Vehbi KARA Eski Bir Deniz Subayının Kitabı
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Eski Bir Deniz Subayının Kitabı
Vehbi KARA

Eski Bir Deniz Subayının Kitabı

Advert

Dünyada örneği olmasa gerektir; ilginç bir kitaptan söz etmek istiyorum. Aslı Türkçe olup Arapçaya çevrilen ve daha sonra tekrar Türkçeye çevrilmiş bir eserden bahsedeceğim. Bu kitabın orijinal ismi “er-Raculü’s Sanem” Türkçe tercümesi ise “Put Adam” ismini taşıyor.

Kitabın yazarı olarak “Eski Bir Türk Subayı” ismini görüyoruz. Arapçaya tercüme eden ise Abdullah Abdurrahman. Arapçadan Türkçeye çeviren ise Cemal Gönüldaş.

Galiba böylesine tuhaf bir durum ancak Türkiye’de olabilir. Zira dünyada belki de hiçbir ülkede olmayan 5816 sayılı kanun yüzünden böylesine antika bir durum ile karşı karşıya kalmış durumdayız. Zira orijinal kitap yayınlanamamış yıllar sonra Arapçaya tercüme edilip yeniden Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Acaba neden böyle tercümeler yapılmıştır?

Düşünebiliyor musunuz? Bir şahıs hem bir siyasi parti başkanı hem de 25 yıl ülkeyi yönetmiş olduğu halde eleştirilemiyor. Yönetimle ilgili yanlışlıklar ve haksız tutumlar ile ilgili eleştiriler suç sayılıyor. Kolayca “hakaret edildi” denilerek savcı ve hâkimlerimiz tarafından derhal 5816 sayılı yasa kapsamına sokuluyor ve eleştirileri yapanlar hapse tıkılıyor.

Sene kaç? 2019. Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan’ın, derginin Mayıs sayısında yer alan yazısı nedeniyle 5816 sayılı yasa kapsamında 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldığını biliyoruz. Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada Mustafa Armağan’ın söyledikleri; ülkemizdeki özgürlük ve hürriyet ortamının geldiği nokta itibarı ile çok can yakıcıdır:

Duruşmada son savunması sorulan Mustafa Armağan, Anayasa tarafından basın özgürlüğünün teminat altına alındığını ve dergideki bu yazının eleştiri dahi olmadığını söylemiştir. Söz konusu yazısının 1926 tarihli bir belgeye dayandığını anlatarak 1926 yılından beri yazının tekzip edilmediğini savunmuştu.

Armağan, 2007 yılında basılan bir kitapta da bu mektuba yer verildiğini belirterek, "2007 yılında basılan kitap hakkında herhangi bir dava açılmış değildir. Bu kitabın basımına müteakiben ulusal alanda yayın yapan gazetelerde bu kitaptaki bir kısım belirlemelere de yer verildiğini söylemiştir. Derin Tarih dergisinin Mayıs 2017 tarihli nüshasında da 1926 yılında Amerika’da yayımlanan bir gazetedeki mektup metni birebir şeklinde yayımlanmıştır. Dergideki yazı analiz yazısıdır." diye konuşmasına rağmen; hapis yemekten kurtulamamıştır.

Halbuki bu değerli yazar, yazıya sansür uygulanmadığını, sansür uygulanması halinde gerçeğe ulaşılmasının da mümkün olmayacağını ifade etmektedir. Çünkü bir yazar olarak kendilerine düşen görevin haber değeri taşıyan bir konuyu gündeme getirmek olduğunu söylemektedir ki; bir vicdanı olan ve hürriyete önem veren hiçbir kimse buna karşı çıkamaz.

Fakat; burası Türkiye. Yazar ve akademisyenler, hiç utanmadan Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tek parti iktidarında özgürlük ve hürriyetin uygulandığından dem vurmaktadır. İşin kötüsü sene 2019 yılına geldiğinde dahi bahse konu yazar hakkında üniversitelerde linç kampanyaları düzenleyecek kadar ileri gidebilmektedirler. Umarım temyiz mahkemesi bu utanç dolu mahkeme kararını bozar ve ülkemizin onur ve haysiyetini kurtaran Armağan hakkında beraat kararını verir.

İşte er-Recülü’s Sanem yani “Put Adam” isimli kitabın yazarı olarak “Eski Bir Türk Subayı” yazılmasının nedenini anlatabildim mi? Mütercim Abdullah Abdurrahman kitabın önsözünde; “yazar ve ailesinin sıkıntı yaşamaması için müellifin ismini açıklayamadığını” ifade etmiştir. Ayrıca bu kaydın şimdilik olduğunu söyleyerek bu durumun çok uzamamasını temenni ettiğini söylemiştir.

O halde ben de uzatmadan bu kitabın yazarı yani eski bir Türk subayı olan zatı tanıtayım; Necip Fazıl Kısakürek’tir. Bahriye mektebi yani Deniz Harp Okulunda okuyan bu zat 1. Dünya savaşı nedeni ile bir müddet eğitime ara verildiği için mezuniyeti ertelenmiş olsa da bir deniz subayı olarak ordumuzda görev yapmıştır.

Kısakürek, 25 Mayıs 1983 yılında vefat ettiğinde dahi 5816 sayılı yasa nedeni ile mahkemeleri devam ediyordu. Bu nedenle kitabın yazar ismi bölümünde bu şekilde yazılmasını anlayabiliyorum. Fakat anlayamadığım husus ise aradan uzun yıllar geçtiği halde hala bu insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan bu yasanın yürürlükte olmasıdır.

Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl ile görüşerek kitabın ilk halini gördüğünü söylemiş bazı ilaveler yapılmasını istemiştir. Bu kitabın yayınlanmasının kendisine sıkıntı vereceği itirafında da bulunmuş ve baskılar nedeniyle yayınlayamayacağını bir video sohbetinde söylemiştir. Dileyenler internetten bu sohbeti dinleyebilirler.

Hala yazarlara böylesine ağır bir baskıların uygulandığı bir ülke, yeryüzünde var mıdır? Hiç zannetmiyorum. Belki Stalin zamanında Sovyetler Birliğinde veya Hitler Almanya’sında böylesine hürriyeti boğan tedbirler uygulanmıştır. Fakat Stalin ve Hitler öleli 70 yıl geçti. Hala bu şekilde yasak koyan ülke olmaz, olabilemez…

Umarım savcı ve hakimlerimiz internetin yaşamın her alanına girdiği ve hiçbir sansürün para etmediği bir dönemde bahse konu kitap hakkında mahkemeye intikal ettirmezler. Eğer mahkemeye konu edilirse bilinmelidir ki; hürriyetlere karşı ne derece ağır baskı yapıldığı kafalarına çakılacak, cümle aleme özgürlük konusunda ne kadar yalancı oldukları duyurulup ispat edilecektir.

Nasıl ki; 15 Temmuz 2016 tarihinde tanklara karşı göğsünü siper etmiş bu millet artık uyanmıştır. Kimsenin koyun güder gibi halkımızı ezmesine ve hürriyetini boğmasına müsaade etmeyecektir. Meclisimizin, insan hak ve özgürlüklerini yok sayan 5816 sayılı yasa gibi faşist ve baskıcı maddeleri kaldıracağını ümit ediyorum, vesselam…

Vehbi KARA

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert