Advert
Hülya Bulut Benim çocuğum yapmaz demeyin, yapar!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Benim çocuğum yapmaz demeyin, yapar!
Hülya Bulut

Benim çocuğum yapmaz demeyin, yapar!

“Şeytan bir gün uyuyakalır. Rüzgâr sert eser, üç tüy düşer şeytandan dünyaya; biri mevkie, diğeri ihtirasa son tüyde paraya yapışır. O günden sonra şeytan hiç bir iş yapmaz dünyada.” En eski düşmanlık hikâyesi de böyle başlar yeryüzünde.

İblisin tutkuları ve Âdemin onurunu koruma savaşıdır artık dünyada yaşanan.

İblisin tutkusu; İnsanoğlunu en iç sızlatıcı ve yüz kızartıcı biçime sokup yere sermektir. Şeytan, insanı yanıltmak için her yolu dener.

İlk çağ medeniyetlerinde, nasıl kölelerin ve esirlerin gözyaşları ve acılarıyla oluşum bedeli ödenmişse, yaşadığımız çağda da bedel ödeyen kesimler, iblisin tutkusuna kapılıp, en iç sızlatıcı ve yüz kızartıcı hale sokulup, topluma çok yararlı olabilecekken “Hiçleştirilmektedir.

Teknoloji ve toplumsal refah seviyeleri bazı sınıflar için artarken, bir kesim, olanla yetinmeme sonucu farklı arayışlara sürüklenmekte, o çok özenilen sınıfa dâhil olabilme hayalleriyle, felaket ve sefaletin iki zıt kutbunda, ruhlarını ve bedenlerini alçaltarak, beyinlerini uyuşturmaktadırlar.

Bohem hayata özen, sınırsız özgürlük isteği, toplumsal, etik ve sosyal düzene başkaldıran küskün ruhların, kendilerini deşarj etme yolu arayışları, onları kötü sonun başlangıcına sürükleyen en önemli sebepler.

Her şey olup bittikten sonra oluşumun seyir defterine bakmak çok da anlamlı değildir, o nedenledir ki “gençlik ve uyuşturucu dosyası” daha bir özenle açılmalıdır.

Uyuşturucu ve keyif arttırıcı madde kullanım yaşının 11’lere düştüğü günümüzde gençlere gösterilecek özen, toplumumuzun sosyal ve etik hayatının yükselmesinin tek ölçüsüdür.

Öncelikle “Altın vuruş ”tabiri kullanım alanlarından çıkarılmalıdır. Bilmeden kimlerin değirmenine su taşıdığımızın farkına varmalıyız. Uyuşturucu literatüründe “Altın Vuruş” ölümden çok, keyif anını anlatır! Görsel ve yazılı medya bu kullanımla, uyuşturucu âleminin söz argümanlarını güncelleştirmektedir.

“Altın vuruşun” Türkçe tam karşılığı; ”Ölüm Vuruşudur.”!

Şimdi bu isimle adlandırılsa ölüm tacirleri zehirlerini, diğer tabire göre hangi oranda pazarlayabilir? Öncelikle bu vurguyu kullanmayalım.

Duymaz hale getirilen, uyuşturulan beyinler var karşımızda. Keremin arpa tarlası gibi yanan genç bedenler var.

Suçlamadan, yol gösterici olalım!

Tek suçlu bu gençler mi, yoksa sistem mi, kanunlar mı, aileler mi?

Karanlık düzenin akbabaları, toplumun gençliğini parçalıyor. Bu gençlerin aklına kim düşürüyor yılan deliğinde ki zehrin acısını?

Peki ya bu gençlerin asıl sorunları ne?

Hadi siz de düşünün ve bir doğruda siz söyleyin şimdi.

Baştan yanlış temellere oturtulmuş hayatlar;

Yokluklar, özentiler, hırslar, öfkeler, bazen de verilemeyen sevgilerin maddeyle sıvanma çabası belki de onların ki.

Arka sokak fırıldakları tarafından kıskıvrak sıkıştırılan, çaresiz bırakılmış yalnız genç bedenler var karşımızda.

Ne çok hüzün var bilip de görmekten kaçtığımız arka sokaklarda.

Kim yanıltıyor bu gençleri?

O genç ellerin en çok tutulmaya ihtiyacı olduğu zamanlarda, o elleri boşluğa salıverenler mi yoksa uzanan elleri itip boşluğa düşen gençler mi hatalı şimdi?

Oysa onlar;

Gençtiler, tecrübesizdiler bilemediler. Çaresiz savrulurken boşlukta, kimin eli demeden yapıştılar yabancıların kirli ellerine.

Dudaklarında ki sevgi sözcükleri tükendi önce. Sonra yürekleri katılaştı. İçlerinde biriken kindi. Kafaları zaten karışıktı. Herkesten farklı olduklarına inanmışlardı. Tökezlemişlerdi bir kez, öyle bir yerde buldular ki kendilerini ne geri dönebildiler, ne düştükleri yerden kalkabildiler.

Biz bu filmi çok seyrettik. Bu oyunun sonu belli gençler!

Tıpkı lagar beygirini koşturtma yöntemi oyunları…

Lagar beygirini yürütmek için, hayvanın burnunun ucuna havuç asılırmış. Ha eriştim ha erişeceğim hayaliyle fukarayı yürütürlermiş. Bu batağa saplanan gençlerin durumu da aynı. Ulaşacaksınız beyninizde ki hayallere, mutluluğa. Kavuşacaksınız paraya, pula, servete uçuş anlarında. Ha oldu ha olacak…

Sonuç; asla ulaşamazsınız o tozpembe hayallerinize çünkü beygir sadece yemsiz, gayesiz koşturtulmak için planlanmış.

Oyunun kuralı bu! Tehlikeli oyunlar…

Gençler, oyunu görün. Bütün üçkâğıdı öğrenin hayatta, siz oynamak zorunda değilsiniz. En azından oyun ansızın karşınıza çıktığında sobelenmezsiniz. Tanırsınız gelişinden, duruşundan, size yaklaşımların sinsi tezgâhını.

Devlet, sosyal kurumlar ve aileler bir olup, bu gençleri koruyup kollayacak, toplumcu, insancıl önlemler alınmalı. Yoksa;

İki ters bir düz işler!

Bırakalım gençlik yok oluyor, değerler elden gidiyor edebiyatını. Biz bu gençler için hiç bir şey yapmıyoruz. Çelişkiler, çatışmalar arasında yok olan gencecik bedenleri dışlamaktan başka.

Gözden çıkarılan, horlanan kimlikler onlar. Devletin hesapsızlığı, ailelerin ilgisizliği, kanunların çelişkileri, gençlerin “ters yön zihniyetleri” değiştirilmeli öncelikle.

Her tarafın kendine göre çıkar hesabı var o bedenlerde.

Taraflar belli!

Kazananlar, kaybedenler, göz yumanlar, torbacılar, posta koyanlar, bakanlar, bakmayanlar belli!

Bu oyunda güçlü olan kazanır, diğer figüranlar ezilmeye ve yok olmaya mahkûmdur.

Güç= Para!

Her şeyin dizginlerini elinde tutan yegâne gerçek bu ne yazık ki yaşadığımız çağda. Adam, para diyor para bu dünyanın tanrısıdır! O tanrı kurban istiyor, o kurban sensin genç arkadaşım!

Bu nokta da dokundurmadan geçemeyeceğim. Benim de küçücük bir sitemim olacak Lidyalılara! Ne gerek vardı da buldunuz para denen illeti! İnsanoğlunun başına gelen tüm kötülüklerin baş nedeni o değil mi?

Peki, sorun bu kadar açık ve net ortadayken çözüm ne?

Çözüm; Eğitim!

Eğitimin olmadığı yerde boşluğu dolduranlar yavaş yavaş zehirleyip, işleri bittiğinde tek “ölüm vuruşuyla ”alıveriyorlar zamansız canları.

Tek istediğimiz hiç birinin hayatı acıklı bir gençlik hikâyesi olarak kalmasın. Toplum olarak, aile, okul, devlet olarak öyle bir şey yapalım ki değişsin hayat hikâyelerinin kötü sonu.

Oturup, kurtlar sofrasında takipsiz gençleri yiyen kan emicileri seyretmeyelim.

Sen genç arkadaşım; Sakinleş öncelikle. Birkaç büyük sözle sorunların çözülemeyeceğinin bilincindeyiz. İnsana acımadan kıyanların yanında, insan yaşamının kutsal olduğuna inananlarda var. Yani senin gördüğün kadar da yaşanmaz değil hayat. Bedenlerinizi hiçliğe kurban etmeyin. Toplum sizi acıyan gözlerle seyrediyor. Oysa siz acınacak varlıklar değilsiniz. Gelin birlikte hayaller kuralım. Gerçekleşmese de denedik deriz. Gelin birlikte adaletsizliğe, eşitsizliğe, farklılıkların o dayanılmaz ayrımcılığına beraber karşı koyalım. Birlikte direnelim.

Değerlisiniz aileniz için, toplum için değerlisiniz. Gençliğin büyüsüne kapılmayın. Unutmayın, yeri değiştirilen fidan sert rüzgârlara dayanamaz. Yalancı baharlarında sonu gelecektir elbet, sonu son-bahar. İlk yazlar yaşamak varken neden bu acele sonlara?

Zaman her şeyi yeniler siz yeter ki ruhunu şeytana satmışlardan uzak durun. Yaşam yanılgılar yumağıdır ya her şeyi yaşayıp tecrübe edecek kadar uzun değil hayat. Nasihatlerden, yaşanmışlıklardan ders almayı öğrenin. Her ne kadar Atalarımız; Bir musibet bin nasihatten iyidir demişse de, her sözün yerinde ağırlığı olduğunu unutmayın.

Bu musibetin kazandıracağı tecrübeyi görme gibi bir şansınız yok!

Hayata son bakışınız adı güya “Altın vuruş “olan eylemle galya çukurunda son bulmasın…

Toplum olarak önümüzde iki yol var;

Buyurun, ya hep birlikte gidelim ölen gençlerin cenaze namazına!

Ya da;

İnsan insanın kurdu olmazsa, insan insanın umudu olabilir deyip, her koşulda beraberce beyaz bayrak açalım gençliğin kurtuluşuna. İblisin tutkularına uşaklık etmektense, Âdem’in onurunu koruyalım toplumca!

Hayat bu gençler ve hayat gaflete gelmez asla. Sokaklar hükmünü sürer senden sonrada. Senin yok oluşunla ilgilenmez o sokaklarda arkasına takılıp gittiğin siyah gölgeler. Avcılar, yeni avlar bekler her sotada. Ve sen kötü bir hikâyenin zavallı kahramanı olarak göçüp gidersin bu dünyadan, anlamsızca.

Bu gün karşı çıktığın o ailen var ya! işte bir tek onlar yanar sana. Şunu da asla unutma genç arkadaşım, seni annenden daha çok sevecek bir kalp, babandan daha çok koruyup kollayacak bir güç yoktur. Sen bir köşe başında yapayalnız ve acılar içinde dünya değiştirirken;

Bir tek ailene miras kalır acın…

Ve

Anneler, babalar ilgilenmeyeceğiz çocukları getirmeyin dünyaya demek için geç kalınmışsa, o halde dünyaya getirdiğiniz çocuğun elini koşullar her ne olursa olsun sakın bırakmayın. Yoksa o gecelerce başında sevgiyle beklediğiniz canlarınız, birer istatistik sayısı oluverir kâğıt üzerinde!

Ve

Benim çocuğum asla yapmaz demeyin!

Yapar!

Hiç ummadığınız bir anda çarpışırsınız gerçeklerle.

İyi izleyin çocuklarınızı. Emin olun, sizden daha denetimli izleyenler var.

Hepsi bu!

Hülya Bulut

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert