Mehmet FIRAT Ultra Tekfircilik Refleksi İle Demo-İslamizm Arasında Vasat İslam
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ultra Tekfircilik Refleksi İle Demo-İslamizm Arasında Vasat İslam
Mehmet FIRAT

Ultra Tekfircilik Refleksi İle Demo-İslamizm Arasında Vasat İslam

Kur’an-ı Kerim’in insanlığa sunduğu Vasat İslam, dozu düşürülmüş murcievi bir inanç değildir. Batı dünyasının oluşturduğu light İslam ya da tağuti rejimlerin kendi hegemonyalarına uygun standardize ettiği salt teolojik bir din de değildir.

Ancak İslam, IŞİD ve benzeri taşeron örgütler ile onun muadili yapıların da ortaya koyduğu guluv[1] dini de değildir. Şia’nın ehlibeyte gösterdiği sevgide ifrata giderek disiplinize ettiği inanç da İslam değildir. Ya da Tasavvuf yoluyla şekil bulan mistik öğretiler de İslam değildir. İslamî olanı içinde barındıran bütün bu hareket, akım ve mezhepler ancak salt yapılarıyla İslam’ı temsil edemezler.

Yüce Allah’ın Al-i İmran 19. Ayette “Ed-din” olarak tavsif ettiği İslam, Hz. Resulullah’ın sünnetiyle yaşamsallaştırdığı din, her türlü guluv, ifrat ve tefritten münezzehtir. İnsanlığa umut veren, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlara müdahale eden, insanların hayatını tanzim eden, kin ve nefretten uzak itidal dinidir.

Allah’ın dini olan İslam’ı kendi heva ve heveslerine göre evirip çeviren, orasından burasından kırparak tağuti sistemlerin ve akımların taleplerine göre dizayn eden Bel’amların, toplumlara sunduğu inanç yapısı ise sadece “afyon” olur ve sömürü düzenlerinin idamesini sağlayan malzemeye dönüşür.

İslam’a yamamaya çalışılan bütün bu akım ve kirli hareketlerin ortaya koyduğu inanç yapılarının arkasında yatan sosyo-politik nedenler ile Batı karşısında yenilmişliğin oluşturduğu psikolojik faktörler yer almaktadır.

Ayrıca Kur’an ve sahih sünnet anlayışı çerçevesinden çıkarak, aklı ve hevasını din edinenlerin de İslam’a zarar verdiklerini unutmamak gerekir. İslam dünyasında yaşanan geri kalmışlık, kaos, kan ve göz yaşının sel gibi aktığı savaşlar da hakeza sorunu İslam’da arayan bazı nesillerin türemesine ve bu nesillere kafalarındakine uygun din telakkisi veren sözde “alimlerin” zuhur etmesine neden olmuştur.

Batı ile karşılaşmasının şokunu yaşayan İslam dünyası son iki yüz yıldır, küresel firavuni sistemin enformatik, kültürel ve teknik saldırılarına maruz kalmış, kendi iç dinamiklerini yenileyemeyerek bu saldırıların enkazı altından çıkamamıştır.

Dolayısıyla bir taraftan ortaya çıkan tekfirci akım ve hareketler, öte yandan buna tepki olarak doğan mealci, hadis inkarcısı akım ve hareketler İslam dünyasında büyük karşılık bulmuş ve Müslüman toplumlar arasında derin çatlaklıklara yol açmıştır.

Düşünsel, kültürel ve toplumsal yozlaşmaya neden olan mealcilik ve hadis inkarcılığı son dönemde esefle belirterek, revaç bulduğu Anadolu coğrafyamızda büyük tehlikeleri de beraberinde getirmiş oluyor.

Küfür dünyasına karşı Ümmet’i parçalayan ve Ümmet’i oluşturan toplum ve kitlelere kin ve nefretle yaklaşan, böylece Müslümanların şemlini[2] parçalayan guluv ve tatarrufun[3] ürünü olan tekfircilik ile buna karşın Müslüman bireyin zihnini kirleten, ulus devlet yapısına hizmet eden salt mealci akımlar maalesef ki son yüzyılın felaketleridir.

Ortadoğu’da siyo-emperyalistlerin komplo ve projeleriyle yaşanan buhranların beraberinde getirdiği bu guluv ve tatarruf hem fert hem de toplum üzerinde olumsuz etkiler bırakmaktadır.

Şeyhülislam İbn Teymiyye, takriben eş anlamlı olan guluv kavramı için “Övgüde veya yergide hakkedileni aşmak” tanımını yapar.[4] Aynı şekilde tatarruf da itidal sınırını aşmaktır. Guluvun bir diğer anlamı da bir şeyde mübalağa yapmaktır. Sırat-ı müstakimden ayrılmak, dine aslı olmayan bir şeyi eklemek, ibadette aşırıya gitmek de guluv kapsamına giriyor. Böylece her kim, Allah’a ibadetinde, nitelik ve nicelik açısından Şeriatın dışına çıkarsa guluv ehline dahil olur ve böylece dinde bidat oluşturmuş olur.

Batılı enformasyon kaynaklarının İslam ile bağdaştırarak dilendirdiği tatarruf kavramının İslam’da yeri yoktur. Kendisiyle zıt olan bir kavram ile İslam’ı aynı kalıp içerisinde kullanılmasının İslam’a hakaret olduğunu ifade etmek zorundayız. Zira, Kur’an, Sünnet ve İcma ile İslam itidal ve vasatiyet dinidir.

Allah’ın Kur’an’da “Ed-Din” olarak nitelediği İslam ile tatarruf kesinlikle birbiriyle bağdaşamaz. Hak olan İslam ifrat ile tefrit arasındaki yoldur. Guluv ve tatarruf hiç şüphesiz, Allah ve Resulü’nün (s.a.v.) şeriatına apaçık bir saldırıdır ve şüphesiz bir tuğyandır. Allah, “Sakın azgınlık yapmayın, yoksa gazabımın üzerinize inmesi kaçınılmazdır.” (Taha: 81) ayetiyle guluv ve tatarruf dininden beri olduğunu buyurmuştur.

Her kim ki Kur’an ve Sünnet’e sıkı sıkıya sarılırsa görecektir ki bu kavramların doğurduğu tekfircilik anlayışının bu din ile alakasının olmadığına şahitlik edecektir.

Önceki ümmetleri, “De ki: Ey kitap ehli haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin.” (Maide: 77) diyerek uyaran Allah azze ve celle Müslümanları, “Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun.” ayetiyle irşad ve tavsif etmiştir.

Haddi aşmak olan guluv, sapkınlığın bir tezahürü olarak ortaya çıkar, böylece akidevi sapkınlığa neden olur ve dünya-ahiret saadetinin hüsranına yol açar.

Hz. Resulullah (s.a.v.) ise guluv ve tatarruf konusunda ümmetini şöyle uyarmıştır:

“Dinde aşırılığa (guluv) kaçmayın sakın. Muhakkak ki sizden öncekileri helak eden şey dinde aşırılığa gitmek olmuştur.”[5]

Niteliği ne olursa olsun aşırıcılık, insan tabiatına da aykırıdır, normal bir insanın takatini aşar ve devamlılık sıfatını kazanamaz. Çünkü sahibini bıktırır ve sıkar. Halbuki Allah’ın sevdiği amel sürekli olan ameldir, bu da salih ilimle olabilir ancak.

İşte bu bağlamda ıslah, vahdet ve mücadele metodu ile ötekileştirmeden, Müslümanların birliğine ve beraberliğine zarar vermeden takınılacak olan tavır sadece vasat olan İslam’ın tavrı olur.

Dolayısıyla, bir taraftan tekfirciliğin kaynağı olan guluv ve tatarruftan, diğer taraftan da bunun tam tersi sayılabilecek light veya ılımlı İslam olarak lanse edilen kirli mealcilik ve hadis inkarcılığından uzak durmak zorundayız.

Mehmet FIRAT


[1] Guluv: Aşırıya gitme, aşırıcılık

[2] Şeml: Birlik ve beraberlik

[3] Tatarruf: Aşırılık, radikalizm

[4] İktiza Sırat el-Mustakim li-Muhalefeti Eshab el-Cahim C.1, S.328

[5] Ahmed Bin Hanbel’in Müsnedi, 1/374, no: 3248

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert