Bukrenur YILMAZ Kutsal bir misafiri var hüznün!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kutsal bir misafiri var hüznün!
Bukrenur YILMAZ

Kutsal bir misafiri var hüznün!

İçinde bulunduğu çıkmazların, hüzün çöllerine savrulduğu zamanlarından geçiyor insan. Böyle zamanlar da ruhları bir avuç rahmet suyuyla ferahlatmaya, iyileştirmeye gelen, hakiki kurtuluşa sonsuz bir kapı aralayan kutsal bir misafirinin olması, Allah’ın bitmez tükenmez adaletini hatırlatan, insana her şeye rağmen şükretmesi gerektiğini hiç bir şeyin sebepsiz olmadığını umudunu diri tutması gerektiğini hatırlatan kurtuluş misafiridir hüznün...

Bırakma ellerini umudun

Dünya hâlâ dönüyorsa, bir yerlere de hayata göz açan yeni doğumlar gerçekleşiyorsa, güneş yeryüzünü ısıtmak için görevini aksatmıyorsa tohumlar suyu ışığı büyük bir heyecanla bekliyorsa, yağmur toprağın kalbiyle buluşmak için can atıyorsa ve birilerinin içinde acıma, iyilik, ahlak, adalet gibi duygular henüz zulümle mücadele edebiliyorsa, kendini yenileyerek yaşıyor demektir umut.

Misafir iyi güzel de ev sahibi neden hüzünlü dediğinizi duyar gibiyim. İnsanın olduğu her yer biraz hasret biraz da hüzün değil mi? Karnı tok sırtı pek huzuru yerinde olan insan, ötekinin acısını, yokluğunu, derdini görmüyor hissetmiyorsa, kalbine dönmesi insanlığını sorgulaması gerekmez mi?  Doğrusu öyle çok insanlığın üzülmesine, acıyla sınanmasına şahit olduğumuz günler yaşıyoruz ki, zira ev sahibine daha uygun bir isim bulamadım. Hüznün huzuru nefessiz bıraktığı bir zaman da, insanın sadrına şifa olabilecek kutsal bir misafire ne çok ihtiyacı var değil mi?..

Dünya onca vahşete, kine, nefrete karşı hala ayakta kalabiliyorsa; bir yerlerde çocukların yüzünde tebessüm olabildiği içindir birileri, bir yerlerde büyüklerinin dilin de hayır duası olabildiği içindir bazıları, sokak kedisinin önüne bir kap yemek koyabilmek gibi küçük ama kalpleri iyiliğe hicret ettirebilecek kadar da büyük kutsiyetler hürmetine dönüyor olmalı dünya…

Zamanın örselediği ruhlarımızı, insanın en çok haddini aşan insanla sınandığı, çağın ve hazzın frenlerinin boşaldığı, kapitalizm tuzakların insanları yarıştırdığı, ötekinin derdini dert eden insanın mumla arandığı, paylaşmanın yerini bencilliklerin aldığı bir zaman da; iyi ki diyorum iyi ki, insana geldiği yeri, gideceği yeri hatırlatan, fıtratıyla karşı karşıya getiren, baharın da eşlik ettiği kutsal bir misafiri var hüznün.

insanın tüm kalbiyle beklediğinin gelmesi, elbette güzeldir.. peki ya beklenenin değerini neyle nasıl ölçüldüğü; onu hoşnut edebilmek adına tüm olumsuzlukları bir kenara bırakıp aidiyet şuuruyla kalbini ona ne kadar yakınlaştırabileceği neyle ölçülür?.

Bulunur mu hakikati gerçeğin? Aranmıyorsa eğer, mukaddes bir kurtuluş bileti..

Günümüz insanının kutuplaşmalarının ırkçılığı dahi geride bıraktığı, aile bağlarının parçalandığı, öfke kontrolünü her türlü şiddete bıraktığı, ahlaksızlığın masumiyeti yerle yeksan ettiği, tahammülsüzlüğün çığ gibi büyüdüğü, zulmün normalleştiği, bencilliğin kardeşi kardeşten dahi ayırdığı, insanın sen, ben, o, bilinciyle yalnızlaştığı zamanlar da, biz şuuruyla toparlayıp rahmetiyle kucaklamaya, yaraları sarmaya, yıkılmışlıkları onarmaya gelen kutsal bir misafiri diyorum, iyi ki de var hüznün. Şimdi nasıl Rabbe sonsuz şükürle teşekkürler etmeyelim..

O, öyle bir misafir ki, kendini gönderenin hürmetine, zamanın yakıp yıktığı virane ettiği gönülleri rahmet yağmurlarıyla ıslatmaya filizlendirmeye gelir.. Lâkin, onun misafirliği, ve rahmetinin üzerimize yağması bizim beklentilerimizin veya ona olan inancımızın büyüklüğüyle ölçülür.. İnancımızı büyüten ise, onu hakkıyla idrak edip hayatımızın merkezinde ne kadar gönülden ağırlayabileceğimizdir.

Evet, şimdi gönül kapılarını sonuna kadar açma zamanı. İçimizin kördüğümlerini tefekkürle tek tek çözme zamanı. Manevi havayı ciğerlerimize kadar soluma zamanı. Tanıdınız siz onu, geldiği ayları sultan yapan, adı Ramazan, kalbi kuran, kuranın kalbini attıran ise, Rabbinin yarattıklarının arasında biricik kıldığı insan.. Ve onu tutarak manevi iklimiyle bütünleşmenin, ona tutunarak Rabbe yaklaşmanın adıdır oruç.

Oruç; insanı düştüğü yerlerden kaldıran, biyolojik açlıkla bedenini ruhunu onaran, bütün kusur ve günahlarına rağmen, sonsuz merhametiyle kuşatıp bağışlanmasına vesile olandır. Ve Rabbin bahşettiği fırsatlarla kendini yenileme, yeniden dirilme imkanı veren ilahi bir kudretin kullarına sunduğu kurtuluş vesikadır oruç.

Haksızlıklarla zulümlerle sınanan insan ömrüne, geldiği her mevsimi baharlaştıran beyaz bir dilekçedir Ramazan..

Ve insan; makamı mevkisiyle, yoksulu zenginiyle nasıl ki aynı kefenle aynı kabre koyuluyor, aynen öyle, aynı niyetle buluşturup, aynı aidiyetle birleştiren, iftar sofralarını aynı heyecanla beklettirendir oruç..

Rabbim hakkıyla idrak, hakikatiyle ihya edebilmeyi nasip etsin biz kullarına İnşallah.

Öyleyse hep birlikte, teslimiyeti şükürle, hoş geldin gönlümüzün süruru, hoş geldin ey sevgili diyelim mi?..

BukreNur YILMAZ

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert