Fehmi DEMİRBAĞ Tam bağımsız ve Müslüman Türkiye!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Tam bağımsız ve Müslüman Türkiye!
Fehmi DEMİRBAĞ

Tam bağımsız ve Müslüman Türkiye!

Kendilerine "Tazakka" diyorlardı. Yani "zekayı rehber edinenler." Oysa içinde bulundukları toplum onları bozguncu, sihirbaz, büyücü olarak lanse ediyorlardı.

Onlar, onların inandıkları değerlere "La ilahe illallah" diyerek tepkimede bulunuyorlardı. Allah'tan başka olan Lat, Menat, Uzza ve Hübel olarak isimlendirdikleri... Ve onlar Allah'ın kızları diye betimlemede bulundukları pıtları re etmekteydiler. Servet düşkünlüğünü, serveti, şöhreti ve iktidarın karşılığı olan bu putların yıkılmaları ve otoritenin gerçek sahibi olan Allah'a gücün teslim edilmesi gerektiğini ifade ediyorlardı.

Bulundukları toplum dindardı aslında. Misal Hac ibadetini yapıyor İbrahimi dine mensup olduklarını ifade ediyorlardı. Başlarındaki Ebu Leheb bu cahiliyye organizasyonunun başıydı ve bu çocuk-genç ve fakirlerden ibaret olan topluluğa kin kusmaktaydı. Hele bu grubun başı olan yeğenine bile tahammülsüzdü. Kendisine Ebu Cehil diyen bu grubun bozgunculuğu huzurlarını bozmuştu. Susması adına "Muhammedür resulullah" olan yeğenine çılgınca tekliflerle girmişlerdi. O ise kendisine vaad edilen bütün tekliflere karşılık, "Vallahi sağ elime güneşi, sol elime ay'ı verseniz ben davamdan vazgeçmem" demişti.

Her şey bir zamanlar Mekke'de bulunan Erdemliler hareketinin öncü isimlerinden olan yetim ve ümmi olan Muhammedin 35 yaşından ibaret Hira mağarasına çekilmesiyle başlamıştı.

Denilen o ki o Rabbini son 5 yıldır sevgili edinmişti. Kabilesindeki kız çocuklarını bile diri diri toprağa gömen zihniyetten nefret ediyordu. Kabilesindeki zinaya, kumara, içkiye ve faize olan düşkünlük rahatsızlığının en amil sebepleriydi. Enformatik cehalet... Her şeyin en iyisini-en doğrusunu ben bilirim hastalığı tansısallık adına yaşadığı yerin, Arap yarımadasının en belirgin özelliğidir. Heva ve heveslerini rab edinmiş insanlığın ahvali endişe edici boyutlardaydı. Bencillikte alem-i insanlık zirve yapmıştı.

"İkra" demişti Allah'ın meleği Allah'ın peygamberi olacak bu güvenilen insana. Yani "oku" demişti. İnen surenin adı "Alak Suresiydi." Yani "yaradılış."

"Ben okuma bilmem" demişti doğal olarak bu mümtaz şahsiyet. İnsanlığın yüz akı. Hem neyi okuyacaktı ki, henüz inmiş bir kitap yoktu ortada! "Düşünmeye" davet vardı aslında bu ilk mesaj ile. Ki 700 küsur ayet ile bu düşünme fiili desteklenecekti. "Akletmiyor musunuz? Düşünmüyor musunuz? Düşünüp öğüt almayacak mısınız? Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" gibi yüzlerce ayet insanlığı yaradılışının gereği olan aklı nimetini kullanmaya davet ediyordu. Ki "bir anlık tefekkürün 1000 yıllık nafile ibadetten evla olduğunu da " kendisi mübarek dudaklarından şerh etmektedir.

Yine okumayı işaret eden surenin dördüncü ayeti de kalemden bahseder. Yine ikinci sırada nüzul olan sure de "Kalem suresidir." Yani eşittir Müslümanın birinci kimliği okur-yazar olmasıdır.

Okumak mühim. Okumak, Tanrıyla-yüce yaratıcıyla konuşmaktır. Hatta okursanız ölmüş insanlarla iletişime geçersiniz.

Yazmak ta mühim. Yazarsanız doğmamış insanlarla konuşursunuz. Okuryazarsanız bir zaman makinasının yolcusu olursunuz.

Okumazsanız; yalan okursunuz, mazeret okursunuz. Yazmazsanız birileri size alın yazısı yazar. Siz ona kader der bir de Rabbinize iftirada bulunursunuz. Cehalet kader olamaz Müslümanlar.

Ki...

Türkiye toplumu...80 milyonluk nüfusuyla okuma alışkanlığı olan %3 nüfus barındırmaktadır. Yani 25 milyon öğrencisi olan bir ülkede okumak akıllara seza.

Ki ülkede basılan kitapların da %90 ı tercüme kitaplardan ibaret. Okullarda okuttuklarımız bile artık geçersiz bilgilerden ibaret. Pisa yönetim kurulu başkanı geçenlerde bunu ifşa etti. Cehaletimizle her şeyimizi kaybetmeye başladık. Başta imanımızı... ahlakımız ve topraklarımızı da!

Bir Yahudi tekerlemesi tutturduk. Ezildik, büzüldük... Zavallılara dönüştük. Batı da bizi hırpaladı da hırpaladı. 

Tarihimizden kopartıldık... Barbar batıyı medeni olarak bildik, belletildik.

Parkinson hastası gibi kafalar ayrı düşünür uzuvlar ayrı hareket eder olduk. Kadan darbe ala ala bu halle düştük. Allezaimer hastalarına benzedik. Mazimizi unuttuk. Felç hastalığına yakalandık. Elimiz ayağımız tutmaz oldu. Altımıza bile pisler olduk. Tarihimize ya sövdürdüler ya da unutturdular.

Ortaokul kitaplarında batıdan gelen tercümelerle bir nesli mahvettiler.

Halbuki neredeyse Avrupa’nın yarısını fethetmiş bir Osmanlı İmparatorluğunu övecek bir batı bekleyemezdik.

Bir imparatorluğu parçalamak için varını yoğunu harcayan bir batıdan objektif tarihi öğrenmeyi beklemek saflıktı.

Evet bize bu saflığı yedirdiler.

Eğer onlar “Amerika’yı Kristof Colomb keşfetti” diyorsa öyleydi.

Zaten onlara göre de “İslam” demek gericilik, bilimden fenden uzak demekti.

Türkiye’de öyle bir eğitim sistemi kurdular ki, Müslümanlıkla gericiliği aynı kefeye koyan entelektüeller yetiştirdiler.

İngiliz Newton’un başına elma düşmüştü. Yer çekimini bulmuştu. Hikayeler çok güzeldi, satardı. Arşimed de çırılçıplak banyodan fırlamıştı zaten. İnandırıcılığı hikayelerle süsleme sanatında çok ilericiydiler.

Meşhur bilim tarihçileri Sigrid Hunke, Carr de Vaux ve Will Durant…

Üçü de Newton’dan asırlar önce Kindi, Razi, Biruni, Hazini ve İbni-Heyseme’nin yazdığı eserlerde yerçekimi kanunu anlattığını belirtiyordu. “Avrupalılar bu eserleri önce anlamadılar.

Yerçekimi onlara uzak geliyordu.

Asırlar sonra Newton’la kendilerine malettiler” diyorlardı.

İngiltere’nin Telegraph gazetesi dün İçişleri Bakanı Theresa May’ın açıklamalarını yayınladı.

İngiltere’ye karşı artan terör tehditlerine karşı birinci çözüm yolunu anlatıyordu Theresa; “Çocuklarımıza Birleşik Krallık Değerlerinin öğretilmesi” diyordu.

Maalesef biz değerlerimizi göz ardı ettik, aktaramadık evlatlarımıza.

Galile’den, Kopernik’e, Newton’dan Colomb’a ne varsa ezberlettik.

Kızamık ve çiçek hastalığını ilk keşfeden ve yerçekimini ilk bulan Türk Razi’yi bilenimiz yoktu.

Ama cüzamın tedavisini bulan İbn-i Cessarı anlatacak biri yoktu içimizde.

Verem mikrobunu bulan İbn-i Hatip, Retina tabakasını ilk gören İbn-i Rüşt kimdi?

İlk kanser ameliyatını Ali bin Abbas’ın yaptığını biliyor muyduk?

Sıfırı ilk kullanan Harizmi’yi, Trigonometri’yi ilk bulan Battani’yi okuyan veya okutan var mıydı?

Tanjant, kotanjant, ve kosekantı ilk dünyaya duyuran Ebul Vefa’yı kaç kişi tanıyordu?

Dünyanın döndüğünü ilk keşfedenin Biruni olduğunu anlatacak cesurlar neredeydi?

Dünyanın çevresini ilk ölçen Musa kardeşlerin, mikrobu ilk tanımlayıcısı Akşemseddin’in kitaplarına ulaşacak kaç meraklımız vardı?

İlk göz ameliyatını yapan Ammar’a neden kör kalmıştık?

Sabit bin Kura’nın ilk diferansiyel kitabını yazdığını, Sibernetiği ilk kuranın İsmail el Geziri olduğuna bu topraklarda kaç kişi vakıftı.

Önümde liste var, uzayıp gidiyor.

Yüzlerce, binlerce Türk ve İslam bilgini, dünya uyurken ilklere imza atmış durumda.

Ama dedik ya biz “Kendi imzamızı” reddeden bir ülke haline getirildik. “Zulüm 1453’te başladı” diyebilecek evlatlar yetiştirdik. "Lut kavminin Çocuklarız" diyecek kadar alçalan evlatlarımız oldu. Ensest, lgbti, deistlik, uyuşturucu, terör evlatlarımızın yol ve yordamları oldu.

Fatih Sultan Mehmet’in ilk havan topunu bulan kişi olduğunu bilen bir elin parmaklarını geçer miydi bu ülkede?

Yüzlerce, binlerce bilginimizin eserlerini kütüphanelerin raflarında çürüttük.

Tercüme edip, okutmadık, anlatmadık çocuklarımıza. Ve karaladık, karalattık geçmişimizi. Bir karış toprak vermeyenleri, “Kan ve can veririz ama asla toprak satın alamazsınız” diyenleri “Hain” ve “Kızıl Sultan” olarak soktuk kitaplarımıza.

Tarihçi geçinenler, adının başında “Prof” olanlar, ne zaman “BİZDEN” birilerinin buluşları gündeme gelse “Efendim bunlar martaval…

Bilim dünyasııı” diye söze başlıyordu.

Halbuki gerçek bilim adamı bir iddia varsa gidip araştırandı.

Araştırmaya bile baştan “REDÇİ” orijinal bilim adamları doğurduk.

Onun içindir YENİ TÜRKİYE’ye Fransız kalıyor gençlerimiz.

Onun içindir ülkemizin başına eklenen “BÜYÜK” lafına İngiliz takılıyor evlatlarımız.

Kafamıza elma düşmesini bekleyemeyiz!!!

Milli Eğitim Bakanlığı seferberlik ilan etmeli. Yazma seferberliği başta. Çocuklarımızı kendi ninnilerimizle uyutalım, kendi hikayelerimizle uyandıralım. Kendi çizgi filmlerimiz olmalı. Ellerine tutuşturduğumuz oyuncaklar bizden olmalı.

Ve gerçek tarihi anlatmalı çocuklarımıza.

Hitler’in meşhur bir sözü vardır; “İnanılmayacak tarih yoktur Yeter ki yalan büyük olsun.”

Raflarda tozlanan kitaplar indirilmeli…

Ve “BÜYÜK YALANLAR” kalkmalı artık raflara!

Var mısınız tam ve bağımsız Müslüman Türkiye sözünü gerçek kılmaya?!

Fehmi Demirbağ

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert