Hülya Bulut SMA hastalarına getirilen kriterler İnsan haklarına aykırıdır!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
SMA hastalarına getirilen kriterler İnsan haklarına aykırıdır!
Hülya Bulut

SMA hastalarına getirilen kriterler İnsan haklarına aykırıdır!

 İnsanı ve insan yaşamını koruyan yasalar ve haklar var bu dünyada!                               

Yaşama hakkı: İnsan haklarının temelini oluşturan birincil haktır. Temel haklar, her insanın doğmasıyla sahip olduğu haklardır. Diğer tüm hakların kullanımı ve varlığı bu hakkın varlığına bağlıdır.

Yaşama hakkı, bu hakkın adının açıkça vurgulanması suretiyle;

1948 tarihli, BM Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nde,

1966 tarihli, BM Milletlerarası Medeni ve Siyası Haklar Sözleşmesi’nde (m.6),

1950 tarihli, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (m.2), 

Ve 2000 yılı sonunda kabul edilen Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda (m.2) tanınmıştır.

İnsan haklarının temelini; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi oluşturmaktadır. Türkiye tarafından 1954’te onaylanmış olan ve iç mevzuatımızın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin temel haklar ve özgürlükler maddesinin ilk hakkı: Yaşam hakkı olarak belirtilmiştir.

Yaşama hakkının korunması, kişinin yaşamına yönelik tehdit ve müdahalelere karşı, kamusal otoriteler tarafından korunmasını öngörür!  

Sosyal hukuk devletinin en asli görevi; Sosyal güvenlik ve sosyal eşitlik ilkelerine dayanıyor olmasıdır. Sosyal güvenlik gereği, bireylerin yaşama haklarının ortadan kalktığı kriz -hastalık, fakirlik, işsizlik- durumlarında sosyal eşitliğin sağlanması için devlet bünyesinde oluşturulan kurumlarla kamu hizmeti verir.

Yine anayasamızın “Kişinin Hakları ve Ödevleri” madde 40’da, anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvuru imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir, der! Hasta haklarının temel hedefi; her hastanın tam ve kaliteli sağlık hizmetinden yararlanmasını sağlamaktır. Tıbbi bakım hakkı, her vatandaşın hiçbir ayrım yapılmaksızın tam ve nitelikli, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti almak, sağlık hizmetlerine eşit ve sürekli olarak erişebilme hakkı vardır!

Ve Hipokrat yemininde de insan hayatına mutlak surette saygı gösterileceğine dair yemin edilir!

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamağında da kişilerin hayatta kalması için gerekli temel faktörler yer alır. Temel yaşamsal ihtiyaçları karşılanmayan insanlar bir üst basamakta ki ihtiyaç basamaklarına geçemez.

Türk milli kültürümüz ve inanç değerlerimizde insan yaşamını, en değerli olgu olarak görmüş, bu değeri de düşünüş ve yaşam tarzı haline getirmiştir. Bu konuda toplumsal kültürümüzü yansıtan en anlamlı söz,  Şeyh Edibali’nin Osman Gazi’ye buyurduğu gibidir:

“Ey oğul, insanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Bazen de hiçbir nedenimiz yoktur, insan olmaktan başka. Bu neden yeterlidir aslında tek başına. İnsan yaşamının değerini anlayabilmek ve Tanrının merhametini içimizde hissedebilmek için. Çünkü bütün insanlar O’nun çocukları.

Ve inanç kültürümüz; “İnsan eşref’i mahlûkattır”-yaratılmışların en şereflisidir-  Allah onu kendi suretinde yaratmıştır! Denilerek de insanın değeri zaten ortaya konmuştur.

Yaşanılan her türlü zorluk karşısında da inancımız:

“Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez!” der.

Şimdi,

Ulusal ve uluslararası kabul görmüş hak ve yasalardan; Türk Milleti’nin sahip olduğu kültür ve manevi değerlerimizden güç alarak, sağlıkta hastalara uygulanan ilaç kriterini, toplumsal sorumluluk gereği sorguluyoruz:

Sosyal güvenlik hakkı ve sağlık hakkı, vatandaşların vazgeçilmez haklarının başında geliyor ve yasalarla korunuyor; kültürümüz, inancımız, ulusal/ uluslararası yasalar öncelikli hakkı yaşama hakkıdır; önce insanı yaşatacaksın diyorsa, ilaçta kriter uygulaması, yaşam hakkının ihlaline girmiyor mu?

Sadece anlamaya çalışıyoruz: Hastalar arasında ilaç kriteri uygulaması yapılarak;  kişilerin yaşamına karşı olan riski önleyebilecek tedbirler almayarak, bu tedbirleri ilaçları kesilerek ortadan kaldırmak suretiyle, yaşama şansları da ortadan kaldırılmış olmuyor mu? 

Yaşama hakkı koruyucusu devlet ise, kişilerin yaşamlarının korunması yükümlüğünü sekteye uğratmış olmuyor mu bu uygulama?    

Cevapları bulmakta zorlanıyoruz. İlacı kesilen aileler de zorlanıyor.

Neden konuldu kriter uygulaması?

Koşul ne?

Sonuç ne olacak?

Hangi yönden bakarsak bakalım olaya, uygulama yanlıştır.

Devletimize, adalete ve hukuka güveniyoruz. Hukuk, ülkenin vatandaşlarını korumak için varsa, savunmasız ve kendi haklarını koruyamayacak çocuklarımızın bu kararın uygulanması noktasında, hukukun koruyuculuğuna ihtiyaçları yok mu?

Değerlendirmelerin sağlıklı yapılabilmesi için, bir de kelimenin sözlük anlamına bakalım, nasıl tanımlanmış krter kelimesi?

TDK sözlüğünde kriterin anlamı: 1. Ölçüt, kıstas. 2. Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke. 3.Bir şeyi benzerleriyle ya da diğerleriyle karşılaştırmaya yarayan ölçek, diye tanımlanmış.

İlacı kesilen hastalara bakıyoruz. Solunum cihazına bağlı hastaların ilaçları kesilmiş!

Soruyoruz;

Bu nokta da uygulanan kriter nedir?

Bu kıstasın geçerliliği ne?

Kriter adı altında bu hastalar hangi ilkelere takıldı?

Yasal uygulamalarda olması gerekenler ortadayken, bu uygulama, temel insan hakkı olan yaşama hakkını korumaya alan maddelerle, dolayısı ile hukuk ve adalet sistemimiz ile çatışmıyor mu?

Ülkenin en üst siyasi otoritesi, “hiç bir ayrım yapılmaksızın tüm hastalara ilaçlarının verileceğini” açıklamış iken, kurumlar mı sorumlu uygulanan yanlış karardan, kişiler mi?

Karar alma ve uygulama noktalarında olayın işleyişi her ne kadar hukuki bir sürecin kanıtları gibi gözükse de olay aynı zamanda ahlaki, etik, insani bir sorun değil midir? Zira kanunların işlevselliğini yitirdiği yerde, etik kuralları devreye girer. Olaya etik açısından bakarsak, insan için iyi ve doğru yaşamın ne olduğu ve nasıl yaşanacağını daha doğru sorgularız.

İnsanlığa ağır gelen hallere seyirci kalamayız. Sesini duyurmaya çalışan aileler, öğrenilmiş çaresizlik yaşarken, nasılsa birileri yapar aymazlığında duyarsızlık gösteremeyiz.

Bu problemi çözerken hep birlikte mücadele edebiliriz, doğru bulduğumuz her şey ve herkes için. Çünkü hukuksal, mantıksal ve duygusal hiç bir zemine oturmayan, yanlış bir uygulama var ortada. Sonunda mutlak umutsuzluk olsa da bunu yapmak zorundayız. Çünkü insanız,

Çünkü birileri sorgulamalı!

Çocuğumuzu bile bile…?

Cümleyi şimdilik tamamlamayalım! Fakat sorgulamaya da bu eksik cümleden başlayalım.

Bu ilaçların alınmasında kritere takılan hastalar, solunum cihazına takılı olanlarsa, bunun sözle açıklaması nedir?

Bu uygulama insan haklarını yok saymak değil midir?  

Sadece soruyoruz, gözleri gözlerinizin içine bakan, sıcacık nefeslerini hissettiğiniz o çocukları nasıl görmezden geleceğiz?

Görmüyor musunuz?

O çocuklar halen nefes alıyor. O minicik bedenleri içinde atan, minicik kalpleri var. O çocukların insan olmaktan kaynaklanan yaşama hakları var. Kim, nasıl bu haklarını ellerinden alabilir? Bu bir büyük insanlık suçu, bu bir adaletsizlik değil de ne şimdi? Bir yerde yaşanan adaletsizlik, her yerde ki adalete tehdit değil midir?

Biz ki mucizelere inanırız,

Yaşam bitti demeden, hayatlar bitirilir mi?

Cevap istiyoruz!

Ne susmaya gelir bazı konular, ne beklemeye. Biz bekleriz beklemesine de hastalık anlar mı?

Yaşam hızla geçiyor. Zaman, herkes için farklı akıyor. Beklemiyor zaman. Hayatla antlaşma yapılmaz elbet. Hepimiz hayatın bizim için neler getireceğini bilmeden yaşıyoruz. Ve bizler bu hayat yolculuğuna beraber çıktığımız canlarımızın ellerini yarı yolda bırakmak istemiyoruz. 

Hayat ağaçları sarsılan,

Anneler, “zamanı durdurmak istiyoruz” diye haykırıyor.

Annelere, “nasılsa ölecek, derdin ne senin” diye yüzüne yüzüne çaresizliğin kapıları çarpılıyor!

Ne hakla?

Hangi takdirle bunu söyleme cesaretini buluyorlar?

Sen tedbiri aldın mı ki takdiri ağzına alabiliyorsun?

Ağır kelimesi hiç bu kadar ağır gelmemiştir kelimenin kendisine bile. Biliyorum zaten her şey yeterince kötü ve siz daha kötü hissettirecek olaylar duymak istemiyorsunuz.

Fakat    

Zamanla yarışıyor bazı hayatlar. Akışına bırakılacak konular değil bunlar!

Çare var, sorun ne?

Varken yoksun bırakmak değil de ne bu –ilacı kesilen ailelerin çocuklarımızın ölüm fermanı dedikleri- kriter uygulaması?

Kapsam dışı bırakmakla ne demek isteniyor?

Bekleyin; her gün, her sabah, her akşam, her saat… Bekleyin mi deniliyor?

Dökün kelimelere neyi bekleyecek bu insanlar?

Biz zaten inanmışız,

Zaten yolumuz, O’na doğru!

İnsanız, tevekkülle anın şaşmazlığına inancımız tam. Bir nefeslik işimiz var. Ya veririz alamayız, ya alırız veremeyiz. Ancak tedbir almak da ilahi bir emir değil midir? Tedbir hayatın yarısıdır. Cenabı Hak: “Bütün tedbirini al” buyuruyor! “Allah, tedbir almakta aciz kalanları kınar. Sen tedbirli ol, buna rağmen bir işe gücün yetmezse, “Hasbiyallahü ve ni’mel vekil” de.

Tedbirini al, takdiri Allah’a bırak!

Burada ki alınacak tedbir, ilacın hastalara verilmesi değil midir?

Aynı acılardan geçmesek de hissedebiliriz, zor yaşamlarının sıkıntılarını. Toplumsal duyarlılık bunu gerektirir. Birbirimizden güç alamazsak, bizim güce ihtiyacımız olduğunda kime sarılacağız?

Sorunsuz yaşanacak yarınları, kime garanti vermiş ki bu hayat? 

Sabırla değil, çaresiz bir acıyla bekliyor ilacı kesilen aileler! Acının önünde oyalanmak olmaz. Sessizce yaşayıp, içine akıtabileceğin ağrıya benzemez acı çekmek. Ağrı geçer de acı, kusar. Delirtir. Silinmez. Elinizi kolunuzu bağlar. Saf acı, çaresizlik içinde kıvrandırır. Çırpınışlar arasında umut diye koştuğunuz her yere götürürsünüz içinizde ki yangını.

En sevdiğini kaybetme korkusuyla yaşamak nasıl bir duygu kaçımız biliyor? Sabırla beklemek diye bir şey yok, korkuyla bekliyor aileler.

Evet, nefes saymak nasıl bir duygudur bilmiyoruz; aynayla nefes kontrolü yapmadık gecelerce,

Ve fakat

Aileler yorgun, küçük bedenler yorgun…

Bunu yazmaktan son derece rahatsız olsam da o küçük bedenleri kaybediyoruz.

Çocuklar ölüyor!

Duymuyor musunuz?

Çocuk yası tutmak zorun zoru, yas tutturmayın zamansız!

Madem duyuyoruz, görüyoruz…

Çocuklar ölmesin!

Sadece üzgünüm demekle ne yaşanan acıları dindirebiliriz, ne kaybettiğimiz çocuklarımızı geri getirebiliriz.

O çocukların da yaşama hakkı var… Bunu anlamak zor değil. Bir çocuğun gözlerine bakmanız yeterli!  

Ben baktım, gördüm.

Sonsuzluğun gizil anlamını gördüğüm, Uğur’un gözlerinde pırıl pırıl yaşam ışıltısı var halen!

Siz nasıl olur da o ışıltıyı göremezsiniz?

Uzaktan da olsa Uğur’un gözlerine bakmışlığım var. Öyle güzel ki gözleri. Masum, günahsız, tertemiz. Öyle derin, öyle anlamlı ki bakışları. Neden sorusunu sorgulayabilecek yaşta değil ama gözleriyle konuşuyor Uğur. Sesini duymuşluğum var içimde. Öylecene arkamı dönüp gidemem. Hele bir kaş çatışı var ki, “anlıyorum olanı biteni” der gibi. Eziliyorum insanlığımın altında. İçim rahat değil. Başım dik yürüyemiyorum. İçime sinmiyor acılara seyirci kalmak. Hayatın bilmediğimiz kapılarının arasına elimizi koymadan nasıl hissedebiliriz yanı başımızda yaşanan acıları?

En iyisi düşünmemek deyip, bencilce kaçabilir miyiz?

Hem nereye kaçacağız?

İçimize mi?

İçimizde vicdan denen bir yer var, suçluluk duymayacak mıyız?

Kurallara boğulmuş bir dünyada tek yapmamız gereken elimizi vicdanımızın üzerine koymak. Anlamak korkuyu. İnsan duyarlılığı ile bakabilmek ve annelerin korkularını hissedebilmek içimizde. Uykusuz gecelerin sabahlarında bir anne evladının yatağının başına sırılsıklam korku teri içinde koşuyor. Kendi sessizliğinde boğulmak, o sessizlikte kendini unutmak ne demek o anneye sormalı. Belki az da olsa anlarız yaşanan çaresizlikleri.

Tüm yetkililere sesleniyoruz:

Çocuklar ölmesin!

Nefes alan, gözleri bakan, kalpleri atan çocuklar görülsün, geç olmadan. Düzenlemeler yaşama odaklı, eşitlik ilkesine uygun, adaletli yapılsın. O ilaç, o hastaların dermanı. Şartsız, koşulsuz, ayrımcılık yapılmadan verilsin. Hiçbir hastanın yaşamına, kriter adı altında ipotek konulmasın.

Kabullenmiyoruz.

Zira

Devlet, halka hizmet için vardır. Vatandaş devletine el açmaz!

Umut ediyoruz, umutsuz hayat olmaz…

Vakit dar, umutları yeşertelim ki,

Geçti gitti, şükrünü yaşayabilsin aileler. Küçük bedenlerin yorgunluğu bitsin. Güneşi doldursun minik eller hayat ceplerine, çiçek çiçek solusunlar güneşin sarılarını. Yürüsün çocuklar maviliklerde, gözleri ışıl ışıl, kuş sesleri içinde. Saçlarında rengârenk kelebekler uçuşsun ve biz direnelim etraflarında. Sevgiyle direnelim. İsyan etmeden, boyun eğmeden. direnelim, hepimiz için bıçak sırtı olan bu hayatta. Denedik, çabaladık, mücadele ettik demenin huzurunda direnelim… Direnmek, çaresizliği kabullenmekten çok daha onurlu bir duruş çünkü.

Sonrasında yaşanacaksa sevinci beraber yaşayalım, ağlayacaksak da beraber ağlayalım. Ama ne olur öncesinde bir umut, elimizden gelen ne varsa yapalım. Âcizce seyretmenin utancını paylaşmayalım. Bir tek bunu yapmayalım.

Ve sen çocuk,

Kimlerin merhametine bırakıldıysan onlarla biz mücadele edeceğiz. Sen diren çocuk, diren ve inadına yaşa…

Hülya BULUT

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Hasan     0000-00-00 sayın yazar , makineye bağlı SMA hastaları son evre hastalar olup , omuriliklerinde ileri derecede nöron kaybı vardır. Mevcut yeni tedavinin bu tip hastalara yarar sağlamadığı bilimsel bir gerçektir. Hal böyle iken 300000 dolarlık bir ilacın boş yere kullanılması insan hakları ile mazur gösterilemez Devletimiz haklıdır.
GALERİLER