Vehbi KARA Atatürkçülük Adına Yapılan Fakat Gerçekleşemeyen Bir Başka Darbe
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Atatürkçülük Adına Yapılan Fakat Gerçekleşemeyen Bir Başka Darbe
Vehbi KARA

Atatürkçülük Adına Yapılan Fakat Gerçekleşemeyen Bir Başka Darbe

12 Mart Muhtırası olarak bilinen darbe aslında gerçekleşmeyen 9 Mart 1971 darbesinin devamıdır. Tarihe 12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur'un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra vererek hükûmetin istifaya zorlandığı askeri müdahale olarak geçmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen dördüncü; başarılı olmuş ikinci ve emir-komuta zinciri içerisinde yapılmış ilk askeri darbe eylemidir. Başarılıdır zira hükümet istifa etmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir-komuta zinciri içerisinde 12 Mart muhtırası verilmemiş olsaydı, TSK içinde kurulmuş olan ve başında Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun bulunduğu gizli askeri cunta fiilen 9 Mart 1971 tarihinde darbe yapacaktı. Cunta içine sızmış ve önemli görevler üstlenmiş olan Mahir Kaynak vasıtası ile darbe önceden haber alınmış ve darbeye adı karışan ve Orgeneral rütbesinden daha kıdemsiz olanlar re'sen emekliye sevk edilmişlerdir.
12 Mart 1971 darbesine giden süreçte Doğan Avcıoğlu'nun çıkardığı Devrim gazetesi etrafında toplanıyorlardı. İçlerinde 27 Mayıs Darbesini yapan Millî Birlik Komitesi'nin gerçek lideri Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun da bulunduğu "Milli Demokratik Devrimciler", o dönemin siyasi partilerinin demokrasi anlayışının bir oyalamaca olduğunu ileri sürerek ulusçu-devrimci yöntem olarak ifade edilen ilkeler doğrultusunda parlamento dışı muhalefeti savunuyorlardı. Devrim gazetesinin genel yayın yönetmeni Hasan Cemal çok sonraları anılarını anlattığı “Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim” adlı kitabında o zamanki maksatlarının "ulusalcı" subayları ikna ederek onlarla birlikte bir "Milli Demokratik Devrim" darbesi yapmak olduğunu yazmıştı.
Nitekim 9 Mart 1971 tarihinde planlanan darbe, içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür'ün de bulunduğu Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının durumu Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün'e haber vermesiyle akamete uğratıldı.
12 Mart Muhtırası'nı veren Orgeneral Memduh Tağmaç, Orgeneral rütbesindekiler hariç bu 9 Mart 1971 Milli Demokratik Devrimine adı karışan başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere tüm subayları re'sen emekliye sevketti. 1. Ordu Komutanı Faik Türün de bu darbeye adı karışan tüm Devrim yazarlarını Ziverbey Köşkünde Milli İstihbarat Teşkilatı vasıtasıyla sorguya çekti. Bu sorgularda Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un da 9 Mart darbesine önce destek verdikleri, fakat sonra istihbarat bilgileri Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç'a ulaşınca desteklerini geri çektikleri ortaya çıktı.
Darbe, 1971 yılında 12 Mart günü saat 13:00'da TRT radyolarından okunan milletimize karşı şu küstah muhtıra ile ilan edilmiştir:
"Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür."'
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu'nun imzasını taşıyan muhtıra 12 Mart Muhtırası şu maddelerden oluşuyordu:
1. Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
2. Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
3. Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize…
Metinden de anlaşıldığı üzere bu darbe de diğer darbeler gibi “Atatürkçülük” adına yapılmaktadır. Düşman olarak dindar insanlar ve “irtica” hedef alınmaktaydı. 12 Eylül 1980 darbesi de benzer şekilde tereyağından kıl çeker gibi başarılı bir şekilde gerçekleştirildi ve ülkemiz en az 20 yıl geriye gitti.
Şimdi bu darbe gibi diğer darbelerden çıkarılacak ders şudur. Madem Atatürk ilke ve inkılapları CHP’nin ilkeleridir ve Atatürkçülük bir darbeci devrimdir o halde Atatürk ilke ve inkılapları sorgulanarak anayasadan ayıklanmak zorundadır. Aksi takdirde generallerin başının bir Cuma sabahı uyanıp darbe yapması doğaldır. Bunda şaşıracak bir şey yoktur. Zira bu anayasa bu düzen darbeyi meşru kılmaktadır.
Avrupalılar Mısırda General Sisi’nin darbesini meşru görmektedirler. Şundan hiç şüphe duymayınız ki Türkiye’de bir darbe olsa aynı Mısır’da olduğu gibi olumlu bir tepki vereceklerdir. Zira onlara göre Müslüman ülkeler hayvan gibi güdülmeli darbe ve sopa ile yola getirilmelidir. Müslümanlar insan haklarına ve demokrasiye layık değildir. İşte onları bu anlayışa sürükleyen husus başta anayasa olmak üzere kamu kurumlarının yönetiminde “Atatürkçülük” adı verilen “ihtimaldir ki bazı kelleler uçurulacaktır” anlayışıdır.
Askeri okullarda eğitim gören her subay bir gün darbe yaparak Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmayı hayal etmektedir. Çünkü M. Kemal’in ilkeleri ile büyüyen her subay bir darbecidir. Demokrasi lükstür ve toplumumuza uymaz…
FETÖ’nün ve onu yönlendiren Siyonist teşkilatların bu darbe teşebbüsünü düşünmediğini sanmak safdilliktir. Gerçekleri görmeyip hayal dünyasında yaşamak demektir. Bu güne kadar “inlerine girildiği” söylenen Paralel devlet Yapılanmasının asker ayağı ile hiç ilgilenilmemiştir. Soru çalma ve Askeri okul, akademi gibi yerlere girmek için her türlü kanunsuz işlemi yapmada uzmanlık kazanmış olan Fetullahçı Terör Örgütü uyumuyor. Lütfen gafil olmayınız…
 Vehbi Kara

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER