Hülya Bulut Çanlar beş kez çaldı adalet öldü dediler!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Çanlar beş kez çaldı adalet öldü dediler!
Hülya Bulut

Çanlar beş kez çaldı adalet öldü dediler!

Bu gün elimden geldiği kadar ironi yapmayacağım.

Çünkü İronistler bağırmazlar.

Dolaylı mecazlara kaçıp, düşün ey okuyucu hissiyatında davranmayacağım.

Tekinsiz olaylara temkinli cümleler kurulmaz.

Dille fiyaka yapılacak bir konu değil mesele. O nedenle kelimelerimi eğretileyip, metaforlayıp, sözümü sen söyle tecahül’ü arif sen söyle, çünkü ben söylersem başım belaya girer, söyleyeceğim sözlerin cezai hükmüne karşı kendimi emniyete almalıyım zavallılığını da göstermeyeceğim.

Bu gün halk temaşamızın en güzel hareketini çekip “taşlayacağım.” Kötülerin ensesinden o taşı eksik edersek zamanın ruhunu kirletmeye devam edecekler.

Her insanın hayatı bir hikâyedir. Kimi hikâyeler can acıtır, ıstıraplı benliklerde bırakılan izler yürek burkar. Yaşanan her acı kayda geçer aslında. İnsan affetse yaşananları, tarih affetmez asla. Gün gelir tokat gibi vurur bir romanın içinden toplumun suratına suratına. Bazen bir meselede bir çare arayışı, çığlığa dönüşür bir şarkıyla. Sağlam bir hukuk devletinde yaşıyor olduğuna inanmışken, bir çığlıkta adalet aranır olmuşsa zehir zemberek sözler yazılır elbet korkusuzca.

Müslüm  Gürses’in o yıllarca ne söylediğini bir türlü anlayamamaktan yakındığım sesi, meğer ne çok şey söylüyormuş hem de çığlık çığlığa…

-Meselem diyor, bu benim meselem,

Derin mesele.

Ezelden edebe giden…

Derin meseleler, benim senin değil, toplum olarak hepimizindir oysa.

Öyle derin bir mesele var şimdi de karşımızda.

Adalet meselesi! Yazılı hukuka gelene kadar, yazısız hukuk kurallarının ihlali aslında.

Bir toplumda adalet; Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Her ne kadar temel dayanağı yazılı hukuk kuralları olsa da  bireylerin toplum içindeki davranışlarını düzenlediğinden ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir. Yasayı uygulayan, yazılı kurallara bağlı kalma zorunluluğu taşısa da olayın seyri ve gelişimini değerlendirip sonuca bağlarken, yaşadığı toplumun vicdan kurallarını da göz önünde bulundurarak karar verme yetisine sahip olmalıdır!

Meseleler, toplum meselesi adalet, hukuk, ahlak, din, vicdan ve her ne kadar insani ve toplumsal kurum varsa hepsinin meselesidir.

İşte, o en derinlerimizi acıtan, bizim meselelerimizden sadece birinin hazin hikâyesi bu anlatılanlar; okuyun zaten anlayacaksınız…

Nefes almakla nefessiz kalmak arasında derin bir nefes alın, başlıyoruz;

Arka sokaklarda yoksulluğun ve cehaletin kol gezdiği köhne bir ev. Başı yaşmaklı iki kadın ellerinde ki kirli paraları göğüs aralarına sıkıştırırken sıkı sıkıya da tembih etmeyi unutmuyorlar. Dikkatli olun aman ha kanlanmasın çarşaf. Ona göre muamele yapın.

Görev anlaşıldı. Birbirinin sırasına riayet edilerek gerçekleştirilen ahlaksız eylemin her sıra savucusu diğerini uyarır;

Aman ha!

İlk ile son eylemci arasında tam 28 (yirmi sekiz) tecavüzcü, iki kadın, kirli paralar ve 13 (on üç) yaşında bir kız çocuğu vardır.

Olaydan sonra küçük kızın oturmasını sağlayabilmek için tam dört ciddi ameliyat yapılır. Fakat haklarını yerde koymayalım. Zar sapasağlam yerindedir. Suç unsuru yok. Ameliyatlar insaniyetten, oturabilsin diye yapılmıştır.

Sonrası…

İyi hâl indirimi alır sanıklar. Tüm sanıkların dikkatlerini mükâfatlandırmak değil de ne bu adalet eliyle!

İhbar edin beni asıl suçlu benim. Bakın ellerim kan içinde. Cezam neyse razıyım Hâkim Bey.

Bir ihbarname!

Ne çabuk ihbar edildim? “Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş” ondan olsa gerek adaletin burada hızlı işleyişi!

Ağır ve kasvetli havasıyla bir mahkeme salonu.

Mağdur; (Sanık mı demeliydim? ) On üç yaşında bir kız çocuğu.

Sanıklar; (Mağdurlar olmalı )

Yirmi sekiz kişilik bir “Bel Hum Adal “ topluluğu var adaletin karşısında.

Seyirde; Güneş K.ve Beylik düzü sahilinin sessiz, kaçak dalga seslerinin huzursuz çırpınışı… Bir de ben, en ağır suçlu sıfatıyla, elimde “Ağır Roman’ımla.

Okuması zorun zoru, Ağır Roman bu hikâye!

“Ağla sevdam ağla,

Ağla, zorba bu dünya.

Ağla susma ağla”…

-Sus kızım ağlama, sen anlat.

Göster bakimm, nasıl tecavüz ettiler?

“Kördüğüm çember dört duvar,

Can evinden bıkar, can uçar!”

Küçücük bir beden, küçücük bir can, kuş misali titreyen.

Kadının beden tılsımının izlerini arıyorum üzerinde, sanki bulsam hafifletici sebep olacak vicdanlara. Acizlik çukuruna batmış sefil insanların bedeninde ve ruhunda açtıkları yaralarına dokunuyorum tüm benliğimle, insanın içini sızlatıyor sessiz çırpınışı.

Anlatamıyorsan göster diyor adaletin o tok sesi…

Göster!

Küçük bir kız çocuğu o! Yaşadığının ne olduğunu nereden bilecek de anlatacak. Ne gördü de gösterecek. Bilse bilse yaşadığı dehşet dolu anların acısını ve korkusunu bilir. Nereden bilsin acının, korkunun resmi sözcüklerle nasıl çizilir. Acıları ve korkuları taşıyabilecek sözler daha icat edilmedi ki. Onlar enikonu yaşanır, bilmezler mi?

Bilmediği acılar üzerine ceza kesen adaletin, belki de budur en büyük eksikliği! Bilse acısını, yaşasa korkusunu hafifletici sebeplere keyfi mazeretten indirim kesmez!

Bakan, beylerden birinin arsız sesi yükseliveriyor adalet salonunun sarı duvarlarının arkasında!

-Sen yok musun sen, ne fettansın!

-Yaz kızım: bu yaşta ki kızlar ne baştan çıkarıcı olur siz bilmezsiniz, ben bilirim! Bir keresinde… Sil kızım, bu bölümün olayla ilgisi yok!

-Hadi ya…

Bakan Bey! Uzaktan bakmakla çözülmüyor memleket meseleleri.

-Anlat kızım sen.

Bakan baksın, O utanmıyorsa sen de utanma!

-Hâkim Bey amca bakın anlatayım.

- Anlatayım mı göstereyim mi?

-Önce anlat.

Yaşaya yaşaya anlat. Tekrar tekrar yaşa aynı acıyı ki daha bir kalıcı olsun izleri.

Sonra göster! Her hareketi göster…

Kelimelerimin başı eğilmeye başladı çoktan. Ahlakın, vicdanın ve utancın.

-Yok, bu böyle olmayacak.

Sen iyisi mi gel şöyyyle!

-Anlat yavrum, sen anlat!

-Nasıl yaptılar?

Travma! Travma üstüne travma.

-Bak artık canında yanmıyor.

-Geçti…

Sahi geçti mi?

Daha mevsimleri, ayları, günleri ayırt etme yetisine sahip olamayan zihinsel engelli bir kız var karşımızda. Adet olmanın bile ne olduğunu bilmeyen. Bir ay gecikmesinde vücudunda oluşan bir canlıyı dahi 16 hafta içinde hissedemeyen bir kızın rızasından bahsediliyor bu mahkeme salonunda!

Deli olmuyorsak eğer halen bunca alçaklığa, sesini duyuramayanların sesi olabilme yükündendir.

_Geçti değil mi?

Bir çocuk bedeninde erkekliğinin erkini arama acizliğini göstermeyi düşünebilecek kadar alçalabilen sıfatsızlar…

_Siz anlatın. Nasıl yaptınız?

_Kan(ı)t ‘ın söylediği gibi yaptık.

 _Adaleti, kılıflayacağız diyorsunuz!

 -Kant;

_ “Eylem, ödev duygusu bilincinde uygun ve ölçülü davranışta yapılırsa ahlaklıdır.” Dedi, biz ona uyduk hâkim bey. Bakın ahlaklıymışız da! Koskoca feylesof yalan mı söyleyecek?

-İşinize gelmeyince Batı tu_kaka işinize geldiğinde şahit ahlaksız eylemlerinize öyle mi? Ödev bilinciyle yaptınız!

Şerefs…Elinde olmadan delirenlerden olacağız sonunda toplumca…

-Hem kısmi bozulma var diyor raporunda.

-Yani!

Cezai yaptırımı yok!

Adalet Sarayında, cam çerçeve yerde.

Ellerimde kan izleri.

Adaletin namusu, kan revan içinde.

Sorun yok, dün yaşananı bu gün unutanlar sorun yok.

Dikeriz adalet ipiyle, namus zarını.

Çözüm! Eskiden olsa kolaydı evlendirirdik tecavüzcüsüyle kapanırdı yaralar.

Yazık! o hükmü kaldırmışlar.

Yirmi sekiz kişi!

 _Of of! Kızım bak, millet bir tane koca bulamazken başına “Devlet Kuşu” konacaktı ya! tüh kaybettin şansını.

_Uzatmayalım.

_Karar!

Yaz kızım: On üç yaşında bir kız çocuğu tüm fettanlığıyla bilerek isteyerek ve hatta ve hatta kadınlığını kullanarak, yirmi sekiz beyimizin aklını başından alıp, günahların en büyüğünü işlemiştir. Üstelik çığlıkta atıp yardım istememiştir. Demek ki isteklidir! Bunlar böyledir, adamı cennetten sürdürür…

Sil kızım, son satırın olayla ilgisi görülmedi!

Davaya son nokta konuldu. Yaygaraya gerek yok!

_14.Dairede insan oturmuyor beyim.

Boşaldı!

Sahi Yusuf’un da beyaz gömleği arkadan yırtılmamış mıydı?

_Yaz kızım, delil!

Olayla ilgisi var mı?

Var!

Kara(ar)…

Dava bitti. Dava kapandı. Değişmesi, değişmesinin teklif dahi edilmesi kutsal kitabın değiştirilemez hükmü kadar mümkünsüz dendi. Bakanlar şahitti.

“Kutsal kâse” çatlat fakat kırılmamış. Hafifletici sebep, iyi hal delili sayıldı!

_Peki, hesap görüldü mü?

_Gördük ya hesabı beyim. Biz namuslu insanlarız. Devlet erkânından Bakan şahitlerimiz var. Ödedik hesabımızı. Hem bayramda karnını doyurup, üst başta alacağız tümden kapanacak hesap, o kadar da vicdansız değiliz hani.

Benim onun yaşında kızım var hâkim bey!

-Kızınla mı hesaplaşalım?

-Haşa!

O daha ÇOCUK! Beyim, çocukla hesap görüldüğü nerde görülmüş.

Görülmemiştir ya sizin gibi alçağında alçakları sayesinde insanlık hesapları kirlendi.

Hesap diyorum; önce insanlık hesabı sonra dünya hesabı en son ahiret hesabı!

Hayır, hesap bitmedi. Asıl hesap ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün görülecek dendi…

Öldürücü bir utançla hesap defterleri sol eline verilenler,

O gün şunları söyleyecekler: “Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi kesip bitirseydi.”

İki hesap, iki hüküm!

Bu gün kesilen hesap o gün tersine dönecek! “O gün dile gelecek uzuvları onların günahlarına şahitlik edecekler. Onlar ki aşağılanmış ve zavallı bir şekilde haklarında hüküm verilmesini acizlikle  bekleyecekler.”  Burada adalet işlemedi deyip, İlahi Adaletin tecellisine güvenin, yarım kalmış dünyalık hesaplar çözülecek dendi, inandık, Sûr sesi vicdanlarımızda üflendi, yerin yedi kat altındaki zindanlarda kötülerin inleme sesleri elin kûrunda dediler kesilmeyecek, ona da eyvallah!

Suç dünyalık ceza ahretlik olunca gecikmeyecek mi o adalet mazluma. Geciken adalet, adaletten sayılır mı bunu kim cevaplayacak bu dünyada?

Adalet; Bak biz çığlık atıyoruz karşında!

Kanıtlar ortadayken, sanıklar delil yetersizliğinden neden serbest?

Çıl-dır-dık Halkça!

Adalet!

Adalet!

Adalet!

Çaresizleri koruyup kollamıyorsan, zulüm edenlere ceza niyetine ödül veriyorsan, hak, hukuk arka sokağında dağıtılan kapılar olmuşsa, kötünün de kötülerine hizmet ediyorsan;

Çaresizliklerime tek çare kalsan da çözümsüzlükten kıvransam da, derman diye taş duvarlara vururum başımı da çalmam kapını.

Adalet, onları en ağır cezalarla cezalandır ve Tanrım affetme onları, çünkü onlar ne yaptıklarını biliyorlardı.

Adalet, zararına son kararların!

Ya dön yaptığın yanlışlardan, ya kapat kara kaplı kitabını.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert