Hülya Bulut Ergenekon
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ergenekon
Hülya Bulut

Ergenekon

“Bu yazıyı altı yıl önce yarım bırakmıştık,  altı yıl sonra tek cümle ekleyip bitirdik.”

Türk Halkına, kültürel düalizm yaşatan tek kelime belki de “Ergenekon”!

Benim başlığı atarken konunun içeriği hakkında oluşan ilk düşüncelerim ile başlığı ilk okuyanın beyninden geçen düşünceler ne yazık ki paralel değil artık! Oysa uzlaşım olabilmesi için toplumsal doğrular arasında mutlak kesişim şarttır. Bu günlerde olağanlaştırılmaya çalışılan düşünce; yakın tarihimizi,4yıl,9ay gibi bir süre meşgul eden bir büyük dava adı olması.

Gerçekte öyle mi peki?

Aynı toplumun insanlarıyız. Neden aynı kelime, farklı anlamlar çağrıştırıyor?

Yoksa algılarımız mı düzleştiriliyor?

Bir kelime düalizm yaşatıyorsa bize, bunun nedenlerini yine felsefi bir yaklaşımla çözmeye çalışmak en mantıklı yoldur. Felsefe bu yaklaşıma “Kartezyen Şüpheciliği” demiş.

Kartezyen şüpheciliğinin açılımı: “En küçük bir doğru olmama ihtimali taşıyan bir şeyi doğru kabul etmeyin” Olayları mutlaka sınamalı, yanlış ya da yanıltıcı olmadığından eminseniz kabul etmelisiniz. Aklınız da en küçük bir şüphe varsa o olayı inkâr etmelisiniz!

Aklımızda küçük değil büyük şüpheler var!

Çünkü biz “Ordu Milletiz!”

Çünkü biz askerimize güveniriz!

Dünya zor günlerden geçiyor. Ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyada devletler için zor olduğu kadar, insanlar için de mutsuz günlerden geçiyoruz. Düşünceler ve idealar karmakarışık. Bazen insan olarak ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Neye inanıp, nereye yöneleceğimizi bilemez oluyoruz.

Halk için, halka rağmen ama halksız eylem planları.

Anlamak güç. Zaten biz halkız, anlamasak da olur. Birileri bizim için anlıyor, düşünüyor, bizim refah ve huzurumuz için harekât planları hazırlıyor. Olmadı harekât planları yerle bir ediliyor. Peki, bu halkın kendi yararına olan durum ve olaylar zincirinden neden haberi yok?

Ya da gerçekten haberi yok mu sanılıyor?

Tarih akıyor. Hem insanlık tarihi hem devletlerin özel siyasal ve toplumsal tarihi akıyor. Derin izler bırakarak akıyor. Sıradan halkın akıl yürütmeyle algılayamayacağı olaylar yaşanıyor, yaşatılıyor. Ama kime sorsan halk için yapılıyor. Bu düşünceye göre ya halk değiliz ya yapılanların hedef kitlesi biz değiliz!

Dünyanın kuruluşundan bu yana ülkelerin ve insanlık tarihinin izini sürsek, her dönem bir buhran dönemi. Savaşlar, yokluklar, acılar eksik olmamış sırtımızdan. “Filler tepişir çimenler ezilir” misali, büyük ağabeyler yukarıda tepişiyor, altta halklar eziliyor!

Biz halkız bilmeyiz, görmeyiz!

Hele ki şifreli dönemlerin gizli ibareli yazışmalarını hiç algılamayız!

Devletimizin kaynakları, milletin parası nerelerde karalanır aklanır aklımız yetmez düşünemeyiz! “Zem zem kuyusundan çıkan yeşil doların ”ne zem zemini ne yeşil dolarların akıbetini de bilmeyiz!

Devletin derinini, yapının paralelini göremeyiz!

Devlet otoritesi, devlet gücü kime nasıl kullandırılmış hiç merakta etmeyiz!

Duymuşuzdur, görmüşüzdür bir yerlerde yazılıdır: “Egemenlik Türk Milletine aittir ”diye bunun hakkını aramayız. Arayamayız. Çünkü devletimize güveniriz.

Mücadele gücümüz yok mu? Var elbet. Fakat bu gücü kullanamayız!

Bizans oyunlarıydı, haçlı oyunlarıydı; böceğiydi, kulağıydı, darbesiydi, keser yolumuzu, direnemeyiz.

Ama

Bedelini öderiz!

Bir tek bunu çok iyi yaparız. Bedel öderiz. Hem de en ağırından öderiz.

Milleti, vekili, bakanı, bakmayanı fişleniriz, sesimiz çıkmaz kabulleniriz. Neyse cezası çekeriz.

Analiz ediliriz; yeniden yapılandırılmaya çalışılır, üzerimizden geliştirme, dönüştürme harekâtları yapılır ruhumuz duymaz!

“Hayaller Gerçek Galibalarla” aydınlık dergilere manşetler atılır, “Deli Saçması Sanmayın” duyun denilir,” “Aksiyonlara” kapak olur geleceğimiz, algılamayız!

İki sayfalık mektuplarla, Alo ihbarlarla ülkemizin geleceğinin tehdit edildiği bildirilir, biz duymayız!

“Sarıkızlar” ortaya çıkar, “Ayışığı” denize “Yakomoz” yaparken, elden “Eldivenler” düşer, biz görmeyiz!

Azmettiriciler, planlayıcılar, beyaz kuvvetler, siyah kuvvetler ülkemizde cirit atar, bizim için gecesine gündüzüne katar, alacakaranlık kuşağında işini görür; bunlar kimdir, amaçları nedir diye sorgulamayız!

“Karanlık eller” güya bizim aydınlığa çıkmamız için, bireysel, kitlesel katliamlar yapar, faili meçhuller, suikastlar yapılır; kaybettirilen masumlar olarak sokaklara dökülürüz,

Sokaklar kana boyanır,

Biz temizleriz.

Çuvalın içinde ki çürük elmalar temizleniyor denir, inanır susarız, ses etmeyiz!

Toplum olarak gerildikçe geriliriz. Ya sabırla sineye çekeriz!

Biz halkız, işaretleri algılamaz, yanan sönen ışıkları hissetmeyiz!

Gecekonduların çatısında başlayan, dalga dalga ülkeyi saran dalgalanmalar, hücre yapılanmalar bize etki etmez, ondandır duyarsızlıklarımız!

Biz Halkız!

Puslu havalarda, “Çınarlar” rüzgâr estikçe “Poyraz” ses verir duyarız! Duyduklarımızı, bildiklerimizi yüksek sesle konuşamayız.

Konuşturulmayız!

Oysa

“Hâkimiyet kayıtsız şartsız bizimdir” yazar adalet dağıtılan duvarlarda okumayız!

Fikrimiz sorulmaz fakat fikri takiplere, kovuşturmalara biz takılırız, kim kimi itibardan düşürdü, “Balyoz” kimin için havaya kalktı aklımıza takmayız!

Etnik yapıydı, dini kökendi, cemaatti, perde arkasıydı, perde önüydü anlamayız!

Paraleldi, dikeydi, teğet geçer bize, algılamayız; matematiksel sorunlarımız var halkça, kabul ederiz!

Yoldu, yolsuzluktu üstünde durmayız. Yaparlarsa yolları amenna, üstüne basar geçeriz!

Biz halkız!

Şahsi kırılmalarımız, istisnasız koruduğumuz değerlerimiz var. Her ne kadar şahsi dile getirsem de biliyorum ki benim gibi düşünen insanlar var. Kendimizden öte sistemler geleceğimize, yaşantılarımıza yön vermeye çalışırken bizimde söyleyeceklerimiz var.

Biz halkız!  

Her şeyin farkındayız!

Kimse zannetmesin algılamıyoruz. Her şeyi algılıyoruz. Biliyoruz. Duyuyoruz. Anlıyoruz! Tüm zorluklarını biz yaşıyoruz. Biz eziliyoruz. Hakarete uğruyoruz. Demokratik ve sosyal devlet olmanın getirdiği haklarımızı kullanamıyoruz. Muazzam bir bunaltı, ciddi sarsıntılar yaşıyoruz. Mantık, merhamet, güven sınırlarımız istismar edilip, kişisel yaşam alanlarımız zorlanıyor.

Tarihten gelen fıtratımız değiştirilmeye çalışılıyor;

Direniyoruz!

Tanıdık bildik hayatlarımızın içinde olması gereken sistemin dışında gelişen olaylara sessizce tanıklık ediyoruz. Hiç bilmediğimiz oyunlar, hasetler ve hallerle tanıştırıldık. Tahmin dahi edemeyeceğimiz dönüşümler yaşadık halk olarak. Şüpheye düştük, tedirgin olduk, zorlandık, yorulduk.

Olan ya da oldurulmaya çalışılan her şey anormal görünüyordu. Kesinliklere ihtiyacımız vardı.

Olaylar gerçekten göründüğü gibi miydi? Anlamaya çalıştık, anlamaya çalıştıkça eğildi, büküldü gerçekler, anlamaya çalışmaktan da vazgeçtik!

Neyi nasıl kanıtlayacaktık ki? Kendi kabuğumuza çekildik. Haklıyı haksızı sorgulamayı da bıraktık sonunda!

Öfkelerimiz, söyleyecek sözlerimiz vardı oysa. Bunca insan eliyle hazırlanmış küçük kıyametlerin arasında neden bir halk yaşamak zorunda bırakılır?

Soruyoruz!

İsyanlarımız var. Neden bizim varoluş tarihimizin en anlamlı kelimesi, yakın tarihimizin karanlıklarında yok edilmeye çalışılıyor?

Onların göremeyip, biz halkın gördüğü gerçekler var!

Dünyada kaç ülke var ki kendi öz kültürünü ve tarihini kirletir?

Tarihinden uzak düşen bireyleri de, sınırlı algılı bir bakışla onu korumak adına savunanı da, Türk’ün o muazzam geçmişine zarar vermiştir.

Biz halkız!

Diyeceğimiz o ki; Derin kültürümüzle uğraşalım. Girilen derinlikler, milletçe bizi yok etmekten başkaca bir işe yaramaz. Zaman bunun böyle olduğunu ispatlayacak bize!

Türk toplumu olarak bilinç yıkımına, kültürel soykırıma uğratıldık! Köksüzlüğe yönelme en büyük tehlikedir! Yakın tarihimize kara bir leke olarak yapıştırılmaya çalışılan olaylar, Türk’ün varoluş tarihinin isimlerini karalamasın.

Jung; “Bilinçdışı güçlerin anahtarı, bilincin elindedir ve psişik güçler arasındaki güç dengesini de vurgulayan odur.” der.

O bilinç, Türk Milletidir!

Temiz bir ülke istiyoruz!

Toplum olarak düştüğümüz en büyük yanlış, modern çağa ayak uydurma çabasıyla geçmişimizden ve geleneklerimizden uzaklaştık. Ait olmadığımız yaşam standartlarına uyumlanma girişimleri bizi bu sona getirdi.

“Ergenekon” kelimesi, ilk duyduğumuzda yaptığı çağrışımlarla değil; Türk Dünyasına, M.S 5.Yüzyılda girmiştir!

 Tarih tekerrürden ibarettir. Sorgulayan bir millet, geçmişin hatalarına düşmez.

“Ergenekon”; Türk’ün varoluş destanının adıdır. Türk destanları, Türk Halkının geçmişin acı tecrübelerinden ders alınması için üretilmiş anlatılardır. Ergenekon Destanı yeni nesle ve unutanlara yeniden öğretilmeli, hatırlatılmalıdır. Ata yurdunu düşmana teslim etmenin altındaki görünür nedenselliklerden çok görünmeyen nedensellikleri sorgulamayı öğrenmeliyiz. Bunu yapmamanın bedelini Türk Milleti, yüzyıllarca öz yurdundan ayrı esaret altında yaşayarak ödemiştir.

(Göç Destanı okuyunuz!)

Özetle;

Ergenekon Destanı, yeniden doğuşu temsil eder. Dış güçlerin(Çin) etkisiyle yurtsuz bırakılan Türk Milleti, sezgi, inanç ve öz değerleriyle doğaüstü bir yolculuğa çıkar. Tek amaçları vardır; Türk Soyunu devam ettirmek! Ergenekon Dağı, Türk Milleti için, geçmişin ezen, yıkan, yok eden yaşanmışlıklarından, belirsizliğin çaresizliğinden kurtulmanın sembolüdür. Türk Milleti 400 yüz yıl süren bir dönüşüm sürecinden sonra yeniden var olmak için Ergenekon’dan ayrılır. Parçalanan bir toplumun kökende birleşmesidir yaşanan. Eritilen demir dağdan çıkış, özgürlüğü ve yeniden doğuşu simgeler.400 yüz yıllık sürecin göstergesi şudur; Ancak, halkların birlik ve beraberliği o toplumu düzen ve dirlik toplumu yapar.

Destanda adı geçen, Börteçene ve kurt simgeleri, esareti, tükenişi, acizliği, baskı ve zulmü kendisine yediremeyen bir milleti, yok olmaktan kurtaran “bağlılık” simgeleridir.

Destanlar durağan anlatılar değildir. Her çağda yeni koşullara uygun fakat eski kökene bağlı kalınarak yeniden üretilir. Bilinçlerde sorgusu yapılarak geleceğe taşınan bu edebi ve tarihsel eserler geçmişte yaşananlarla bu gün ve gelecek arasındaki deneyimlerden ders çıkarma köprüleridir.

Fetret, durumun gerçeğidir. İyi ve kötü yan yanadır. Doğruyu, iyiyi beslemezseniz, yanlışın, kötülüğün büyümesine yol açarsınız…

Destanlarımız, Türk Milletinin ruhunu yansıtır. Yeni nesle öğretilmelidir. Yaşanan toplumsal kargaşalardan kurtuluşumuzun tek yolu bunu başarabilmekte yatar.

Kuşlar ötüyor yine, acı çığlıklarla, Göç GÖÇ… Diye

Bilmeliyiz ki “Göç Destanı’nda duyulan bu acı çığlıklar, geleneğine, öz kütlerine sahip çıkamayan umarsız, duyarsız nesillerin sonunu gösterir. Esaret ve yok oluş!

Biz Türk Milletiyiz!

Atalarımızın Nal’ının bastığı yerde devlet olan bir milletiz!

Biz bu toprakların sahibiyiz. Sonlara da getirilsek, getirildiğimiz yerde, Anka kuşu misali, yanıp kül olur, küllerimizden yeniden doğarız!

Ve biz Türk Halkıyız!

Her şeyi görür, bilir, duyarız!

“Doğru güneş gibidir, mutlaka doğar bir gün buna inanırız! Biz Türk Halkıyız, sarsılırız, ama asla yıkılmayız!”

Biz gücümüzü tarihten alırız! 

Ve yine inanırız ki;

Kişiler ve hükümetler geçici, devletler bakidir… Deyip, yazıyı bitirmemişiz!

Gelinen nokta sağduyulu her Türk vatandaşının o günlerde vicdanında davanın sonucunu öngördüğü gibi kesinleşti.

Tek cümle dava sonucu:

“Ergenekon adlı örgütün varlığı tespit edilememiştir!”

Tek cümle dava sonucunu yorumluyoruz:

Tarih, Türk Ordusunun vatansever, şerefli askerlerine bu iftiraları atanları ve onlara inananları asla unutmayacak!

Yazı şimdi bitti.

Hülya Bulut

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert