Vehbi KARA Milli Eğitim Bakanı Selçuk’tan İnciler
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Milli Eğitim Bakanı Selçuk’tan İnciler
Vehbi KARA

Milli Eğitim Bakanı Selçuk’tan İnciler

Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik bir de ne görmüşüz; bir arpa boyu yol gitmişiz. Bu üzücü gelişmeyi Milli Eğitim Bakanı Selçuk’a borçluyuz. Zira Selçuk, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok önemsediği "Dindar nesil yetiştirme" için de şunları söylüyor:

"Ben dindar olmayı bu ülkenin ortak paydası olarak görmüyorum. “Dindar değilim” diyor bazıları. Bunun yerine insanların ortak paydasıyla ilgili bir arayışa girmek lazım ki bu ahlak anlayışıdır. Ateistin de Budist’in de Hristiyan’ın da Müslümanın da herkesin bir ahlak telakkisi vardır ve bu evrensel bir temel oluşturur."

Ahlâkın dinin bir parçası olduğunu idrak edemeyen bir Milli Eğitim Bakanına sahibiz. Bakanın dilinden dökülen inciler bunlarla sınırlı değildir. Dinsizliği ve faşistliği ön plana çıkaran köy enstitüleri için dahi neler söylemiş:

"Türkiye Atatürk dönemindeki eğitim-üretim ilişkisini geliştiremedi. Örneğin o dönemde köy enstitüleri sahici bir eğitim iradesinin göstergesiydi. Ama bu eğitim-üretim ilişkisi Atatürk’ten sonra çok zayıfladı. (…) eğitimin hesap verebilen, sorgulanabilen, dönüşebilen bir yapısı olurdu. Merkezi bir karakter yerine, yerinden yönetimin ağırlıklı olduğu bir yapısı olurdu. Türkiye’nin coğrafyasına benzer şekilde, farklı eğitim modelleri, okul tipleri, eğitim anlayışları, felsefeleri çıkabilirdi."

Erdoğan böyle bir bakanı seçip başımıza getirdiği için büyük bir vebale girmiştir. Millet bunun hesabını Selçuk’tan sormayacak, bütünüyle Ak Parti teşkilatını ve hükümeti suçlayacak. Bu yüzden ne yapıp edip böylesine ülkemize zarar verecek bir bakanı görevinden almalıdır.

Çünkü Müslümanlar hiçbir millete benzemez. İslamiyet’ten çıktıkları vakit insanlığa, topluma zehir haline gelirler. Zira bütün güzellikleri ve hayırlı işleri dinlerinden dolayı kazanmışlardır. Orta Asya’dan gelen İslam dışı toplulukların neler yaptığı ortadadır. Allah’tan korkmayan bu vahşi kavimler taş taş üstünde baş baş üstünde bırakmamışlardır.

Cengiz ve Hülagu’nun yaptıkları çok ibretli birer derstir. İşte dini ortadan kaldırmak için yemin etmiş bu insanlara karşı din eğitimini etkin kılmak hem devletin hem de toplumun en önemli görevlerinden bir tanesidir.

Bir zamanlar Erdoğan ve Ak Parti hükümetine düşman bir gazetede yazılar yazıyordum. Halkın en az yarısının desteğini alan bir hükümeti ve liderini eleştirirken insaflı olun dediğim ve aşağıdaki yazıyı yazdığım için 2012 yılından itibaren yazılarıma son verdiler. Bende başka gazetelerde yazı yazmaya başladım.

Yazının konusu dindar nesil üzerineydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir zamanlar “Dindar nesiller yetişmesin mi istiyorsunuz?" sözlerinden dolayı; başta CHP olmak üzere birçok kuruluş tarafından, fırtınalar koparılmıştı. Buna mukabil Erdoğan, Ak Parti İl Başkanları toplantısında da dindar gençlik yetiştirmek istediklerini yineleyerek, "Dindar bir nesil yetiştirmek hedefimiz" ve “Biz muhafazakâr demokrat nesil peşindeyiz" diyerek sözlerinin arkasında olduğunu göstermişti.

Buna benzer bir tartışma 61 yıl önce de yaşanmış eğitim öğretimde din eğitiminin ilk defa dile getirildiği ve o günün medyasında ve muhalefet cephesinde büyük fırtınalar kopartan meşhur “Konya Nutku” bugünkü tartışmalara çok benziyordu.

Bu konu ile ilgili olarak Bediüzzaman Said Nursi’nin düşünceleri de çok önemlidir. Emirdağ Lahikası isimli kitabında Adnan Menderes’in Konya nutkunu neşreden Nursi, dindar nesil yetiştirmenin ehemmiyetine özellikle değinmiştir. Günümüze ışık tutması açısından ve önemine binaen 1956’ da bu bahiste neler geçtiğine bir bakmakta yarar vardır. Menderes der ki:

 “Vicdan hürriyeti bahsine gelince: Türk milleti Müslüman’dır ve Müslüman olarak kalacaktır. Evvelâ kendine ve gelecek nesillere dinini telkin etmesi, onun esasını ve kaidelerini öğretmesi, ebediyen Müslüman kalmasının münakaşa götürmez bir şartıdır. Hâlbuki mekteplerde din dersi olmayınca, evlâdına kendi dinini telkin etmek ve öğretmek isteyen vatandaşlar bu imkânlardan mahrum edilmiş olurlar. Müslüman çocuğu, dinini öğrenmek gibi pek tabii bir haktan mahrum edilmemek icab eder. Böyle mahrumiyet ve imkânsızlık vicdan hürriyetine uygundur denilmez. Bu itibarla orta mekteplerimize din dersleri koymak, yerinde bir tedbir olacaktır.

Dinsiz bir cemiyetin, bir milletin payidar olabileceğine inanmıyoruz. En ileri milletlerin dahi din ile siyaset ve dünya işlerini birbirinden ayırdıktan sonra ne derece dinlerine bağlı kaldıklarını biliyoruz. Bugünkü seviye ile asil milletimize taassup isnadı reva görülemez. Milletimiz dinine sımsıkı bağlı olduğu kadar, umumiyetle dini en temiz duygularla benimsemektedir. İslâmlık, milletimizin vicdanında en musaffa seviyesini bulmuştur.”

Başbakan Menderes, Konya Nutku üzerine basında ve muhalefet cephesinde aldığı büyük tepkiler üzerine 14.01.1956 tarihli gazetelere bir açıklama gönderir. Aynı durum Erdoğan içinde geçerlidir 56 yıl sonra Erdoğan’a da Başbakan Adnan Menderes gibi hücum edilmiştir.

Fakat o da ne? Bir Milli Eğitim Bakanı Ak Parti ilkelerine çok açık bir tarzda karşı gelerek dinin önemli olmadığını söyleyebiliyor. Yetmemiş gibi devrimciliği ön plana çıkarıp kesintisiz olarak her 8-10 yılda bir askerlerin darbe yapmasına sebep olan faşist ilkelerin yeniden hayata geçirilmesine gayret gösteriyor.

Silahlı kuvvetler; böyle kişilerden güç aldığı besbelli ki eskiden olduğu gibi tekrar Atatürkçülüğe övgüler dizmeye başlamış durumda. Mezuniyet ve açılış törenlerinde devamlı surette Atatürkçülüğe övgüler dizilmektedir.

Şu hususu hükümet unutmuş olabilir fakat okuyucularım asla unutmasınlar. Atatürk, Hilafet ve saltanatın kaldırılması üzerine çıkan tartışmalara son vermek için Meclis kürsüsüne çıkarak “İhtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir” demiş bir siyasetçidir.

Bu sözden ilham alan askerler düzenli aralıklarla sivil yönetimleri “irtica” ile suçlayarak askeri darbeler yapmışlardır. Bunun sonucunu halkımız ve devletimiz ağır bedeller ödeyerek karşılamıştır. Hala 15 Temmuz darbesinden ders almamış kişileri şımartan ve yeniden darbe yapmaya teşvik eden bu sorumsuz devlet adamlarını kınıyorum.

Erdoğan yol yakın iken böylesine gaflet ve dalalet içinde bulunan siyasetçileri derhal görevden almalıdır. Aksi takdirde kabak kendi başında patlayacaktır, vesselam…

Vehbi Kara

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert