Vehbi KARA Bediüzzaman Said Nursi için ne dediler?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bediüzzaman Said Nursi için ne dediler?
Vehbi KARA

Bediüzzaman Said Nursi için ne dediler?

Ne yazık ki Bediüzzaman Said Nursi’yi halkımız yeterince tanımıyor. Her ne kadar yazılarımda eserlerine referans yaparak okuyucularımla paylaşıyor isem de bu yeterli değildir.

Bu makale de ülkemiz aydınlarından bir kısmının Bediüzzaman hakkındaki fikirlerini yazmak istiyorum. Zira bu zatı tanımamak büyük bir ayıptır.

Risale-i Nur tek başına bir İslâm kültürü külliyatıdır. (Sezai Karakoç)

Ben Said Efendiyi yalnız din adamı değil, sosyal düşüncelere malik, kafasını ışıldatmış bir ilim adamı olarak tanıdım. Benim tanıdığım Said Nursi memlekete, millete faydalı olmaya çalışmış bir adam. Fikri ne ise söy­lemiş, konferans vermiş, vaaz etmiş, yazı yazmış bir adam. Başka ne yapabilir? Milli harekette Ankara’ya gitmiş, kendisini hürmetle karşılamışlar ve ayakta alkışlanmış. Böyle bir adamın ne yapmak istediği sorulmaz. Çünkü eserleri ve yaptığı meydanda. (Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay)

Said Nursî’nin fikirleri, vatan ve millet için faydalı fikirlerdir. (İbrahim Hakkı Konyalı)

Medeniyet dilimizi yeniden kuran mütefekkir

Tarihte, bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâkete / semantik intihar’a biz maruz bırakıldık yalnızca: Dilimizin İslâmî muhtevasından arındırılarak, sekülerleştirilmesi cinayetidir bu: Medeniyet dilimizin, dünyamızın ve iddialarımızın yok edilmesi hâdisesi. Yakın tarihimizde, özünü ve ruhunu Kur’ânî kavramların oluşturduğu me­deniyet dilimizi devam ettirmeyi ve yeniden kurmayı başaran tek mütefekkir var: Bediüzzaman.

Anahtar Bediüzzaman’da

Bediüzzaman, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde düşüncesini kuran, hem İslâmî ilimle­re, hem de çağdaş dünyanın bütün dünyayı bü­yük uçurumların eşiğine fırlatan felsefî sorunları­na derinlemesine ve vukûfiyetle vâkıf, tek ve son düşünürdür: Yani anahtardır. Ve her bakımdan anahtar ondadır: İslâm’ın kapısını, İslâm düşün­cesinin kapısını, İslâm medeniyetinin kapısını ve bütün bunları mümkün kılacak, her alanda, İslâmî bir dil (bir varoluş ve söyleyiş biçimi) geliştirebilme çabasının kapısını Bediüzzaman anahtarıyla açabiliriz ancak. (Yusuf Kaplan)

Meş’ale genç ve imanlı ellerde

Said Nursî, Babil Kulesinde konuşan adam! İnsanlar ise dillerini unutmuş, hafızalarını kaybetmiş. Kinin ve husumetin çığlıkları kulakları tırmalarken, tevhide, imana ve teslimiyete davet eden mürşidlerin sesi ne kadar duyulabilir? Şairle beraber “Yoktur şifa ümidi bu umman-ı hastaya” diyemeyeceğiz. Çünkü meş’ale, genç ve imanlı ellerdedir. Ve yine biliyoruz ki:

“Çok kararan geceler pembe şafaklarla biter.”

Risalesiz Türk dili öğrenilmez

Risale-i Nur’ları okumadan ne Türk dili öğrenilebilir, ne de Türk düşüncesi öğrenilebilir. Risale-i Nur’lar bizim millî hazinelerimizdir.

Asırları kucaklayan bir tefekkür

Karanlıkta bırakılan nesiller, Nur Risalelerini he­celeyerek şuurlanırlar. Said Nursî’nin kuvveti yalnız hafızasından, yalnız bilgisinden, yalnız büyük cedel kabiliyetinden gelmiyor. Cesarete susayan insanımız, an’anevî irfanının bu pervasız temsilcisinde asırlardır aradığı ihlâsı, feragati, bir dâvâ uğruna nefsini feda etmek celâdetini buldu.

Said Nursî’nin kitapları, tahkikî imanın birer kalesidir. Kendi gönlümüzden, kendi toprağımızdan fışkıran saf bir kaynaktır.

Said Nursî, İslâm irfanının cihanşümul hakikatlerini Risalelerinde toplamış. Üstad, şimşek pırıltıları ile aydınlanan karanlık bölgelerde büyük bir güvenle dolaşıyor. Üslûp kesif ve izahlar inandırıcı. Asırları kucaklayan bir tefekkürün çağdaş idra­ke seslenişi, yaralanan bir idrake, yabancılaşmış bir idrake... İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirlerini ne kadar anlayabiliriz? Heyhat! Ne bir meselenin kendisine aşinayız, ne mefhumlara. Fakat Said Nursî çok aydınlık, çok daha inandırıcı. (Cemil Meriç)

Bediüzzaman’ın İstanbul muhakemesi sırasında bende kendini yakından görmek ve İslâm yolunda çırpınan bu muhterem mücahidi göz ve kulak planında tanımak arzusu doğdu. Otel, kapısından itibaren Nur talebeleriyle doluydu. Kendimi haber verdim. Beni yukarı kata çıkardılar. O katta da hizmetine bakan talebeler… Bu gençlerin yüzlerinde ziyaretimden memnunluk duyduklarını ilan eden mânâlar… Beni, içinde, dar ve tek kişilik bir karyola bulunan bir odaya aldılar ve: ‘İşte Necip Fazıl’ der gibi bir eda ile huzuruna çıkardılar. Derinlerden bakan hummalı gözlerin hâkim olduğu sakalsız bir çehrede, içine kapanık bir hâl… Heybet hissinden ziyade, davasına teslim olmuş çilekeş bir insan intibaını aldım. Beni ‘Büyük Doğu’ faaliyetimle tanıyorlar ve o tarihlerde henüz başlarında olduğum hapislerimi biliyorlardı. Bana iltifat ettiler ve aynen şu kelimeleri söylediler: ‘Seni Nur Risalesine 40 yıl hizmet etmiş (sene sayısını tam hatırlamıyorum; daha az veya daha çok ola­bilir) kabul ediyorum!’ Kendi kıymet hükümlerine göre bu gayet cömert iltifata teşekkürle mukabele edip huzurlarından ayrıldım ve ondan sonra kendilerini bir kere daha görmek fırsatına eremedim. (Necip Fazıl Kısakürek)

Bediüzzaman, Müslümanların kardeşliğini en iyi gösterebilen, yeni kurulmuş bir Türk Cumhuriyetine mensubiyeti yeğleyen hayatında sayısız taraftarı bulunan sade bir insan örneğidir. (Prof. Dr. Kemal Karpat)

Said Nursi, İslâm kültürünün bir “bekçi”sidir. (Şerif Mardin)

Vehbi Kara

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER