayasası önemli değişiklere uğramış öncelikle vicdan özgürlüğü ile alakalı hükümler Müslümanların aleyhine olarak değişikliğe uğratılmıştır. Bazı maddeler yerlerini ilkel, devletçi ve CHP ideolojisi olan maddelere bırakmıştır.

İlk önce 1928 yılında "Devletin dini İslam’dır." ibaresi çıkarılmıştır. Bu değişiklik devlet yöneticilerinin dine olan bakışını açık bir şekilde göstermekte olup ibretlidir.

Bu kadar değişiklik tek parti yöneticilerini hızını kesmemiş 5 Şubat 1937’de aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” maddeleri, Anayasanın 2. maddesine dâhil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirtilmiştir.

İşte bu kadarına pes! Bu faşistlik değil de nedir? Yahu bir partinin ilkeleri anayasaya konulur mu? Bu kendini bilmez insanlar; baskı ve dayatmayı bu derece kolay uygulamayı nereden öğrenmişler?

Jakoben ve dayatmacı Fransız devrimcileri dahi bunu kabul etmez. Kırmızıçizgiler ve değiştirilmesi talep dahi edilemeyen maddeler olarak karşımıza sunulan bu ilkeleri sorgulamak zamanı gelmemiş midir?

Bu faşist mantığı; demokrasi diye yutturanların ne yazık ki yüzleri dahi kızarmamaktadır. Fakat kendilerini kandırmaktan başka bir şeye yaramayan bu hususları bizlerin yani hürriyete önem verenlerin iyi bilmesi de şarttır. Yoksa ısıtıp ısıtıp karşımıza getirmekten çekinmeyen bu insanları makul bir seviyeye getirmek ve asgari müştereklerde birleştirmeye imkân kalmayacaktır.

1961 Anayasası, hukuk fakültelerinde ileri sürüldüğünün aksine olarak 1924 anayasasından çok daha kötüdür. Zira halkın kendi kendini yönetmesini önlemek için meydana getirdiği vesayet kurumları ile Şeytanın dahi aklına gelmeyen baskıcı yöntemler ortaya koymuştur. Eli kolu bağlanan hükümetler gerekli kanunları çıkarmada ve terör olayları gibi basit kanunlarda dahi yetkisiz kılındığından veya bahse konu vesayet kurumlarının engellemesi ile karşılaşmış ülkemiz yönetilemez duruma getirilmiştir. Cuntacıların da yaptığı anayasaların temel niteliği işte budur. 1982 Anayasasında da vesayetçi kurumlar halkın kendi kendisini yönetmesine engel olmak için akla gelen her türlü maddeyi anayasaya koyarak kendisini göstermiştir. Hatta anayasadaki geçici maddelerin bulunduğu “Konsey maddeleri” Türkiye Cumhuriyetinin hukuk konusundaki utanç maddeleri olarak tarihte yerini almıştır.

1961 anayasanın getirdiği kargaşa ortamından istifade eden darbeci generaller 12 Eylül 1980 yılında tekrar bir darbe yapmışlardır. Bu sefer albaylar değil generaller devreye girmiş hiçbir suçları olmadığı halde dindar insanlara dahi işkence yapmaktan çekinmemiştir. İşte 2017 referandumu ile anayasada yapılan değişikliklerin önemi bu açıdan çok değerlidir.

Halen yürürlükte olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982 Anayasası olarak da bilinen anayasa olup 18 Ekim 1982 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmesi ve değiştirilmesini önermek kesinlikle yasaktır. Haşa Allah’ın emriymiş gibi zorla dayatılan bu maddelere şimdilerde hürriyetten ve özgürlükten nefret eden kişi ve kuruluşlar sonuna kadar sahip çıkmaktadır. Bunu direten parti ve kuruluşları iyi tanımak için tekrar tekrar bu tarihi gerçekleri gözlerine sokmak lüzumu vardır.

Elbette bu fütursuz ve pervasız düşünce M. Kamal’ın TBMM’de yaptığı konuşmada “ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir” sözünden güç almaktadır.  İttihatçılar ile başlayan ve günümüze kadar gelen baskıcı ve diktacı anlayış artık yerini din ve vicdan özgürlüğüne bırakmalıdır.

İnatçı ve faşistlikten taviz vermeyen bu insanlara zaman ayırıp ikna etmek yerine halka giderek, özgürlükçü, din ve vicdan hürriyetlerine saygılı bir anayasa yapmak çok daha doğru bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira bu darbeci, faşist ve baskıcı anlayışa iyi niyetle uzlaşma ile gidildiğinde şımarmaktadır. İşin kötüsü bu insanlar dönüp gelerek dişinin kirasını da istemektedir. Laf anlamayan bu kaba ve çağdışı kalmış insanları çok fazla ciddiye dahi doğru değildir, vesselam…

Vehbi KARA

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert