Fehmi DEMİRBAĞ Siz dâvâ nedir bilir misiniz?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Siz dâvâ nedir bilir misiniz?
Fehmi DEMİRBAĞ

Siz dâvâ nedir bilir misiniz?

79 yılında İran'da İslam Devrimi adı altında Humeyni yönetiminde rejim değişikliği gerçekleşiyordu. Aynı yıl Hindikuş dağlarında mücahitlerin moskof mezalimine direnmeleri içinse SSCB askerlerinin postallarının Afganistan'a girmeleri gerekiyordu.

Bir çocuk doğuyordu aynı yıl Amerika’nın Washington'unda, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak. Hristiyan mıydı yoksa? Oysa dininden öteye "Zulüm bizdense ben bizden değilim" diyen biri olduğunu bütün dünya öğrenecekti 2003 ün 16 Mart'ında.

16 Mart 2003’te ülkesinin koruyup kolladığı bir zulmün tam karşısına dikilip, “yıkım” aracına “Geçemezsin!” demişti.

“Geçmemelisin!..”

“Geçmemen gerekir…”

“Burada olman bile hata ve yanlış…”

Siyonist işgal rejiminin buldozeri, bir Filistinli doktorun evine siper olan bedeninin üzerinden geçtiğinde O, henüz 24 yaşındaydı.

Henüz 10 yaşındayken yazmış olduğu şiirini toplanmış olan kalabalığın önünde okurken çocuksu masumiyeti ve içtenliğiyle dudaklarından dökülen sözlerini 21. yüzyılın yüz akı olarak nakşediyordu hafızalara.

"Diğer çocuklar için buradayım.

Buradayım çünkü umursuyorum.

Buradayım çünkü dünyanın dört bir yanında çocuklar acı çekiyor ve her gün 40.000 kişi açlık nedeniyle hayatını kaybediyor.

Buradayım çünkü bu ölen insanların çoğu çocuk!

Yoksulların hemen yanımızda olduğunun farkına varmalıyız, onları görmezden geldiğimizin...

Bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamalıyız.

Üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da tıpkı bizim gibi düşündüğünü, güldüğünü ve ağladığını anlamalıyız.

Onların bizim rüyalarımızı, bizim onların rüyalarını gördüğümüzü,

Onların biz, bizim onlar olduğumuzu...

Benim hayalim 2000 yılında açlığı sona erdirmek!

Benim hayalim yoksullara bir şans vermek!

Benim hayalim her gün 40.000 kişinin hayatını kaybetmesini engellemek!

Geleceğe bakar ve orada parlayan ışığı görürsek benim hayalim gerçek olacak.

Açlığı görmezden gelirsek bu ışık sönecek.

Hepimiz birlikte çalışır ve destek verirsek bu ışık büyüyecek ve yarınlar için umut olacak."

10 yaşındaydı daha. Sanatçı olmak vardı hayallerinde, yazar olmak ve nerede kanayan bir yürek olsa bir melek dokunuşuyla acıları durdurmak.

O 10 yaşındayken yıl 1989’du.

SSCB dağılıverdi bir bilye gibi, batı bloku bir düşmandan oluverdi. Söylenilenlere göre Soğuk Savaş" bitivermişti.

Batı'nın yeni düşmana ihtiyacı vardı varlığını sürdürebilmesi için. Engizisyonlardan beri böyle değil miydi? Kabil'den beri...

2001 de 11 Eylül'de yeni düşmanın siparişi verilmiş, yeni "Haçlı Savaşı"nın startı verilmişti bile. "Sıcak Savaş" dönemi başlıyordu. İslam coğrafyası yeni zulümlere hazırlamalıydı kendini. Bundan istifade İsrail rahat hareket edebilecekti, genişlemesini sürdürmek için.

O ki memleketinde bile insanlara adamıştı varlığını. ABD`li barış gönüllüsü, Uluslararası Dayanışma Hareketi (International Solidarity Movement) üyesiydi. Üç yıl boyunca gönüllü olarak, ruhsal bozukluğu olan hastalara haftalık ziyaretleri yaptı, destek oldu. Üç yıl boyunca gönüllü olarak, ruhsal bozukluğu olan hastalara haftalık ziyaretleri yaptı, destek oldu. Ruhsal bozukluğu olan dünya hegemonlarına nasıl geçirecekti sözünü?!

Ölümünden neredeyse 1 ay önce 20 Şubat’ta gönderdiği mektubunda ise şu satırları yazmıştı:

“Bilmeni isterim ki burada bana yardımcı olan bir sürü hoş Filistinli var. Basit bir nezle kaptım ve tedavi olmak için çok hoş bir limonlu içecek verdiler bana. Onlar zorluğa uzun müddet dayanabilmenin güzel bir örneği. Şartların onları çeşitli seviyelerde etkilediğini biliyorum ama insanlıklarını gülücüğü, ikramı, sıcak aile ortamını bu oranda koruyabilmiş olmaları beni hayran bırakıyor. Bu durmalı. Hepimizin her şeyi bırakıp hayatlarımızı bunu durdurmaya adamamızın iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Dünyaya geldiğimde istediğim şey bu değildi asla. Capital Gölü’ne bakıp ‘işte büyük dünya bu ve ben onun bir parçası olacağım’ dediğimde bunu kastetmemiştim. Ben içinde hiçbir çaba göstermeksizin müreffeh bir hayat yaşayıp bir soykırımın parçası olduğumun farkına bile varmadan çıkıp gideceğim bir hayata gelmedim… Filistin’den geri döndüğümde muhtemelen uykumda kâbuslar göreceğimi, burada kalmadığım için suçluluk hissiyle kıvranacağımı biliyorum. Bunları daha fazla çalışmaya yönlendirebilirim. Buraya gelmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri. Oraya geldiğimde deli saçması şeyler söyleyip çıldırırsam ya da İsrail ordusu beyaz adamları yaralamama şeklindeki ırkçı eğilimlerinden vazgeçip bir şey yaparsa, şu yargıya varmakta hiç tereddüt etmeyin: dolaylı olarak desteklediğim ve hükümetimin büyük oranda sorumlusu olduğu bir soykırımın göbeğindeyim. En ağır koşullarda bile insan kalabilme gücü ve yeteneğini keşfetmekte olduğunu yazmalıyım ki, bunu daha önce bilmezdim. Galiba aslolan onur…”

Son sınıfta okulunun tayiniyle Refah-Olympia kardeş şehir projesi kapsamında Gazze'ye gittiğinde 2. İntifada sürmekteydi. Gazze’deyken İsrail Ordusu'nun Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına şiddet dışı eylemlerle engel olmaya çalışan ISM aktivistleriyle tanıştı.

İnsanların dertleriyle dertlendi.

Bir an için geri adım atmadı kendisini ezmeye gelen zalime!

Ayağında bluejean'i vardı son nefeslerini verdiğinde.

Başı açıktı.

Müslüman bile değildi.( Allah-u alem!)

Delikanlıydı ama.

İnsandı!

Kadındı da!

"Zulüm 1453 te başladı" dememişti, "zulmün 1948 de başladığını biliyordu.

Kakara kikiriyle geçirilmiş bir ömür değildi kısacık hikayesi.

O insanlığın medar-ı iftihar isimlerinden biriydi artık.

Ümmet-i Muhammed'in çocukları imansızlıkla, eşcinsellikle, kültürsüzlükle, cehaletle kuşatılırken mazlum coğrafyaların savunması Rachel Corrie'lere kalmıştı. İnsanlığın vicdanına.

Arakan'a, Doğu Türkistan'a, Ortadoğu'nun her bir mahallesine, Libya'ya bir Rachel Corrie lazım. Venezuela’ya bile. Amerika'nın Homeless'lerine bile!

Muhammed'ler Memo'ya dönüşürken, Fatmalar Fato'ya...

10 yaşındaydı hani Selahaddin Eyyubi: "Vallahi" demişti. "Mescid-i Aksa özgür kalmadan gülmeyeceğim!"

Şen kahkahaların arasında kaldık, ya Rab!

Bağışla bizi! Katilimiz kahkahalar!

Fehmi DEMİRBAĞ

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert