Zuhal KURTYEMEZ Ak kurt ya da bozkurt değil… Müminim!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ak kurt ya da bozkurt değil… Müminim!
Zuhal KURTYEMEZ

Ak kurt ya da bozkurt değil… Müminim!

Adınız kadar mıydınız bu dünyada yoksa haliniz kadar mı?

Bir gecedir ki bu gecenin gündüzü olduğu hayali ile yaşama sarılan kendi hallerinde, kendi dertlerinde insanlar. Hep istenilen hep arzu edilen ise değil miydi ki “Gerçek Sevgi” Sevgiyi dışarıda bırakan tüm kötülükten uzaklaşıp, sevgiyi deneyimleyerek arınma ihtiyacı…

Cennet… Cehennem… Cehennemin görsel dehşetine tanık olanlar halen nihai aydınlanmaya bu kadar uzakken... Her yer aptallarla dolu… Delirmemek hiç içten! Göz her açıldığında ayık katlanılamayacak durumların içinde… İnanılan emrettiği için içmeden durabilmek imanın en ihtişamlı hali değil de ne?

İyi olanlar kanatları olanlar mıydı sadece? Kanatsız olmaktan mı geliyordu içe girmiş bu bitmek bilmeyen anarşi! En iyisi diğerlerince kabul edilesi olmayan bu ruhu hapsetmekti Bakırköy’e… Öyle ise bir oda ayır yanında bana da sen de…

Daha kendi özünü keşfedememişlerden vaazlar, ikazlar, akıl vermeler… Dahası bu rezilliğe geçit verip imanı ile övünenler… Dine methiyeler dizerken dinden bir haber yaşayan, ceplerini tıka basa doldurup (yazık ki celladına ölümü için ipin parasını da güzelce ödeyen bizler!) anca bu şekilde vicdanlarında ki boşluğu kapatanlar! Doymak bilmeyen o aç gözleri için babalı oğullu, analıkızlı ekranlardan inmeyip milleti soyup soğana çevirenler! Hey siz! Size diyorum evet size! Arkanıza neden bakıyorsunuz önünüze önünüzdeki aynaya baksanız göreceksiniz aslında. Size hepinize kitap alacağım ben niye mi? Kitapsızsınız hepiniz çünkü! Okuduğunuz hangi kitaptır bilinmez, benim tarafımdan bilinen odur ki benim kitap değil o kitap!

Oo neler diyor bu faşist ruh…! Kökünü sevdiği için sadistçe öldürülüp adı faşist konulanlar… Asalak ruhların hakaret diye gördüklerini hayatın anlamı edinmenin yüceliğine erişmiş yaşları küçük kendileri büyük o büyük ruhlular ölüme götürülürken, ses etmeyen sizler… Bunca insan nerede, nereye götürüldü bir hayli uzun zaman oldu gelmediler, niye sesleri hiç çıkmıyor diye sesi çıkmayan senler… Sesi çıkmayan benler… Sesi çıkmayan bizler… Neredeydiniz o asalakların paralarına para katmalarını sağlayan şarlatanlıklarına alkış tutmada mı? Hepiniz cenneti garantilediniz tebrikler! Sizden bu dünyada istenilen de tam olarak buydu kesin. Huzurlu ve rahat uyuyun şimdi yataklarınızda hiç uyanmayın hatta. Uyanıklığınız uyuyor olmanızı hiç aratmıyor ki zaten.

Neredeydiniz? Hangi çok önemli işin peşindeydiniz? Ecdadını sevip, onlarla iftihar eden onlara layık bir evlat olma adına onların yolunda gittikleri için Faşist diye yaftaladıklarınızdan;

Deyin ki anama- “Dostu yok ki medet uma,

Yiğitlikte usta ama kahbelikte yok Velican.”

Diyen binlerce masum, korkusuz, Türk İslam aşığı, vatan millet sevdalısı veli canlar sessizce ölüme götürülürken… (Şehit Velican Oduncu Sene-i devriyesinde -16.07.1988- Allah Rahmet eylesin. Mekânı Cennet olsun inşAllah.)  Neredeydiniz?

Sahi faşist neydi kim bulup koymuştu bu sahte suçlayıcı adı onlara? Neredendi insana adı dışında bir ad konulma ihtiyacının temeli? Olanı betimlemekten uzak saçma sapan suçlayıcı bir sürü ad!

 

Sen nesin? Ben anlayamıyorum diye sormuştu geçenlerde biri. Nesin derken? Diye başka bir soru sordum ben de ona karşılık. (anlayamamıştım çünkü sorusunu) Devam etti -Ak kurt mu, Bozkurt mu yoksa Muhafazakâr mı? Gerilerde kaldığımı fark ettim o an. Ben çalışıp okuma yurduma faydalı olma derdindeyken ne adlar daha eklenmişti adların yanına. Yetişemiyordum artık bu adlarla tanımlama yarışına! Durdum baktım bu sorunun ciddi olarak sorulup sorulmadığına, yüzünün ifadesi açık ve netti ne yazık ki gayet ciddiydi soran… Almak istiyordu cevabını… Aldığı cevap sonrasında şekillenecekti kafasında ki ben. Belki benim için çaba harcamaya gerek duymadan kısa yoldan bu cevapla beni tanıyabilecek olduğuna dair inancıydı bunu ona sorduran.

Oysaki ben; Ne “Bozkurttum” Ne “Ak kurt”(sahi ak kurt da neydi?)… Ne Muhafazakâr ne de Muhafazakâr Bozkurt…Ne Faşisttim Ne Anarşist… İnsandım… Yalnızca “Mümin” olma çabasında kendi halinde bir insan. En çabuk da insanın kendisinin insan olduğunu unutacağının bilincinde her gün insan olduğunu önce kendine hatırlatarak güne başlayan, herkese ait olabilecek kavramların hiç kimsenin, hiçbir siyasi topluluğun tapusunda olmadığını bilen bir insan.

Muhafazakâr mı? Neydi bunun tam anlamı tutucu mu? Muhafazakâr olmak sağcı olmak dediklerinden miydi? Peki ya sağcı olmak neydi? Kelimenin kökü muhafaza etmek var olanı korumak ise muhafazakâr Ateist, muhafazakâr Hristiyan, muhafazakâr Budist olmakta mümkün değil miydi? Muhafazakârlık pek çoğunun sandığı gibi dinle ilgili bir şey miydi? Dinle ilgili ise neden mümin demek yerine muhafazakâr diyorlardı?

(“Gerçek Muhafazakârlığın” ne olduğuna ilişkin; 16.10.2012 tarihli Haber Türk- Teke Tek Programı -Muhafazakârlık konusu – 12.07.2019 tarihinde Hakkın Rahmetine kavuşmuş olan (Allah (Cc.) Rahmet eylesin. Mekânı Cennet olsun inşAllah.) Ülkemizin yetiştirdiği en önemli, değerli mütefekkir ve münevverlerden biri olan, 1933 Zonguldak Ereğli doğumlu, Galatasaray Lisesi ve Mülkiye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) mezunu ileri derece de Fransızca bilen, Adnan Menderes’in idamının yıldönümünde “Zulümlerin en alçakçası kanunların gölgesinde yapılandır” başlıklı yazısı sebebiyle 1962’de mahkûmiyet edilen, dini bilgisi çok güçlü Ehl-i sünnet itikadında, kedileri seven, kibar, zevk-i selim sahibi, Osmanlı estetiğine hayran, Salih bir Müslüman, gençlere Atalarının dili Osmanlıcayı gayet iyi okuyup yazabilmelerini, Avrupa özentisini bir kenara bırakıp kendi kültür ve medeniyetlerine sahip çıkmalarını, adab-ı muaşeret hususunda hassas olmalarını tavsiye eden, doğduğunda sen ağlıyordun, etrafındakiler gülüyordu. “Öyle bir ömür sür ki, öldüğünde sen gülerek git, herkes ardından ağlasın” diyerek giden, ardından binlercesinin ağladığı tam bir kültür deryası Muhterem Mehmet Şevket Eygi üstadın açıklamalarını izleyebilirsiniz.)

“Biz sağcılığı geleneklere bağlılığı muhafazakârlık zannediyoruz. Muhafazakârlık bu değildir.” diyen Rahmetli Mehmet Şevket Eygi üstadın özet olarak beş madde de açıklamış olduğu muhafazakâr olmanın şartları şunlardır;

1.Osmanlıca bilmek,

2.Şehir ve medeniyet kültürüne sahip olmak bedevi olmamak,

3.Hakiki bir lise tahsili yapmış olmak, Felsefe grubu derslerini bilmek,  (Bunlar dört tanedir; Edebiyat, Tarih, Divan Edebiyatı, Milli Sanat.)

4.İstanbul görgü ve terbiyesine sahip olmak,

5.Evinde Kütüphanesi olmak,

Osmanlıca bilme şartını maalesef çok istememe rağmen halen sağlayamadığım için şu durumda muhafazakâr da sayılmamakta olan ben.

Öyle ise neydim bir cevap gerekiyordu sorulmuştu bir kere. El cevap; -Hayatı doğru yerden anlama sevdasında olan bir Mümin, Mümine… Kendi olmaya çalışan...Kendi olmadan sahip olabileceği bir hayatı olamayacağını bilip… Başkalarının hayatlarını değil kendi hayatını yaşama kaygısında olan… (kendi olmayan başkaları olanın acizliği nasıl da acınasıdır.)

Amentüye, Tevhid-i Mutlak-a tam bir İhlasla iman edip, kalbin dilin tüm azaların söz ile ameli arasında birliğini sağlama, kalp ile dili, dil ile kalbi doğrulama…Kâfirlerin soydaşı nefsin cezbetmesine karşı durma, Resulü (Sav.) örnek alan güzel ahlak üzerine olma çabasında… Vicdan terazisini kendisine mihenk edinip Ehli dünya olmaktan Yüce Yaratana sığınan… Çıkışın tek yolunun birliği görebilmek olduğunu bilip, her daim o birliğe ulaşma yolunda olma arzusunda...(İkiliği yok edip birliği göremeyen ruhtur tutsaklık içinde tükenip giden.) Her oluşun kader icabı olduğuna inanan… Gönlünü ve dilini şekvadan koruyup faydalı hayırlı işler yapma çabasında… Kudret-i ilahiyyenin mucizevi tezahürlerine hayranlıkla nefes aldığı her an onun onların şükründe…

Varlığın tek ihtiyacı birlik, teklik… Ben denilerek tekin bulunamayacağı, ben diyene onun olmayacağı bilinci ile… Özne de birlik… Bir odur… Tek gerçek odur… Maksada ulaştıran keramete erip adımların yalnızca ona doğru olduğunda kurtuluşunun varlığına inanma… Ahirete varıldığında hesap vermede istisna olmayacağı… Yüreğinin Yaratanın dini üzerine sabit olduğu (Tirmizi,”De’avat”,124) Levh-i mahfuzda ilk yazılan kelime Besmele ile sıratı geçip o sonsuz Seadet-i Ebediyeye varma umudunda…

“Müslüman Türk milleti yeniden tarihine layık bir diriliş ve yükseliş hareketinden başarıya ulaşırsa, İslam bütün ihtişamı ile tekrar bütün âlemi parlatacaktır. Tarih diyor ki; Türk milleti yücelmişse, İslam da yücelmiştir… Türk milleti çökmüşse, İslam dünyası da perişan olmuştur. Bu sebepten bütün küfür Türk’e düşmandır… Türk-İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslam iman, aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslamiyet’i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, Dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur.” Diyen Cennet Mekân inşAllah Seyyid Ahmet Arvasi üstadın hissiyatı ve düşüncesinde.(Türk İslam Ülküsü-Seyyid Ahmet Arvasi- Tüm Eserleri/ Bilgeoğuz Yayınları.)

Peygamber Efendimizin (Sav.) buyurduğu; “Ümmetim “73” fırkaya ayrılır,72’si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur.”(Tirmizi) dediği o cehenneme girmeden direkt cennete girip kurtulacak olan Ehl-i sünnet velcemaat fırkasında olma sevdasında, Allahü Teâlâ’yı(Cc.) gerçek manada yalnız onun için seven biri olma arzusunda…  (www.dinimizislam.com)

Yine Peygamber Efendimizin (Sav.) Veda Hutbesinde; “Ey insanlar! "Rabbiniz birdir. Babanızda birdir. Hepiniz Âdemin çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın arab olmayana arab olmayanında arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahında kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allahtan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.” Diyerek ırk üstünlüğünü yasakladığının bilincinde olma arzusunda…(http://islamansiklopedisi.org.tr/veda-hutbesi)

Kuran-ı Kerimin aşağıda yazmış olduğum ırkçılığı men eden ayet-i kerimelerinde ayrıca konuya ilişkin birçok hadisi şerif de belirtildiği şekliyle kökünü kavmini seven ama kavimcilik yapmayan aksi durumun İslamiyet’le hiçbir şekilde bağdaşmayacağına akıl erdirmiş olanlardan olma arzusunda…

Hucurat, 49/13 “Ey İnsanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.

Hucurat 49/10- Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz. (Elmalılı M. Hamdi Yazır- Kuran-ı Kerim)

Hadis-i Şerif: “Asabiyet davasına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dava uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir”(Ebu Davut, Edeb,121)

Bir başka Hadis-i Şerif: “Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7)

“Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: “Kaderiye ( kaderi inkâr davası). Unsuruyet dâvâsı (ırkçılık) ve dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemüs Sağir, 158) (İslâmiyet ırkı reddetmez, ırkçılığı men eder.)

Kökünü sevip onlara sahip çıkıp onlara layık olmaya çalışmakla, bu kök sevgisini kafatasçılığa götürmenin, diğer ırklar içinde üstün olduğu iddiası ile Müslümanların arasına nifak sokup takva dışı üstünlük taslamanın ayrımını görenlerden olma kaygısında…

Sözün özü; “Derdim Allah’ın (Cc.) rızasını kazandığım altına imzamı atabilecek yüreklilikte yaşanmış bir hayattan gayrısı değil.”

Sorunuzun cevabına gelince bayım; Ak kurt ya da bozkurt değil, Müminim!

Zuhal KURTYEMEZ

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert