Vehbi KARA Bütün korkulardan kurtulmanın yolu nedir?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Bütün korkulardan kurtulmanın yolu nedir?
Vehbi KARA

Bütün korkulardan kurtulmanın yolu nedir?

Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat isimli kitabında 20. Mektup’ta insanlara verilen en güzel nimetlerden bir tanesinin Muhabbetullah yani Allah sevgisi olduğunu ifade etmektedir. Gerçektende bu mektubu okuyunca bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve ruhumuza mutluluk verdiğini görebiliriz.  

İşte bu mektuptan hissettiğim duygular aşağıya serilmiş olup dileyen okuyup istifade edebilir:

Şu hususu kesin olarak bilmek gerekir ki yaratılışın en yüksek gayesi Allah’ı bilmek, tanımak ve sevmektir. Bu sayede insan, beşeriyetin en yüksek makamına çıkar.

İnsanların en parlak saadeti ve en tatlı nimeti Allah sevgisidir. İnsan ruhunun en sevinçli ve mutlu hali; işte bu sevgi sayesinde hissedilir.

Allah’ı tanıyan ve seven, sonsuz derecede saadete, nimete, nurlara mazhar olur. Allah’ı tanımayan ve O’na iman etmeyen insan ise çok acı bir elem ve üzüntüye boğulur. Maddi ve manevi her türlü sıkıntı içine düşer.

Bu perişan ve fâni dünyada, insan Allah’ı tanımazsa, malikini bulmazsa zavallı bir mahluk olur. Halbuki Allah’ı tanısa O’na iman etse o vakit; rahmetine iltica eder, kudretine  dayanır ve bütün korkulardan kurtulur. Bu dünya çok güzel manzaralarla dolu bir bahçeye döner. Aynı zamanda çok önemli bir kazanç kapısına döner. O kazanç ise hadisi şerifte geçtiği gibi şudur:

Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saatlik görüntüsüne karşılık gelmeyen Allah’ın rahmetini, rızasını kazanmaktır.

Evet; Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki ortağı yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de O’dur, ölümü veren de O’dur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayat sahibidir. Bütün hayır O’nun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü de O’nadır.

Sınırsız ihtiyaçlara ve sayısız düşmanların hücumuna uğrayan insan ruhu “lailahe illallah” yani “Allah'tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur dediğinde öyle bir dayanak bulur ki; bütün ihtiyaçlarını temin edecek bir rahmet hazinesinin kapısı açılır. İnsan ruhu yalnızlıktan ve hüzünden kurtulur sonsuz bir feraha ve daimî bir sürura kavuşur.

Allah birdir diyen insan; başka şeylere müracaat edip yorulmaz. Onlara zillet gösterip minnetini çekmez. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. Allah’ı bulan her talebine kavuşur hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtulur.

Allah’ın ulûhiyetinde ortağı yoktur. Allah bir olur, başka olmaz. Öyle de, terbiye ediciliğinde ve icraatlarında da ortaklara ihtiyacı yoktur. O’nun emir ve iradesi dışında yaprak kımıldamaz. Doğrudan doğruya imanı taşıyan her insan el açıp O’na müracaat edebilir. Ortağı ve yardımcısı olmadığından, kimse dua eden kişiye engel olamaz.

İmanı elde eden her insan Allah’ın huzuruna girip ihtiyaçlarını arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine dayanarak sonsuz bir sürur elde edebilir. Mülk, yani bütün dünya ve kainat Allah’ındır. İnsanlar hem O’nun mülküdür, hem de O’nun mülkünde çalışırlar. O halde ey insan! Sen kendini, kendine malik sayma.

Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp ihtiyaçlarını yerine getiremezsin. Boşu boşuna ızdırap çekmeye gerek yoktur.  Mülkü gerçek sahibi olan Allah’a ver. Zira O Malik’tir hem Kadîr’dir  hem de Rahîm’dir. Kudretine dayan; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul. Dehşet aldığın zaman, Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler; Neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

Hamd ve senâ, medih ve minnet O’na mahsus ve O’na lâyıktır. Bütün nimetler O’nundur ve O’nun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. Rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetlerin sona ereceğini düşünüp üzülmeye gerek yoktur. Çünkü Allah’ın rahmeti sınırsızdır. Biri gitse arkasından diğeri gelir.

Hayatı veren ve çeşitli rızıklarla idame eden de Allah’dır. Hayatın yüksek gayeleri O’na aittir ve mühim neticeleri Ona bakar. O hal de hayatın ağır işlerini omuzuna alıp zahmet çekmeye gerek yoktur. İnsan vazifesini dikkatle ve istikametle yaptığı  vakit; yani namazını kılıp orucunu tuttuğu zaman, sonsuz bir hayatta mutlu olup saadete ulaşır.

Ölümü veren de Allah’tır. Hastalıklar ve ölüme sebep gibi görünen olaylar bir perdedir.  Mevti veren O’dur. Hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini değiştirir sonsuz bir hayata gönderir. Ölüm; idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, sönmek değil, sonsuz bir ayrılık , ve tesadüf değildir. Rahîm olan Allah’ın bir icraatıdır. Ebedi saadete  ve asli vatanımıza bir yolculuktur. Aynı askerlerin terhis edilmesi gibi gerçek hayatımız için bir geçiş kapısıdır.

Allah; ezelî ve ebedîdir. O’na kusur arız olamaz. Sevdiklerimizden ayrıldığımızda bizi yeniden kavuşturacak olan Allah bakidir.  Madem Allah var ve bâkidir; başkaları ne olursa olsun, merak etmeye değmez. Madem O var, her şey vardır.

Her hayırlı iş Allah’ın elindedir. Her yaptığımız iyilikler ve güzel işler, yanında kaydedilir. Öldüğümüz zaman; "Eyvah, malımız harap olup çalışmalarımız hebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik" demeye gerek yoktur. Çünkü her şeyimiz muhafaza ediliyor. Her amelimiz yazılmıştır. Her hizmetimiz kaydedilmiştir. Hizmetimizin mükâfâtını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek olan Allah; bizleri celb edip yeraltında muvakkaten durdurur, sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu iman ile yaşayıp ölenlere ki; hizmetini ve vazifesini bitirmiştir. Zahmeti bitmiş; rahata ve rahmete gitmiştir. Hizmet, meşakkat bitmiş; ücret vakti gelmiştir.

Allah; Vâhiddir, Ehaddir. Herşeye kàdirdir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar O’na kolaydır. Cenneti halk etmek, bir bahar kadar O’na rahattır. Her günde, her senede, her asırda yeniden yeniye icat ettiği hadsiz sanatlı mahluklar, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler.

İşte ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet boşu boşuna gitmez. Bir mükâfat yeri ve saadet mahalli senin için hazırlanmıştır. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâlin vaadine iman ve itimad et. O’nun vaadinden dönmek mümkün değildir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine acizlik müdahale edemez. Mülkünden bir şey eksilmez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana vaad etmiş. Ve vaad ettiği için, elbette seni onun içine alacak.

Hem madem, eserlerinin şehadetiyle, bütün kemâlât O’nun nihayetsiz kemâline delâlet ve şehadet eder. Ve hiçbir cihette naks ve kusur Onda yoktur. Hem madem vaadinden dönmek ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur. Elbette ve elbette, o Kadîr-i Zülcelâl, O Hakîm-i Zülkemâl, o Rahîm-i Zülcemâl, vaadini yerine getirecek, saadet-i ebediye kapısını açacak, Âdem babamızın asli vatanı olan Cennete; bütün imanlı insanları sokacaktır, vesselam…

Vehbi KARA

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert