Ahmet Kubilay Konstant-o-polis
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Konstant-o-polis
Ahmet Kubilay

Konstant-o-polis

Bazen bazı insanlar tuhaf gece rüyaları görürler. Bunlara "dönüş rüyaları" diyebiliriz. Okul aslında bitmemiş. Dedeniz aslında ölmemiş.

Bu rüyaları şahısta doğurduğu duygu bakımından ikiye ayırabiliriz. Olumlu his uyandıranlar - olumsuz his uyandıranlar.

Son taksidini yatırıp artık tümüyle sizin olduğunu düşündüğünüz  arabanızın daha birkaç taksidi aslında ödenmemiş. "Gerçek" hayatta olsa "Ne var ki! İki taksit daha öderiz, hallolur!" diyeceğiniz mesele rüyada hiç aşılmayacak bir sıkıntı gibi görünüyor. Bu türden, kendinizi tuhaf bir olmayacaklık hissi, ürpertici bir çaresizlik içinde bulduğunuz rüyalar olumsuz his doğuranlardır. Bir de çok sevdiğiniz kedinizin, aslında balkondan düşüp ölmediğini, hâlâ diri olduğunu gördüğünüz rüyalar var. Bunlar da diğer çeşit rüyalar. Olumlu hisler uyandıranlar. Çok güzel rüyalar. Ama bir de gerçek olsalar ya.

Pek çok köşe yazım gibi, serbest düşüş tekniğiyle yazdığım bu yazıda şimdi aklıma okuduğum bir metnin de yardımıyla başka bir rüya çeşidi daha geldi. Belki yazının başında bahsettiğimiz sınıflandırmadan bağımsız olarak başka bir sınıflandırmanın konusu olması gereken bu rüyalarda tanıdığımız insanlar ve bildiğimiz yerler aslında o insanlar ve yerler değildir. Annemizi görürüz, babamızı, sevdiğimiz bir insanı ama ani bir idrakle (hads-i katiyle), ani bir çakışla fark ederiz ki o kadın annemiz, o adam babamız, o kimse de aslında sevdiğimiz insan değildir. Başka insandır onlar. Ama bunu bildiğimizi bilmezler.

"Artık mesele şudur:" Bunu fark ettiğimizi onlara fark ettirmememiz gerekir. Kendimizi tehlike altında hissederiz. Her ne kadar bir aslanı hadi aslanlığını kabul etmiyoruz, belki de bir çakalı, bir kediyi köşeye sıkıştırmak çok tehlikeli bir şey de olsa bunlar tehlikenin farkında olmayabilir. O mekan da artık sanıldığı mekan değildir. Net anlamışızdır. Bu hayal kırıklığı beraberinde günlük hayatta (müşahade aleminde) bilinen sözlüklerde adı olmayan hisler getirir. Tanımlanamaz veya bilinemez hislerdir bunlar. Belki en fazla bir hayal kırıklığı, gönül kırıklığına benzetilebilirlerdir ama rüyalarda yaşadığımız yerle burası kesinlikle bir olmadığından bu hislerin başka bir dünyaya tercüme edilmesine de gerek yoktur.

Bir rivayet var: "İnsanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar." diyor. Rüyanın içindeki rüyada bunlar oluyorsa ve bunları ancak tabir edince, o da belki, bilebiliyorsak, şu hayat dediğimiz rüya, kim bilir kendini ele verecek ilmi, yöntemi hangi ummadığımız şahıslar ve yerlerde saklıyor olabilir. (Tabi ki edebi bir sanat yapıyorum. O yöntemler bütün nedir, kimler bilir gayet belli.)

Rüyaları gerçek hale getirmek özel bir ilme tabidir. Bu dünya da "ahiret" nam ve hesabına rüyaların doğru tabir edilerek gerçekleştirildiği yerin adıdır. (Elbette becerebilirsek). Bu hususta bu dünyanın "alçak kodlar memleketi oluşu" tabiri zorlaştırmak için özellikle yapılmış bir kurgudur. Bu kurgunun sebebi de imtihandır. Burada bulunuş sebebimiz insanın bu dünyada halife-i arz hedefini gerçekleştirebilmesi için imtihana tabi tutulmasıdır. İmtihan rüyayı doğru tabir etmek ve kodları gerçek haline getirmektir. Bu "yalan dünya"nın ötesinde gerçekleşir her ne gerçekleşecekse. Ona da ahiret denir. Anlayan anlar, anlamayan da bizi yormasın iki gözüm. Bir de şu var: Rüyanın gerek tabiri gerek gerçekleştirilmesi tek başına yapılabilecek bir iş değildir. Omuz omuza veren, kendini değil, asla ama asla kendini değil, diğerlerini düşünen, malı emanet bilen, birinin göğsü diğerinden daha fazla öne çıkmayan, bir saf, bir kan, birlik olabilenlerin işidir.

Rüya içinde rüyadayız. Bazı filmlerdeki gibi bir sabit (bir konstant) gerekir ki yolumuzu kaybetmeyelim. Bu rüya içindeki sönük kavmin içinden bir yeni ve gerçek kavim çıkarmak için şehirleşmek yolunu tercih ettik. Bu şehir konstant-polis* olsa gerek. Sabit şehir.

Nerede bu şehir? Gönlümüzde. Gönüllerimiz arasındaki bağlantıların gerçekleştiği bir iç alemde. Ama ülkemize  ve ardından coğrafyamıza ve ardından dünyaya yansıması muhakkak gerçek kurumlar, üst kurumlar, en üst kurumlar üzerinden olacaktır. Bize satın alınamayan insanlar gerek.

Ahmet Kubilay

* Konstan-o-polis: İstanbul değil. Sabit şehir. Asıl fethedilmesi gereken yer. Müşahade Âlemi dışında bir âlemde gerçekten var olan bir şehirdir. Mesele, asıl mesele, bu şehrin gerçek bir tabirle gerçekleştirilip, bu dünyaya indirilip, fethedilmesidir yani açılmasıdır. (Fetih, açmak demektir.) Çoğunluk yine meseleyi yanlış anlamıştır. Feth-i mübin, Müşahade Alemi, yani içinde yaşadığımız âlem açısından, büyük ailenin içinde yaşadığı büyük şehri kurmasından ibarettir. Mekke'de doğulur; Medine'ye, şehre göçülür. Şehir daha bu âleme inmemişse, inşa edilir. Bu yüksek bir farzdır. Fethedilmesi gereken İstanbul değil, "sabit şehir"dir. Mesele hakikati oyun ve eğlence olan "dünya" adlı bu rüya aleminde omuz omuza verebilenlerin bir sabit inşa ederek Hakk'a ulaşmasıdır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert