Hülya Bulut “Allah’ın gözüne batan cumhurbaşkanı”
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
“Allah’ın gözüne batan cumhurbaşkanı”
Hülya Bulut

“Allah’ın gözüne batan cumhurbaşkanı”

Zamanımızın en güçlü silahı söz söyleme sanatı olarak kabul edilse de bu silahı yanlış zaman, yanlış hedef ve yanlış kurşun seçimiyle ateşlemeye kalkarsanız, hedefi şaşırır, döner sizi vurur!

Bir yazı gönderilmiş e-postama ve sorulmuş bu yazıyı okur musunuz ve ne düşünürsünüz sonrasında?

-Şöylecene bir göz attım yazıya, okurum tabii dedim. Bir kahve içimlik canı var yazının gözümde.

Ne büyük bir yanılgıymış, bir kahve içimlik dediğim yazı, İstanbul duygusallığımdan çıkardı beni. Okudukça gözlerim kanadı, yazmaya çalıştıkça kalemimin ucu kırıldı.

Yazı ilerledikçe şahit olduğum, aşırı nefretten kaynaklı akli bir sefalete dönüşen kelimelerle kurulmuş cümleleri yazıma taşıyıp, yazımı çirkinleştirmeyeceğim. Sadece beni çokça sarsanları yumuşatarak not düşeceğim.

Sefil bir cesaret örneği söylemler. Ucuz sokak kavgasında bile söylenmeyecek türde kurulmuş cümleler! Ve bu cümleler; an itibari ile halen görevinin başında bulunan:

 “Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı” unvanını taşıyan kişinin şahsına sarf edilmiş!

Ben ki çareler üretmeye meyilli sözlerimle ne çok eleştirmiştim. Benimkiler eleştiri değil, yaz bulutu gölgesi gibi kaldı bu yazının niteliksiz kelimelerinin yanında. Bu açıklamayı da niye yaptımsa,  konumuz eleştiri konusu olay ve gelişmeler değil oysa. Asıl konumuz o eleştirileri yaparken kullandığımız dil ve üslup sorunsalı.

Yazma uğraşısında en önemli konuların başında üslup gelir ki üslup o kalemin kimliğini belirler. Düşünmek ve düşündüklerini yazıya geçirebiliyor olmak yeterli değildir. Bir de bu düşüncelerin güzel bir anlatım biçemiyle aktarılması şartı vardır.

Nasıl ki aşırı övgü sakıncalı ise ölçüsüz tenkitte bir o kadar zararlıdır! Öyle ki ölçüsüz tenkit; çok tehlikeli bir kıvılcıma dönüşüp, aşırı hassas insan gururunu infilak ettirebilir! Bu insan bir de bir ülkenin en başında o ülkeyi temsil eden bir şahsiyetse bu tenkit daha bir üzerinde durulması gereken önemli bir olaya dönüşür.

Aydın olmak; belli seviyede bilgi, kültür birikimini düzeyli bir şekilde ortaya koyabilme yeteneğini de içinde barındıran bir olgudur. Bu eleştiri yazısı görünümlü nefret söylemleriyle dolu yazı; Bir düşünce savı değil. Bu düşünen bir zekânın ürünü, eleştiri hakkını kullanma yeteneği de değil! Ama şu bir gerçek ki iyi çene patlatılmış!

Bunun adı demokrasinin en baş belirleyici eylemlerinden biri olan düşünme ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğü sınırları içinde bu özgürlüğü kullanma serbestliği hiç değil. Çünkü demokratik sahiplenmeler, aynı zaman da sorumluluk ister. Sahip olunan dilin, en basit en zavallı kelimeleri ve sıfatları kullanılarak, toplumun, en kırmızıçizgilerinde mesleklerini icra edenlerin şahsına teşbih yapmaya kadar gidilmiş hakaret ve küfür düzeyinde bir eleştiri kabul edilemez. Bu hem toplumun yazısız ahlak kurallarına hem de hukuk devleti olmaktan kaynaklı yazılı hukuk kurallarına aykırı bir eylemdir.

Aykırılığın en üst noktası şu cümle olsa gerek;

 “Bir genel ev fedaisi kadar ruhsuz ve hoyrat”

Bu cümleyi okuduğumda ve göstergesel açıdan cümleyi gösteren ve gösterilenlerine ayırdığımda, donup kalıyorum.

Yok, ama bu kadarı da çok fazla!

Bu kötünün de kötüsü benzetmeyi yapabilen birine sormazlar mı şimdi aynı kötü üslupla;

-Çok mu genel ev fedaisi tanıdın diye?

Siz “sözünüzü tartmadan söyleyebiliyorsanız, kusura da bakmayacaksınız, aldığınız cevaptan da incinmeyeceksiniz.”

 Kendine yakıştırabiliyorsanız bu tür sokak adamı seslenişlerini, sokak kavgası yaptığınız birilerine sarf edin, bu bizim dışımızda kişisel bir konudur. Ancak, benim yazarken bile ar ettiğim bir cümleyi siz bu ülkenin, benim ülkemin Cumhurbaşkanına hönküre hönküre söyleyemezsiniz!

Yapılan siyasal başarı ve başarısızlıkları, yanlışları, olanı, olması gerekeni eleştirebileceğiniz alanlar bellidir. Ülke ekonomisi, eğitim, sağlık, terör, hak, hukuk adalet, askeri ve sivil konular… Bu konulara kişiliğe yapılan saldırılar dâhil değildir! Elbette ülkemizin geleceği için karşı çıktığımız, benimsemediğimiz hal ve durumlar vardır ve elbette eleştirilmelidir. Bu demokratik hakkıdır vatandaşın. Sonuna kadar da bu hakkını kullanmalıdır! Ülkenin dengesini bozacak, geleceğini etkileyecek her türlü oluşum ve hareket halka açıklanmak mecburiyetindedir. Soru sormaktan korkmayan bir halk ve sorulan sorulara karşıdan beklenen naiflikte cevaplar veren yöneticilerin varlığı, toplumda hiyerarşi zincirini sağlamlaştırır.

Seversiniz sevmezsiniz, kabul edersiniz etmezsiniz, sizin yok saymanız hukuki gerçeği değiştirmez. Ancak, bulunduğu makam gereği saygı duymak zorundasınız! Eleştiri adı altında kurduğunuz o cümleler var ya insani değerleri olan hiç kimse tarafından hoş görülmez. Görülmemeli! Siyaset arenası her ne kadar bu tür söylemlere sahne oluyorsa da tüm çabamız olmaması için. Hikâyeler doğru olsa da naylon kabadayılığa soyunmuş kelimeleri türeten kıt akılla olmaz o iş! Kültürsüz, görgüsüz, basit, saygısız ve kontrolden çıkmış kifayetsiz sövgülerin sahipleri boş, bomboş bir görüntü oluşturur.

Ne demiştik başlarken, hedef yanlışsa, o sıktığınız kurşunlar döner kendinizi vurur. Bunlar benim kelimelerim değil. Sizin silahınızdan çıkan kurşunlarla, sizi vuruyorum.

Nasıl hoşunuza gitti mi?

Bunlar mangal yürekli bir kalemin ilkeli sözleri de değil, bunlar ucuz ifadeler!

Hadi diyelim ki sizin söylediğiniz gibi, onların dili hurafe, şirret ve cehaletten beslenmiş, e be kardeşim sizin dilinizin de onlardan aşağı kalır yanı yok ki! Madem sokak edebiyatından örneklerle başladık öyle devam edelim. Sizde bohçacı kadınları gibi kulakları tırmalayan tiz çığlıklar atmışsınız.

Acaba bir durup; fazla mı ileri gittim diye siz düşündünüz mü hiç?

Hayır, düşünülmemiş!

-Çünkü çok ileri gidilmiş, hem de fazlaca parazit yaparak. Bu kişisel bir durum değil!

“Allah’ın gözüne batan adam” ifadesi nasıl bir ifadedir? Siz kalkıp madde dünyasının argümanlarını manevi dünyanın değerleriyle savaşa zorlarsanız arada kaybeden milli değerler olur.

Her kelimesiyle hakaretin dibine vurulmuş. Akıl eksikliği mi, vicdan yoksunluğu mu bu sözlerin kaynağı? Birilerinin ağzından çıkanı kulağı işitmemiş.

Ne öyle o mesnetsiz küfürler, soluksuz sıralanmış?

-Birileri helal mi olsun dedi?

-Yazık, çok yazık!

Ortalığı hacminizden fazla kirletmişsiniz.

O siyah mürekkepli kalemlerin ucunda kirletilmiş sözlere alkış tutmak da neyin nesi?

Madem uygarlığın silahı kalem diyorlar o kalemler temiz kalmalıydı. Ne vakit o kültür silahları, insan onurunu öldürücü kurşunlar sıkar oldu?

Sadece üç gün ve bir Cuma namazı kılacak kadar zaman var! Kim biter, yazıda ki çirkin tabirle, bu bitişi hazırlayan “yamyam kibri” son getirir mi bunu da bilemeyiz, bildiğimiz aynı kibre sahip olanların, kin gafletiyle huzur bulamayacağı. Ve hadsiz ve öfkeli söylemlere kalbi ve akli yetisi tam olanlarca hiçbir zaman geçit verilmeyeceği… Kirli kelimelerle ezilmeye çalışılan kişi, ister yanında durduğumuz bir isim olsun ister karşımızda, biz aynı duyarlılığı göstermeye devam edeceğiz!

Biz haydut sürüsü değiliz, kimse de Jedi Şövalyesi değil! Cumhuriyetin değerlerini korumak böyle olmaz! Ortaya konan senaryo, full makara ful eğlencelik tek part bir film hiç değil. Bu yaşadıklarımız bizim gerçeğimiz. Gülmekten değil, öfkeden sinirlerimiz bozuldu!

Neden hiç kimse sakin olamıyor?

Neden böyleyiz, neden böylesiniz?

Herkes “ipimle kuşağım”  misal geziyor ortalıkta, neden yanlışı yanlışla vurmaya çalışıyoruz, haklı davalar neden fevri davranışlar yüzünden kaybediliyor?

Neden insanların en hassas damarlarına basılıp mahalle kavgası havası yaratma peşinde herkes? Yönetenler ve yönetilenler arasındaki bu dalaşmaların sonu ne olur düşünen var mı?

Her defasında soruluyor ya diploma nerede diye, şimdi ispatın tam zamanı! Çıkartın diplomalarınızı koyun önünüze. Kaçak dövüşmek yok, herkes çıkartacak! Eli az biraz kalem tutanlarla, kaleminin gölgesi düşse masaya masayı kıracak olanlar ve bulunduğu konuma uygun hal ve tutum içerisinde olmayı bir türlü beceremeyen en baştakiler; sakince, yaşanan çatışmaları ve sonrasında oluşabilecek sonuçları bilimsel olarak gelin bir analiz edelim;

Kişi karşı tarafı taciz ettiğinde; Newton’un hareket yasalarından 3. Yasası devreye girer!

Etkiye tepki!

Etki ne kadar sert olursa tepki de yasa gereği daha da radikalleşir. Yasayı konumuza uyarlarsak; Radikalleşen tepki aynı yasanın doğası gereği, en ağırından hakaret ve alay olarak size geri döner!

Hakaret ve alay…

Bunlar medeni insan görüntüleri değil.

Yapmayın!  Kim neyin masalını anlatırsa anlatsın asıl hikâyeyi bilenleri etkilemez! Her birey kendi vicdani ve fikir yolunda ilke ve inançlarının ışığında saygınca yürümelidir.

Bir ülkenin değerlerinin toplamı bir kurumun başında görev yapan kişiyi eleştireceğiz diye o ülkeyi ve o ülke halkını top yekûn yerle bir etmek mantığa sığmayan bir eylemdir. Hepimiz bir hukukçu, antropolog, psikolog… Olamayız. Ancak düşünebilen insan olarak, “bir kişiye ve düşünme sistemine ve bunun uygulanışına inanmış insanlara çirkin saldırıların toplumu ayrıştırmaktan başkaca bir işlevi yoktur”, cümlesini kurabilecek kadar şuurluyuz!

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına alenen hakaret ediyorsunuz ve o Cumhurbaşkanını halk seçti!  Bu durumda tüm hakaret içeren söz ve eylemler o insanlara da bir büyük hakaret değil midir? Hakaret, hem etik hem de toplumsal bütünleşme açısından sakıncalı on küsurlu hareketin birincisidir!  İster yöneten olsun, ister yönetilen, kim yapıyorsa hatalıdır!

Her cümle, düşünce barındırmaz içinde. Düşünce değilse, düşüncenin ölümüdür yaşanan. Kaldı ki her düşünceye de hayat hakkı tanınmaz. Üst perdeden yükselen gergin ve isyankâr sesler var etrafımızda. Kişisel düşünme algınızla ortaya koyduğunuz fikirleri, bir milletin ortak değerler bütünüyle çarpıştıramazsınız! 

Açık yaraya vurulan sert bıçak darbeleri hastayı iyileştirmez, ölüme götürür! Geri dönüşsüz zararlar veriyoruz kendimize.

Başka bir Türkiye yok!

Aynı vatan toprağını paylaşabileceğimiz başka bir Türk Milleti yok!

Hepi topu bu kadarız!

Hakareti ve hayâsızlığı içinde barındıran söylemler önemli bir tarihi belgedir aslında, toplumsal çöküşümüzün yönünü görebilmek adına. İnsani değerlerimizin bozulma derecesini ve insani değerlerimizin hayasızlaşmasının toplumca yüzümüze yüzümüze vurulmasıdır aynı zamanda.

Oysa bizim gerçeğimiz bu değil!

Toplumda yaşanan ve görülen sorun/sorunlar varsa o sorunlar üzerinde elbet düşünülecektir. Toplumsal sorunlarda akılla beraber vicdanın desteği mutlak sağlanmalıdır. İşte bu destekle bizi biz yapan fikir ve ahlak değerlerimizle düşüncelerimizi ortaya koymayı başarabilirsek bir milli kimlik altında barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. İnsana haysiyeti öğreten, yıkan değil yapan bir büyük arslan medeniyetini, tilki uygarlığının kurnazlığına heba edemeyiz! O çok özenilen batı medeniyetidir ki Hristiyan ahlakıyla ahlaklanmıştır. Biz ise; İslam ahlakının bireyleriyiz! İslam-Türk(Osmanlı) Medeniyeti, yaklaşık 1000 yıllık geçmişiyle dünya medeniyetleri içinde en insanisi ve birleştiricisidir! Türkler ki “İslam’ın Kılıcı” diye adlandırılmıştır. Bu kılıç parçalamak için değil, bütünleştirmek içindir! Bizim gerçeğimiz bunlardır. Türk tarihi bir bütündür, birbirinden ayrılamaz. Bu yaşanan toplumsal ve bireysel çöküşler, ecdada küfrü marifet sayanların yetiştirdiği, irfanını ve umrânını bilmeyen neslin kötülükleri.

Cumhuriyet bir yönetim biçimi, demokrasi de bir yaşam tarzıdır. Demokrasilerde özgürlükler nerede başlar nerede biter bu çok iyi içleştirilmelidir. Milleti kışkırtıcı ve ayrıştırıcı söylemler halkı düşman cephelere ayırır ki bu en büyük yanlıştır. Ortada bir yanlış varsa ve madem demokrasiye ve onun getirdiği sistemin gücüne inanıyoruz, tüm mücadelelerde bu sistem içinde yapılmalıdır.

Aristo’nun mantığı bile siyah-beyaz alanlarla doluyken sizin direnç noktanız ne?

Hiçbir düşünce sisteminde kesinlik diye bir şey yoktur. Bir şey tümüyle yanlış ya da tümüyle doğru kabul edilemez. Sabit ve değiştirilemez doğrular sadece matematiksel işlemlerde geçerli olsa da o sistemde dahi çoğu sonuçlar tam değer vermez, yaklaşık değer verir!

Benim doğrularım varsa diğerlerinin de var. Bu yönümle su götürmez tam bir kuantucuyum. “kesinlik yoktur ve doğru tek değildir ”Ben doğrularım da yanılıyor olabilirim, siz de olabilirsiniz, onlar da olabilir.

Edebiyattan örneklesem taraflı olurdum, ben de tarafsız alan bilimden girdim olaya!

Ve söz söylemek bir terbiyedir efendim. Ondandır söz söyleme sanatı edebiyat, edepten gelir! Karakter miras değildir evvelden, karakteri insan yaptıklarıyla belli eder. Bu söz herkes için geçerlidir. Politika, siyaset, halk ve yönetim ilişkilerin de ne yüzde yüz haklılık vardır ne de külliyen kötülenip karalanabilir. Gri alanlarda yapılır siyaset!

“El-menziletü beyne’l-menzileteyn” ister adına yozluk deyin ister dengesizlik bazı akıllar mistizmin o kafa karıştırıcı aralığında çalışır ve bunu değiştiremezsiniz…

Karabasan sendromları yaratıp sözlerle, nefret ve linç kültürü oluşturma zamanı değil. Zaman birbirimizle kavgaya tutuşacak zaman hiç değil! Ne sizden farklı düşünenler vatan haini ne siz bu ülkeyi daha çok seviyorsunuz diğerlerinden. Yaslamışız sırtımızı ulu çınara, bir yanımız ağrılı, bir yanımız kanamalı yara; naçiz vücudu toprakta, fikirleri bizimle yaşayan bir büyük kurtarıcının izindeyiz!

Anka kuşları gibi küllerimizden yeniden doğa doğa, ilelebet var olmaya devam edeceğiz!

Hülya Bulut

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER