Fehmi DEMİRBAĞ Dökülecek gözyaşımız kaldı mı?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Dökülecek gözyaşımız kaldı mı?
Fehmi DEMİRBAĞ

Dökülecek gözyaşımız kaldı mı?

Geçen hafta cezaevindeydim. Zaman zaman toplumun değişik katmanlarıyla da bir araya gelmeye çalışıyoruz. Oralara da gidip emr-i bil maruf, nehy-i anil münker yapmaya çalışıyoruz.

Şimdi sizlere bir gencin hikayesini anlatacağım.

Ki malum, özellikle gençler ile bir araya gelip onlara bilebildiğimiz kadarıyla hayata dair farklı bakış açıları vermeye çalıştığımız doğrudur. Doğrudur dindar ve ahlaklı bir nesil ile ancak toplumumuzun geleneksel dokusuyla geleceğe uzanabileceğinin gerçeğini vurguladığımız.

Geçen sene filanca cezaevinde bir söyleşi yapmıştım. Orada hükümlü bir delikanlı ile de ayak üstü biraz laflamıştım. Bir de imzalı olarak kitaplarımdan birini hediye etmiştim.

Aradan şunca zaman geçmiş yoğunluktan elbette o delikanlı hafızamın diplerinde kaybolmuştu. Taki geçen hafta bir telefon alıncaya dek. Arayan o cezaevinin müdürü idi.

"Hocam gelmelisiniz" dedi bir şeyler söyledikten sonra. Ve alalacele yola koyuldum. Evet bundan sonrası için lütfen kağıt mendilinizi, vicdanınızı yanınıza alınız. İnanın ben kendimi o gün bugündür toparlayamıyorum. Öyleki bu satırları burnumu çekiştirerek yazıyorum. Ve en zorlanarak kaleme aldığım bir öykünün kelimeleri arasındayım, şu an. Sizden ricam okuduktan sonra bu öyküyü başkaları da okusunlar ve ağlasınlar diye paylaşmanız. Ağlayalım ki belki yumuşarız.

Müdür bey işte kitap hediye ettiğim o delikanlı için çağırmıştı beni.

Ama önce gelin delikanlıyı size anlatayım ki, delikanlının hayat hikayesini kısaca anlatayım ki cezaevine davet edilişimin açıklamasını öyle yapayım.

Anlatacaklarım belki extrem gelecek size belki sıradan. İnanın hikayenin sonunda hıçkırarak ağladığınıza şimdiden sizi temin ederim.

Delikanlının ismi Hayati Emin. Elbette müstear ismini vereceğim. Gerçek ismini nasıl verebilirim? Bari aziz hatırasına saygımız olsun. Ki bugün öğle namazından sonra cenazesini defnettik.

Öğretmen bir anne ile esnaf bir babanın tek çocuğuydu Hayati. Anne baba şiddetli geçimsizlik sebebiyle ayrıldıklarında kendisi henüz bebek yaşlardaydı. 92 doğumluydu.

Hayati mahkemenin kararıyla anneye verilir. Anne bir başına çocuğunu büyütmeye başlar. Ara ara evlerine gelen dayısından başka da görüştükleri bir akrabaları yoktur. Baba ilk başlarda çocuğunu bir iki ziyaret eder. Ufak tefek harçlık verir anneye nafaka niyetine. Hepi topu budur babayla mazisi. Sonra sırra kadem basar baba.

Hayati 7-8 yaşlarına geldiğinde...

Bir gün geç saatlerde sarhoş olarak ablasının evine gelir dayısı. Anne cumartesi sabahı erkenden okul aile birliğinin toplantısına katılmak için dayı ile yeğeni başbaşa bırakır.

Ancak...

Dayı... Dayı değil bir hayvandır. Hayvani emelleri adına Hayatiyi kirletir. Ensest diye betimlenen sapkın eylemin bir failidir dayı. Hani toplumun duymak istemediği, görmezden geldiği o iğrenç fiilin. Yaygınlaşma noktasında fütursuzca istatistikleri kudurtan o aşağılık olayın.

Evet, biliyorum şu an mideniz kalktı. Ama inanın bu kavram nefsinin nesline uyandığı bu insanın kabullenemeyeceği bu alçak olaylar gün be gün toplumda karşılık bulmakta.

Hayati başına gelen bu alçaklığı annesiyle paylaşamaz. Dayı ise zaman zaman bu alçaklığını gerek hediyelerle gerek tehditle çocuk üzerinde sürdürür. Hayati anlam veremez çocuk haliyle dayısının bu sapkınlığına.

Büyüdükçe hırslanır Hayati. İçinde öfke biriktirir. Nefret! Öyle ya dayı dediği bir insan tarafından aşağılanmıştır. Kullanılmıştır.

Bu bir süre sonra içinde suçlama fiiline sebebiyet verir. Önce annesini, babasını... Diğer insanları... Nihayetinde Tanrı'yı suçlamaya başlar.

Nasıl olur da kendisi henüz masum bir can iken Tanrı bu olaya müdahale etmemiştir? Neden dayısının belasını vermemektedir.

Bu düşünceler kendisini deist olarak ifade etmesine yol açar bir süre sonra.

Ortaokul çağına geldiğinde kendisini dayısından kurtarır ama... Öyle bir çevreye doğru meyleder ki... Onlar kendilerini LGBT diye isimlendirmektedirler. Buluğ çağının da etkisiyle bu çarpık yapının elemanlarından birisi olur.

Ancak uyku nedir bilmez o ilk günden bugüne...

Liseli yılları uyuşturucu ile tanışıklığının başladığı yıllardır. Unutmak zorundadır. Kendisinin olmadığı bir hayatın yolcusu olmak genç yaşta kendisini hayli hırpalamıştır. Bir ara lise arkadaşı Tülin'e aşık olur gibi olmuştur. "Ben aşk nedir nerden bileyim abi" demişti konuşmamızda. Ben "insan nedir onu bilmiyorum ki?"

Öfkesi geçmemektedir. Eşcinsel bir hayat, Deist bir bakış, Uyuşturucu ile kaçış sakinleştirememektedir bir türlü.

Ayrıca hayatın acziyetlerinden bahsetmiyorum bile. Annesi ile iletişimime geçememe... Evden ayrılışına neden olur. Bir de hayatın makul ihtiyaçlarını bile karşılayamama... Parasızlık...

Liseyi bitiremeden okuldan ayrılır.

Bir süre sokaklarda sürdürür yaşamını.

Uyuşturucu satmaya bulaşır.

Tam bir belaya dönüşür bir süre sonra.

Nihayetinde bu hızlı yaşamı mafya ve terör örgütleri ile ilişkileri getirir.

"Abi dayanamıyordum. Biliyordun yaptığım hiçbir şey doğru değildi. Ama Dayımın yaptığı da doğru değildi. Ne doğruydu ne değildi... İntihara kaç kez kalkıştım hatırlamıyorum abi!"

Anlatırken nefes alması zorlaşıyordu. Cezaevine o davet etmişti beni. Rica etmiş müdür beyden. Geçen sene söyleşi sonrası verdiğim kitabımı okumuş. Etkilenmiş. Sonra başkaca kitap okumalarına başlamış. Nihayetinde Kuran-ı Kerimi de okumuş. Cezaevinin imamıyla uzun süren konuşmalara başlamış. Tevbesini etmiş. Bir de namaza başlamış.

"Nihayetinde... Aslında bile bile bir olayın içindeyken... Ki cinayet işlememi istemişti abiler. Bir Faşisti, bir halk düşmanını öldürmemi istemişlerdi. İşte bunu yapamazdım. Bunun için bir şekilde polise teslim oldum. Mahkemeye çıktım. Hakim kaç yıl ceza verdi bilemiyorum bile. Ben aslında dışardayken cezaevindeydim. Burada özgürlüğüme kavuştum. Bir kitap okudum ve hayatım değişti; sağol abi. Teşekkür etmek için rica ettim seni."

Kanser olduğunu da yakın zamanda öğrenmiş. Çaresiz bir hastalık.

Dün gece de vefat haberi geldi. Üzüldüm mü? Elbette kahroldum.

Şimdi Hayatinin annesini arıyorum.

"Üzülme ey anne! Bebeğin doğduğu andaki masumiyetine kavuştu da öyle ayrıldı aramızdan" diyeceğim.

Hayati Emin dedim delikanlının ismine.

Bu hikaye hayati konular içerdiği için.

Emin... ismini ise; Ey Muhammed-ül Emin'in ümmeti... Ne oldu bize demek için!

Sahi... Bize ne oldu? Bu gidişle ne olacak! Hayati Emin gibi kaçımız şanslı olacak, tevbe için!

Hadi şimdi ağlayalım... Hayati için değil... Kendimiz için!

Fehmi Demirbağ

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER