Hülya Bulut Kehle-i ikbal damat Rüstem’den Rüşvet fatihi damatlara!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kehle-i ikbal damat Rüstem’den Rüşvet fatihi damatlara!
Hülya Bulut

Kehle-i ikbal damat Rüstem’den Rüşvet fatihi damatlara!

Advert

Trup, trump, trump…

-Tören mi var? Bando çalmaya başlamış!

-Tören, evet tören var! İngiliz Kraliyet ailesi büyük sürpriz yaptı “Game Of Thrones”u çalıyor.

-Ne hoş! Trump, trump… yolcu edilecek, merdivenlerden itilmesini bekliyoruz.

-Uzak ihtimal, kim cesaret edecek?

-Uzak ihtimalleri yakın eder, isabetli tekmeler!

-Bir çözüm de benden öyleyse. Karartın ortalığı kim vurduya gitsin Buşt…

E! Biz de karanlıkta kalıcaz.

“ Karanlıkta birleşiriz” başka türlüsü zor!

-O zaman verin mehteri.

-Olmaz resital bitsin, bekliyoruz. Vereceğiz hak ettiklerini.

-Eh, tamam öyleyse ben de bayan Maudieyle sohbet edeyim“ Bülbülü Öldürmek” günah mı, bülbüller gerçekte insanlığa şarkılar söyleyen masum yaratıklar mı, yoksa istediğim kadar saksağan vursam, o saksağanların günahı, bülbülü koruyanlara mı yoksa bana mı?

-Histeri çığlığı atmamak için kendimi zor tutuyorum. Karmakarışık, kara mizahtan fırlamış gibi sözlerin.

-Seninkilerin yanında lafı olmaz. Yaz hadi yaz sen, kalemini korkak alıştırma.

-Ne korkucem, demirden korksam trene binmezdim. Bindik mi bindirildik mi?

- Bindik, bindik!

-Geçip oturuyorum, trenin 3. Sınıf kompartımanına öyle ise.

O zaman hareket zamanı. Kapılar kapatılsın diyorum heyecanla… Tren hareket ediyor yavaşça… Tam hızlanması gerekirken…

Hız! 5 Km levhası çarpıyor gözüme direkte!

Oysa yeni hareketlenmiştik daha, ne oldu da hız kesmemiz gerekti bir anda?

-Boşuna bekleme kızım, gitmez bu tren daha. Kırılma noktasındayız, uzun sürer geçmesi yan raya!

-Kapılar kapandı, gardan gölgelerde çekildi, biz bizeyiz şimdi trende, engel ne ilerlememize?

-Tren makasa geldi!

-Makinist diyorum işinin olsa ehli, hiç yavaşlar mı geçmek için yan raya?

3.sınıf kompartımandaki bey amca, ahh! Siz çokbilmişler der gibi bakıyor suratıma.

-Makinisttin önünde önceden hazırlanmış çizelgede yazan neyse o? Garibim, onun suçu yok, gitmesi gereken hız belli, geçti mi hızı ya raydan çıkarılır ya karşısına çıkarılan engele çarpar, devrilir yine hız keser çaresizce!

-Gözümün ucuyla bakıyorum, hayattan nefesini ödünç almış gibi duran adama. E, tecrübe diyorum, kim bilir kaç kez kaldı kara trenlerde bir başına.

Muhabbeti ilerletelim o vakit, madem istemsiz durdurulduk zamansızca.

-Ne konuşsam da aramızda uçurum gibi duran zamanı yaklaştırsam diye düşünürken ince yerden giriveriyorum söze:

“Teyzemin kocasına babam bacanak, dayım enişte, dedem damat, kuzenim baba diyor. Hiç güvenmiyorum o adama ne olduğu belli değil!” deyip, susuveriyorum.

_Söyleme öyle söyleme…

Uzunca soluklanıyor cümlesini tamamlamak için. Anlıyorum o da çok çekmiş damatlardan. Tamam diyorum ince yerden vurdum. Gerisi akar, muhabbette muhatabını bulur…

…adam(lar) girmiş aileye bir kez deyip, dalıyor feri sönmüş gri gözleri, trenden dışarı.

_İyi, güzelde adam(lar) yalanlamıyor ki sözü. Güvenmemekte ne kadar da haklı olduğumuzu gösteriyor(lar). Bakın tarih şahit! Suret-i ikbal güneşi gibin gelip, ocağımıza incir ağacı dikip gitmişler.

- Gel sen Kanuni’nin baş silahtarı ol Mohaç Meydan muharebesinde, yetmezmiş gibi biricik kızı Mihrimah Sultanın gönlünü çal, koskoca Osmanlı’nın damadı oluver bir anda. Bitle sınanmış o bile koymamış yüzsüz adama.

 Kehle_i ikbal Rüstem! İşte bu bit ikbali var ya her şeyin başı bu adam. Tarih sayfalarının fedaileri; sokaklarımıza, köşe başı rüşvetçilerini bu soktu aramıza diyor. Muhabbette oturuyor rayına.

Ebvab_ı Rüşvet Fatihi damatların başı bu zattır işte! 1.100 yularlı devenin sırtına, 666 gümüş eyeri vurmuş, binlerce altın işlemeli kılıcıyla cehennemin çarkıyla savaştadır her halde şu an berzahta.

Elin Hırvat’ı gelsin, binlerce yıllık miri toprak rejimini bozsun, koskoca Devleti Aliye’nin topraklarını satsın üç kuruşa! Olacak iş değil. Biz selam versek ağaca, rüşvettir deyü atarlar zindana!

Bu damatlar var ya bu damatlar yüzünden ülkemizin toprağına, tarımına, ticaretine gitmesi gereken paralar patronların havuzuna gitti. Ülke ekonomisi net zarar verdi. Halkımız kaybettirildi.

-Damat değil iç güveysi bunlar. Hem ben demiyorum, tarih diyor! Damadı hazreti şehriyarilerin kötü ruhlarını almışlar halen aramızda.

-Damadın mı var derdin var diyorsun…

_Hem de ne dert. Alafrangalıkta Frenkleri bile aşmış damatlardan ne çekti bu millet! Bir çift sözüm de Sabiha Sultana: O “ateş mavisi” gözleri görmeyip gidip Faruk’a verdiğin gönlü atasın gelmedi mi hiç yalı penceresinden boğaza?

-Yine mi bişey yaptı bu damatlar, kesin Ferit’tir, bi rahat duramadı yerinde.

- Oooo bey amca sen baya eskilerde kaldın, damat Ferit’in kalmamıştır kemikleri zinhar. Bunlar yeni sürüm damatlar:

-Şebeke bunlar şebeke. Paraları karalayıp aklayan, aktif ceo damatlar!

“Sarımsağı damat etmişler kırk gün kokusu çıkmamış” bizimkilerin kokusu okyanusu aştı. Buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda… Hikâye yazıyor birileri, bir halkın umudu yağmalanıyor, suni fırtınalarda talan ediliyor pazar yerlerimiz, velhasıl hikâyede canımıza okunuyor yine...

-N’olmuş kızım n’olmuş?

-N’olsun bey amca…

Stratejik zekâlar, siyasi zekâlarla birleşip pratik zekâlı diye ambarı deldirmiş damada, damat da ne yapsın mart ayında, kızgın kumlardan derin sulara atlayıp ferahlamak için tatile gitti amerigalara! Kan kokusu para kokusuna karışınca sıcak bastı her halde.

-Mart ayında Miami’ye tatil?

-Amann siz de ne kötüsünüz be kızım! Adam, kedilere ciğer vermeye gitmiştir zar.

-He bey amcam he öyledir kati! Bizim kasaplar kepenk kapadı, ciğerci kedileri doydu ciğere!

Sorsan 200ton altın ihraç etti, cari açığı kapadı, damat rıza! Madem açtırdılar kutuyu, söyletecekler kötüyü…

Yıl: 1963’te sokak kedisi Felicitte bile gitti uzaya, bizim tren halen makasta. Biz de ne edek, çizgi film izleyek bari tükenmişlik sendromu yaşaya yaşaya kompartımanca. Miami’ye tatile, hiç birimizin canı çekmiyor bu nisan sıcağında!

Öyleyse…

Disneyland’a Kaçan Bugs Bunny’nin maceraları başlıyorrrr…

-Na’ber canım?

-N’olsun canım?

- Domatesi petrolle sulamışlar, buğday tarlasına külçe altın ekmişler şimdi de tarlayı ateşe verdiler! Gelen üç kuruşluk fayda yok, giden ülke itibarı!

-Ateşleyin, Mars’a… Tedbir koyun: Ticaret kanunun bilmem kaçıncı maddesi uyarınca…

Rahatsızım, sızım, zım, ım, mmm…

Habersizim, sizim, zim, im, mmm…

Gümrük belgeleri, karbonlandı hepisi Dubai’de!

Yap-tır-ım, tırım, tırım…

Gaz kaçak yaptı, altınla sıvıcaz delikleri.

Gümrük belgeleri varsa, tamam. Kaldırın tedbiri!

Buğday görünümlü doğalgaz,

Elma görünümlü petrol,

İlaç görünümlü külçeler…

Gemiler, takalar denizde, Haramzadelerin emrinde. Kehleyi ikbal damatlar halen kan emmekte!

-Malları gönderin öyleyse.

-Mallar gitti mi?

Gitmez mi hiç, hemi de usulü erkânımız unutulmadan gitti; “Mallar filhakika teslimat noktasına ulaştırıldı efenim”

-Nasıl bir dolandırıcılık cümlesidir Allah’ım, bunca yıllık edebiyatçıyım dudağım uçukladı.

Hayali hayali… Tıktık’tık…

Şeker gitti mi?

-Tık! Bir tık gitti…

-Geldi mi?

-Ne?

-Malın getirisi diyorum girdi mi hazineye!

-Ne getirisi efenim sevap devşirmişler hepimize. Parası neyse şey etmeyin verin gitsin denmiş, maksat işimiz görülsün. Bir tek memurum, kahramanım el sürmemiş devşirme sevaba!

Heyt be kahramanım memurum sen bi anlatsana; 1404 kuruş ile 50 bin Euro arasında nasılda dik durdun öyle?

-Ne kadar didin? Bizatihi depresyondayım. Gerginim, huzursuzum şimdi. Paranın akışkanlığı eğer, eğilmez dediğin başı.

Adamlar aynı adam. Çalışkan, hayırsever, tarihi deliller aynı delil. Amma velakin dert değil, cari açığı kapatan plaketli vatansever, damat sarrafmış.

Çağlayanın önüne kurmuşlar havuzu. Malum su en çok orada toplan-ır-mış, -toplan-ıyor-muş,-topla-n-mış…Çektim bak bütün geçmiş zaman fillerini. Ey gidi benim gramerim hep beşti. Beşti de işte şu havuz problemleri yok mu hepimizin baş belası, sınıfta kaldık, ondandır hesaplayamadık, bir havuzda 15 saat birikip altından açılan 3 musluktan ne kadar su sızar dışarı ve ne kalır havuzda geriye… Adamlar, havuzda sinayürle altın süzdürme tekniğini denemişler. Çamurlu sinayür çözeltisi bize, süzme has altınlar, kollara saat olmuş, ceplerde yeşil yeşil çimenler açmış.

Ben de havuz kurucam. Bir de kürek verin elime, su sporu icat ettim kendi kendime. Boşa kürek çekicem, dirilerin kûruna rahmet dileye dileye…

-Kızma boşuna durduk yere. Sarrafçılar çarşısından gelip peçete saçacak değil ya sahneye, çil çil altın saçmış havuzun sahibi de.

Şimdilerde sahnede “Ne gelen var ne giden, yollar çimen bağladı kederinden” şarkısını söyler olmuş üzüntüsünden şarkıcı kızımız!

-“Ötme bülbül ötme şen değil bağım”ı da benim için söyler mi reca etsek?

-O has kızdır söylerdi de bülbül susmadı, öttü ellerin bağı çimeninde ona ne çare?

“Suçumu itiraf ediyorum. Ben yaptım. Ama sorun bakalım neden yaptım? Deyiverdi ciğerci kedisi, Tanrıların Kâtibi Thoth’a. Eyalet savcıları hiç şaşırmadı bu karara. Tüy kadar hafif değildi külçeler, bu kadar ağır suçun cezasını da elbet, üç kere büyüksün denilen Papaz Branson’un kilisesi verecekti. Papaz Branson bu sıralarda halay çekiyordu papaz çayırında! Halay başı dediler, halay sonundakiyle yer değişsin. Gerekirse dağıtın halayı, seyirdekiler olduğu yerde horon tepsin…”

-Dedim size gönderin diye Mars’a herifçioğlunu. Sokak kedisi Felicette’yi kullanacaklarına, mezarlık yanından tek geçerken ıslık çalan gece işçisini gönderselerdi ya marsın kızıl mavi topraklarına! Fena mı olurdu altın ihracatı başlardı, Marstan dünyaya!

Esasen itirafçı olmazdım da boş anıma geldim. Ama gelmeyin üstüme üstüme: Mazeretim var ben de insanım. Yanıldım, kan, kan kandırıldım. Ak-la kara arasında kaldım. Karayı mı seçseydim, ben de ak-la-dım! Dedi, öttü de öttü bülbül altın kafesinde:

-Gün geldi saatin akrebi soktu beylerimizi, bana ondan az vermişsin dediler bi de sitem ettiler savcı ağabeyler… Ezilen bağbozumu zamanlarının üzümlerinden şarap isterik dediler, yaptık verdik. Şimdi felaket tellağı ben miyim siz söyleyin? Ben yapmadım. O…onlar!

-İndir o elini. İşaret parmağın onları, üç parmağın gösteriyor kumpasçı ambargocu diye seni. İhlal edilen babanın çiftliğinin yaptırımları mı sandın aklınca? Büyük patron kim? damat, sen onu söyle usulca?

“Yüce divana varınca patron gider kanımca. Örtün üstünü örtün, bu soruyu geçelim hızlıca!

-Deliği diyorum, ambarın deliğini onlar açtı ben sıvadım. Onlar açtı ben sıvadım…Anlıcanız, kim deldiye gitti ambargo!

-Yeter kes. Allah’ın cezası, …sıvadınız ortalığı.

Temizleyin şimdi arpalığınızın pisliklerini.

-Ne temizlicem, parası neyse verir temizlettiririm.

-Rüşvet mi teklif ediyon sen bize şol arlanmaz? Tabii haklı aslında adam, alışmışlar rüşvetle tuvalet yolu göstermeye!

-Ne rüşveti ağabeyler, cep delik cepken delik şimdilerde. Hem hedayeydi onlar.

Ben evime süt götüremedim. Yeter ki işlesin beyimin kolundaki saat dedim. Hemi de doğum günüydü sevinsin garibim bi heves istedim. Bağış yaptım ben be, bağış…

-Bağış mı dedin, bahşiş olmasın o?

O saat var ya dedi sana falcı bacın yakacak başını. Söz dinleseydin de yapmasaydın bağışı.

Ceoya gel ceoya nasılda aktifleştirdi zamanı!

-Sululuk yapma, çekeriz ipini. Babek’i nasıl çıkardık idam sehpasına, oradan pay biç gelecekler konusunda başına!

-Vallahi abilerim, ablalarım bir daha yapmıcam. Sözünüzden çıkarsam ahada iki olayım…

-Sus fişfikçi sus! Birdin yediğin haltlar ne işler açtı başımıza, ikinle kim uğraşacak.

Dava görülsün, biz alacağımızı aldık, maksat sözler kayda delil niyetine geçsin.

Sarraf kürsüye, yemin et bakim. Ayaklarına bakın kaldırmasın.

-Gerçeği yalnız gerçeği söyleyeceğime…

Odalarda ışıksızımmm, katıksızımmm, viraneyimmm…, kanım aksın ki doğruyu söylücem…Perişan günlerim dar mahkumummm yarrrr…

-Na-musss’ummm, şer’refimmm üzerine yemin billah…

-Ne söylüyeyim büyük abiler ne söylüyeyim, siz söyleyin ben tekrar edeyim!

-İşbirlikçi olucam diyorsun!

-İş-birlik. Elbet efenim. Hem birlikten kuvvet doğar dimi ya!

-Nedeydim abeyyylerr nedeydimm, ben nerelere gideydimmm?

- İran’da asıyorlar, Kore’de kurşuna diziyorlar. Sen gel hele dediler gittim. Vallahi benim suçum yok. Plaket vericez dediler, kırmızı halılarda yürüttüler, Aslanlar gibi milli kahraman oldum. Eh kızlarını da aldım bir de milli damat oldum,…

Bundan sonra yaparsam iki gözüm önüme aksın, amaaa olayım ki altına üstüne elimi uzatırsam…

Biraz kızıl biraz mavi günlerim dar, anlamazsın yarrrr…

-Şöhretliyim hâkim bey, popiyim en kralından.

- Hadi ordan zübük. Şarkı söyle desek “nota” bilmen, neyin şöhreti? Hadsiz seni, nota bilmeden şarkı söylemeye kalkmışsın bak olanlara.

-Bak nota verdiler senin yüzünden elimize. Sen bakma verilene bizim öğrettiğimiz gibi söyle!

-Re…Re diyeceksin!

-Reeee…kes kes olmuyor. Anladık, söylediğin şarkının nakaratını. Yeterli delil!

Çuvala susss, işbirliğine sussss, Reee diye uzatınca mı nota?

-Nota,

-Dava,

-Fatura!

- Sondaki “a” lar redif!

Topla “a” ları doldur kutuya.

Teşrik-i mesai verin memura. Yüce Divandan adam kaçırılmış.

Bırakın kaçsın. Zati Demirciler Yokuşu Cinayetini de çözemediler.

-Lafı kaynatma. Kaçmış mı, kaçırılmış mı?

-Dakikası dakikasına canlı yayın, kaçırmasaydınız.

-Transfer edin aktif dakikayı. Bank’la iş tutmuş.

-Parklar bahçeler müdürü nerde?

-Odamı kayıp?

-Boş verin, kaybolan kaybolana.

-İşi kotardı ya adam.

- Ben önerdim, onlar kabul etti!

“Elinde tuttuğun karar, bense sanık. Gün doğmadan dönsem bariiiiii…”

Hisliyim, aşıkım nota bilmesem de söylerim… Ne olur savcı bey abiler bırakın gideyim… Çoluğum çocuğum var benim. Daha Disneyland’a götüreceğim yavrucuğumu, Küçük Emrah’tan beter hallerdeyim. Tarihin ihanet kırbacını şaklattı Atilla üzerime;

-Suçsuzum, itirafçıyım. Aktifim, aktifleştirdim. Mali hizmetti benim ki efenim.

-Evet efenim, siz daha iyi bilirsiniz, bilirdiniz, neyse o!

-Amaa yaaa ne oldu da şimdi beni bu tahta sandalyeye oturttunuz, üzerimde dalton kıyafetiyle. Bak karışmam haa bir daha ki duruşmada çekerim takım elbisemi. Ben işbirlikçiyim, sizdenim, öyle anlaşmamış mıydık?

Ben falcı bacımı dinlemedim geldim buralara. Gitme sarrafımımmm, civanımmm yakarlar seni dediydi de dinlemedim onu. Bu ne şimdi bana mahkûm muamelesi?

Hem niye bağırıyor bu insanlar?

-Yedirtmeyiz yedirtmeyiz… Yedirmediniz zati. Kiremitte istavrozlar boğazımızda kaldı. İstavroz deyince hatırlayıverdim. Balıkçıda istavroz yerken tanıştık, tanışıklık oradan. Yoksa nerden tanırım ben camdan aç bakanı, satanı, pişireni, tezgâhlayanı, balıkçıyı…

-Ajan mısın sen?

-Yok, efenim ne ajanı?

Gemimizi yüzdürüyorduk sığ sularda, birden nerden çıktı bu fırtına…

Saatler geçiyor tık yok asıl olay mahallinden!

Hayır severdi bizi, noldu da öttü bülbül velet?”

- Bana mı dedin abey,… ama olmuyor. Her şey tıkırındayken tısss yok, işler sarpa sarınca damat kötü.

-Siz değil miydiniz bayrağın altında suç aranmaz rahat ol, diyen. Biz seni sureti ikbal güneşi gibin sevmiştik diye öve öve bitiremeyen. Ne çabuk unuttunuz o muhabbetli günlerimizi?

Ssss…musluk tıslıyor!

Bak burada haklı etmiş damat sitemi. Unuttu her kes ne dediğini, biz de unuttuk olanı biteni!

Unuttuk ya… Araya ne olaylar ne harekâtlar ne yaygaralı kavgalar girdi. Zenginlerin malı züğürtlerin çenesini yorarken, kaç genç zamansız toprağa düştü, acımızdan unuttuk!

 “Hayali transit buğdaylar” uçtu üzerimizden biz uyuduk.

- Unuttuk!

Ama nasıl unutturulduk.

Çok iyi unutturulduk… Sığınağa indirildi suçlu kelimeler, sığınaklarda çamurlara düştü sahipsiz gariban postallar.

Manşetler değişti nicedir. Rahat olun, unuttuk biz her bişeyi…

Unuttuk; Ayete’l kürsinin altına sıkıştırılan günahları, Kan’ı, Man’ı, hatta ve hatta kutu kutu penseleri… Zaten çocuklarda oynamıyor sokakta ne zamandır, büyükler ellerinden aldı oyunlarını.

Amannn, hatırlatsam ne değişecek yılgınlığında kelime kelime ilerlerken, damatgillerden damat Ferit geliyor aklıma; Tarihin gerçekten aptal mı yoksa vatan hainimi olduğu konusunda bir türlü hem fikir olamadığı zat. O da kendini kurtarmak için İngilizlerle işbirliği yapmamış mıydı?

-Suçlu bulundu, rahatlasın boz geyikler! Vakitsiz öten bülbülü… Horoz muydu o?

-İlahi ben muhatapsız sözler ettiğim. Şimdi gitsem anlatsam hâkime asıl suçlu budur yaptırım uygulayın diye, kim dinler benim halk sözlerimi?

Ben dinliyorum ya yetmez mi kızım diyor yanımda oturan yaşlı bey, ben dinliyorum. Kim isterse dinlemesin. Göğsünden çıkardığı köstekli saate göz atarken; Tren kurtulamadı makastan daha bekleyeceğiz…Diyor.

-Hani çizgi film seyredecektik kızım, sen de beni mi kandırdın. Ama olmuyor böyle. Hani tavşan hani Tanzanya Canavarı?

 Gülüyoruz…

- Tanzanya Canavarı, Şirinlerin Ülkesinde mahsur kalan tavşanı kurtarmanın derdinde, bırakalım çizgi filmi de Veli efendide damadın atı, 2 boyla 3. üncü olmuş, sahip halen damat listede! Onu seyredelim, bu daha çok uyar bize!

- Hani el konmuştu damadın mal varlığına? Acep at, maldan sayılmıyor mu bu ülkede?

- Bahşişler bağış niyetine dağıtıldıkça, dağıtılanlara soruşturmalar reddedildikçe daha çok suçlu berat eder mahkemelerde. “Dayım Benim” de Arap atları, İngiliz atlarıyla bir olup, daha çok nal toplatır bizimkilere. Biz de alkışlaya alkışlaya  seyrederiz Veliefendi’de…

“Yârab! Nedir bu keşmekeş-i derd-i ihtiyâç?

İnsanın ihtiyâcı ki bir lokma nân’edir.” Diyen Ziya Paşanın dizelerini her sokak başına asasım var, milletin evladının lokmasını çalan hırsızlar okuyup imana gelsin diye!

-Bir de ;

1000 akçelik küçücük bir ricamız var halkça: Biz o mertebe kara işlere karışmayız da koman gayrı, şu melül rüşvetçileri bu topraklara…

Odak damat ise; ne alâ. Halledilir!

Yok, odak bu ülke ise; Papirüs bilmecesi çözeriz gelecekte milletçe!

Hülya Bulut

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER