Hülya Bulut Havva’nın kızları nihilist(mi) oldu?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Havva’nın kızları nihilist(mi) oldu?
Hülya Bulut

Havva’nın kızları nihilist(mi) oldu?

Advert

Zaman, bütün sükûnetiyle akarken bir anda bir olay ile karşılaşırsınız, hayatın rutin akışı değişiverir düşünce ve duygu dünyanızda. Böylesi çetrefilli anlarda siz tüm akıl yollarınızın ışıklarını yakıp, çareler üretmek için kelimelerle cebelleşirken bir de bakarsınız ki sizden önce yaşamış birileri çoktan bilge sözlerini etmişlerdir bile o konu üzre!

Dertler aynı seyirde işlemiş midir bilinmez; “Bak şimdi hanım, biz yaşadık gün gelir bizden sonra ki evlatlarımıza lazım olur diyerek kızanların çeyiz sandığına hiç üşenmemişler söz de atmış atalarımız.

 “El elin eşeğini türkü çığırarak ararmış” sözünü küpe yapıp kulağımıza, eee hadi öyleyse düzülelim yola, hazin gerçeklerimizle yüzleşmeye. Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan deyip, eğri oturup doğru söylemeye…

-Şimdi ara ki bulasın tozlu fistan aralarında bize uyanları deyip attım elimi ataların miras söz sandığa.

-Tövbe atalarım ne yaptınız siz öyle?

-Ehhh yeter bu kadar nedir densizlerden çektiğimiz deyip, savurduklarınızı duymazdan geliyorum. A aaa… O ne sözler, bükülmüş belinize, âdâb-ı muaşeretimize uyuyor mu hiç? Uzun etekliler de gözümden kaçmadı bilesiniz, zamanı gelince o sözleri de yenileyeceğiz!!

Sinirleri boşalıp kafasını duvara toslamış, ateş püsküre püsküre burnunun dikine giden, giderken de cürmü kadar yer yakan gölge yığınları arasında, Beyazıt Bestami Hazretlerinin sesinde buluyorum sözümüzü;

 “ Kula bela gelmez Hakk yazmayınca, Hakk bela yazmaz kul azmayınca.”

Bal damlamış ağzınızdan bal… dememe kalmıyor, öldürdüğü genç kızların kanında banyo yapan Kanlı Kontes beliriveriyor, ne işi varsa kızanlarımızın sandığında, hayali Katarina çıksa bir nebze anlayacağımda; “ Yaptığınız yanlışlar geliyor fitil fitil burnunuzdan!” deyiveriyor, fütursuzca.

-Sesin hain tınısına içerleyip ağzına kürekle vurma isteğim gelse de doğru söze ne hacet!

-Ağzına kürekle vurmak mı dedim ben? Kızım kendine gel karşında “Pamuk Prenses” yok, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en kanlı katili var,601.nci sen olursun alimallah seni kendi kanında boğar diyorum…

-Nefretten sözü kan çanağına dönmüş ses soluyarak, güzelll… anladın beni diyor. Korkmuyorsun değil mi? diye ekliyor, o zaman Srpski’yi seyret! Benden daha kötüleri var ve siz onlarla yaşamak zorundasınız deyip, kayboluveriyor.

Srpski Film!

Yok artık diyorum tamam bu filmi izleyeli epey zaman oldu da 1500’lerin Macarlısı nereden bilebiliyor? Demek zaman farklı olsa da olaylar aynı seyir işliyor!

 İnsan beyninin ne kadar korkunç olaylara imza atabileceğini göstermesi bakımından “Sodom’un 120 günü”nden sonra izleyebileceğiniz en dehşet film. İzlemediyseniz, izlemeyin! (+20)

 Yazıyı okumanız biter bitmez bu filmi indireceksiniz biliyorum, o nedenledir ki şu hatırlatmayı da yapmalıyım, bu filmin eleştiri konusu yapılmasının bile suç kapsamında olduğu söyleniyor! O kadar mı demeyin daha fazlası. Dehşet-ül vahşet görüntülerle sizi oturduğunuz yere çiviliyor, uzun süre kendinize gelemiyorsunuz. Arada bir çağrışım yaptığında ilk günkü mide kasılmalarını, şiddetli kusma hissini yaşatmayı başarabiliyor. O filmden aklıma kazınan ise son sahnesinde ki genç annenin bebeğine tecavüz edilirken ki paronayaklı tebessüm ifadesi!

Yine önümde bir film. Yine şiddet, yine kızların yüzünde acıdan haz alan paranok gülümseme!

 Srpski Filmini izlerken de başıma ve mideme o korkunç ağrı saplanmıştı, şu an yine aynı ağrıları çekiyorum. İki seyrin paralelliği, insanüstü mesajlar vermesi, psikopat ruhluları seyrederken insanlığınızı sorgulatıyor olmaları.

Ne yazık ki hastalıklı insanlarla paylaşıyoruz bu evreni. Hep vardılar hep olacaklar. Ya onlar bize, insanı insanlığından utandıran olaylarla yaşamayı öğretecekler ya biz onlara insanca yaşamayı öğreteceğiz!

Resulullah Efendimiz (sav) buyurmuşlar ki; “Kardeşine zalim de olsa mazlumda olsa yardım et”

-Mazlumsa yardım ederim, zalime nasıl yardım ederiz?

-Onu zulümden alıkoyarsan, bu da ona yardımdır. O halde mazlum ahlarının aheste aheste çıkmasını sessizce seyretmeye vaktimiz yok, onlara yardım etmeliyiz.

İslam’ın şartı beş, altıncısı insaf diye boşuna dememişler. İnsaf; Merhamete, vicdana, mantığa dayalı adalet! Görüntüler akarken gözümün önünden, yok mu sizin insafınız diye haykırmak istedim, görülen o ki yok! Ne merhametiniz ne vicdanınız ne mantığınız kalmamış sizin. Bir de kız olacaksınız demek geçti içimden, gerisi ağır gelecek diye bir süre yutkundum… Gözlerimi kapamak zorunda kaldım izlerken. Acıya katlanmaya alışığız da aşil eşiği geçildi mi çekilir gibi değil. Bu toplumun gelecekte anneleri olacak olan sizler, kendinizi bu şekilde ifade edemezsiniz, bu hallerinizle kabul göremezsiniz! Bu gün acımasızca saç yolan, yumruk atan, yarın kendi çocuğunu duvara yapıştırır. Ergenlik zırvaları diye geçiştirilen sorunlar, gün gelir yetişkin facialarına dönüşür!

Bir de kız olacaksınız! Testiyi kıran da bir suyu getirende, şiddetin cinsiyeti, bahanesi olmaz ya yine de aynı taraf olmamız daha bir hırslandırdı beni! Akarsu çukurunu kendi kazar misal kendi çukurumuzu eşelemenin demek zamanı geldi!

Havva’nın kızlarına neler oluyor, neler oluyor da şiddeti tek çıkar yol görmeye başladılar? Yoksa Havva cennetten bizi kovdurdu diye öç mü alıyorlar akıllarınca?

Şiddeti şiddetle durduramayız. Etki tepkiyi doğurur, başa döneriz bilesiniz kızlar…

Bir an aralarına dalıp, bir şey hissetmiyor musunuz, diye sormak istiyorum.

-İnsan merhametlidir, acır diyorum sizin hiç mi acımadı içiniz?

-Ya suçluluk o da mı yok?

Tahammül edemeyip patladın mı?

-Yani diyorsun ki ben kendimi insani dille ifade etme yeteneğinden uzağım o nedenle 90 derece açıyla ağzının ortasına…

-opsss, dur bakalım orada, şiddet yok!

Halen susmuyor. Vur diyor vur elmacık kemiklerine vur!

-Şiddet dürtün tavanda geziyor halen, öyleyse derin derin nefes al ondan geriye saydır bakayım sen, çıkart çıkart o ayağındaki çorapları, çıplak ayak bas toprağa alsın fazla elenktiriğini…

-Nasıl? Olmadı mı, hala mı açı aynı?

-O zaman, giy üstünü giy çık dışarı, doğru doktora!

-Hastasın sen, hastasınız siz kızım!

-Ne hastası be abla, yedirtmem ben kimseye, “Sevdiğim adamın yanına yaklaşan yellozlara asfaltı yalatacak kadar kendimi güçlü hissediyorum.”

-“Kız senden korkulur, sen yaparsın…”

-Sen de çelimsiz ver gazı ver! Birbirinize kudret macunu olun. Kırk kocadan geri kalmış gibisiniz!

Ağır mı oldu? Olsun! Sizin ıssıza çökertip payladıklarınızın da yaşadıkları çok ağırdı!

-Ya! siz de hiç mi akıl izan, şuur yok? Hangi sorun bu yolla çözülür?

-Duyun ahali, kızlar kızlara asfaltı yalatacakmış! Bu gün sen yalatırsan, yarın sana yalatırlar mevzu buysa, ama değil…

Mevzu insanlıktan çıkma durumunuz! Anlık tepkiler en derin pişmanlıkları beraberinde getirir bunu da mı öğretmediler size?

-Buna da mı hayır?

-Ya tüküre tüküre konuşulmayacağını, döğüşe döğüşe yaşanmayacağını?

-Sizler ne yaptınız ey ebeveynler, yürek mi yedirdiniz bu kızlara?  Lakin yüzleşme sırayla…

-Çıkışta görüşürüz mü dediniz?

-Görüşelim!

-Konu neydi?

-İlkel bir vasıfsızlık hali. Sizin kendinizi ispatlama yolunuz bu mu yani?

Şimdi ben de ifade yeteneğimi bir anlık kaybediversem şurdan beri beş kardeşi fiskeleyiversem o çomar ağzının ortasına…

-Şiddet!

-Tamam, şiddet yok!

Bu kızlar sürekli agresifler neden? Zehirli stres sarmış kızlarımızı, müdahale edilmezse tüm toplumu zehirleyecekler. Ayakları yere basan çözümler üretmeliyiz. Birileri bir yerlerde acı çekiyor, biz o acının hikayesi nasıl yazılır öğreniyoruz. Aramızda derin çatlaklar oluşuyor. Görülen o ki bu çatlaklar daha da derinleşip genişleyecek. Ta ki hepimiz içine yuvarlanana kadar… Canlı canlı tırnaklarımız sökülüyor, siz acısını hissetmiyor musunuz?

Topla öfkeni, hırslarını, nefretini kızım, haydi çözüm bulmaya gidiyoruz. Bir de biz yapmayalım ne olur, zaten yeterince karanlık dünya. Yerimiz yok bizim şiddet fırtınaların arasında. Yüklen bakalım yükünü, günler sahipsiz sanma. Hayatta her ne yaptıysak sonsuzluk döngüsünde yankılanıp yine döner bize, sana dönmeden yankısı uzak diyarlara bırakalım çirkin duygularımızı.

Bu senin hikayen kızım. Gün gelip utanma hikayenden. Gün gelip kelimeler anlamsız kalmasın zamanın çarkında.

Ve sizler; “Aslında sizler de bu durumun farkındasınız ama başkalarının çocuklarının işkenceye gitmesi, feda edilmesi, sizi hiç rahatsız etmiyor. Kendi çocuklarınıza sıra geldiğinde ise, işe yaramayan feryatlar koparıyorsunuz!”

Kızlar paranoyasını çok iyi tahlil etmek gerek. Onlar “Hiçlik” rüzgarında kaybolmak üzereler. Vurdukları her darbe aslında “yardım edin” çığlığı!,

Yanından geçerken aman Allah’ım ne kadar masum dediğimiz kızlar, kafelerde nargileyi burnundan üfleyip havada dumanından yirmi halkalı taklalar attırıyorlar.

-Sen de çok cahilsin, herkes yapıyor artık canım onu!

-Herkes!

-Sorunumuz bu belki de herkesleşme, orada kaybolma! Bu nokta da herkes her şeye dönüşebilir!

-Ciddi misin sen?

-Suya yazmıyorum ben yazılarımı elbet ciddiyim!

Bir şeylerin bu gençlere yetmiyor olması gerek,

-Sürekli irkilme halleri,

-Dalıp dalıp gitmeleri,

-Ağlama nöbetleri,

-Boş bakan gözlerinin bir nedeni olmalı, ama ne?

Post modern dünyanın insanlığa dayattığı parçalanmışlığın sonucu çok özneli tiplerin, sınırsız ve belirsiz savrulmalarının sonucu bu yaşananlar. Çok kişilikli insanlar kendilerine bile yabancılar. Bu yabancılaşmanın sonucudur ki insan beyninin en kuytularında gizlenen zehirli mazohistik düşünceleri ortaya çıkmaya başladı.

Zaman rezil bir zaman asıl hikaye bu aslında! Tehlikeli sularda yüzüyor insanoğlu. Kaygılarla dolu gerçeklerimiz, gittikçe kötüleşen bünyelerin zulmü olup öfke patlamaları yaşıyor, şiddet dalga dalga hasmını arayan dava gibi yayılıyor toplumumuzda. Kontes haklı, yaptığımız yanlışlar fitil fitil burnumuzdan geliyor! Toplumumuzun beden ve ruh sağlığı tehdit ediliyor. Göremiyor muyuz cephe içten çökertilmeye çalışılıyor.

 Bizi bizim olanla vurmaya çalışıyorlar! Aileler çocuklarınızın elini bırakmayın. Modernite denilen illet bizi yok etmeden toparlanmalıyız. Hedonizme yakalanmış gençliğimiz. Her ne kadar olaylar bireysel görünse de toplumsal çöküşümüzün göstergeleri.

Önce indirin o elinizi kolunuzu, ilkel duygularınızı tetikleyen her ne ise durdurun içinizde. İnsanız biz, duran canlıya tekme atarak kendinizi ispatlayamazsınız. Dünyanın kaç bucak olduğunu kimseye öğretemezsiniz bu yolla. Yolunuz yol değil! İnsanız biz, konuşarak çözebiliriz.

Hayatlarında zorluk görmeyen bir nesil var karşımızda. Buna rağmen yılgın, bıkkın küçük bedenler. Depresif, agresif tipler. En küçük kafa bozukluğunda tahammülsüzlüğe bağlı şiddet gösterebilen.

Sonuç: 46 yıl… Bak hayat senin yaşamının camını çerçevesini indiriverdi aşağıya! Hayatın karşısında ufalanıp, asfalt yalamak bu işte!

Sakat ata bahis oynamış hissi hissettiğim. Rüzgara tüküren kendi yüzüne tükürür diyen atamın sesi yankılanıyor kulaklarımda tam da bu sırada.

-Dur sende yangını körükleme, halledeceğiz, diyorum. Biz öyle görmedik mi ağlayana omuz, inleyene çare! Hem halen gelincikler kırmızıysa solmalarına izin elbet vermeyeceğiz. Siz kendinizden vazgeçseniz de biz sizden vazgeçmeyeceğiz. Çetin günler geçireceğiz, anlaşıldı. Lakin bilesiniz ki cenneti anaların ayakları altından çekip, hiçlik çukuruna gömdürmeyeceğiz.

Siz de bilesiniz ki biz de satılık hayatlar yok, taş avlumuzdaki sinsi gölgeler.

Gençlerimiz, Gayya kuyusuna düşüp birer birer yitip gitmeden, faşizmle alakası yok Türklüğümüzü, yobazlıkla hiç ilgili değil inancımızı korumalıyız. Hakikat bu, ümitsizliğe gerek yok, halledeceğiz…

Hülya BULUT

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert