Hülya Bulut Ey Türk milleti, Demokrasimiz ölüyor!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Ey Türk milleti, Demokrasimiz ölüyor!
Hülya Bulut

Ey Türk milleti, Demokrasimiz ölüyor!

Demokrasiler özen göstermezseniz ölür.

Tam bağımsız yargının olmadığı yerde ölür.                         

Toplumda ayrıştırma, nefret söylemi varsa ölür.

Öfke ortamında ölür.

En çok da olaylara kayıtsız kalan toplumlarda ölür.

O ölürken biz ne yapıyoruz? İşte bu gün bununla yüzleşmek zorundayız.

En imkânsızı yaşadığı günlerde bile bu kadar aciz bırakılmadı bu vatan toprakları. Bu topraklar ki öyle kolay vatan olmadı.

Ülkemizin içte ve dışta düşmanları hep vardı, hep var olacak!

Bu gün

Biz ne yapıyoruz?

Duyarsızca,

Gaflet ve dalâlet içinde susuyoruz.

“Başıma bir şey gelmeyecekse” cümlesini tamamlayamaz olduk. Eleştiri hakkımız elimizden alınıp, susturulduk. En kötüsü, biz sessizliğimizi korursak, sessizliğin de bizi koruyacağına inandırıldık. Üzülmekle utanmak arasında bir yerlerde sindirildik.

Ne zaman ki kuvvetler birliğine gidildi;

Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti olmanın temel ilkeleri yok edildi, insan hakları ihlalleri ile yaşamlar gasp edildi… İlk kez adliye görenler, özgürlük nöbetleri tutar oldu adliye önlerinde.

Ne ara korku imparatorluğu oldu bu ülke?

Bu ülkede hani düşünce özgürlüğü vardı?

Neden,

Suçlanıyoruz?

Oysa

Adalet aramak ve muhalif olmak suç değildir. Fakat hakaret etmek suçtur!

 “Bela ağızdan çıkan söze bağlıdır” bilselerdi, söylemezlerdi!

Söylüyorlar!

Yüzümüze yüzümüze söylüyorlar…

Türk Milletine hakaret ediliyor!

Zillet oldu bu millet, azgın azınlık oldu, kavat oldu, gâvur oldu, çapulcu oldu, adi oldu, edepsiz oldu... Yetmedi öküz zurna oldu… Farklı düşünenler hain oldu.

Her söyleneni kirli siyaset zihniyeti deyip geçse de “hainliği” nasıl oldu da içine sindirebildi bu millet?

Oysa gerçek hainlik; halk içinde bozgunluk çıkaranlar değil midir?

Davud’un Yıldızı yine harlıyor ateşi…

Bu hep böyleydi. Egemen güç bir ötekini mutlak yarattı. Yine derinden bölünmeler yaşıyoruz. “evde zor zapt edilen yüzde elli” ifadesi talihsiz bir ifade olarak geçti kayıtlara. Yine sokakla mı tehdit ediliyoruz? Dün o sokaklarda siyasi kimlik ayrıştırmacılığıyla sağlı sollu kırıldık, bu gün bu tür ifadelerle yüzdelere mi ayrıştırılıyoruz?

Yapılanlar yine halka rağmen. Halkla beraber olamıyor nedense başa gelenler.

Yapmayın!

Bu bizi içte ve dışta kolay hedef yapıyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti öncelikle “Halk Devletidir”

Gerginiz…

Adalet mülkün temeliydi;

Mülkün temeli sarsıldı; Yandaşlık, yalakalık, yalancılık; yozlaşma, yolsuzluk, yoksullukla baş edemez oldu halk. Durmadan kanayan vicdanlar; zalimleri değil, masumları boğuyor.

Felaketin ortasındayız. Kan kaybediyoruz.

Bu ülke demokrasi krizi yaşarken,

Bu ülkenin muhalefet partileri ne yapıyor? Meclise girip o koltuklara oturmakla bitiyor mu işiniz? Demokrasinin güç dengesini sağlayıcı siz değil misiniz bu ülkede?

Olanlardan ve bu ülkenin kaybettiklerinden sizlerde sorumlusunuz!

Ülkemiz demokrasi krizinde, hepimiz görüyoruz… Fırsat eşitliğinin olmadığı yerde demokrasi de olmaz! Demokrasinin olmadığı yerde adalette olmaz. Adaletin olmadığı yerde herkes kendi adaletini kurar. Bunun sonuçları toplum yapısının devamı ve huzuru için çok ağır olur.

Tam istedikleri gibiyiz. Sorgulamıyoruz. Oysa bu vatan bize emanet edilmişti!

Bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretler ediliyor, bayrağımız yakılıyor, devlet kurumlarından T.C kaldırılıyor, Tük kimliği her yerden silinmeye çalışılıyor, andımız kaldırılıyor, milli bayramlarımız kutlanmıyor…

İlkelerimiz bir bir yok ediliyor…

Türkiye Cumhuriyetinde; Seçilmiş ya da seçilmemiş bunları kim yaparsa suçtur. “Seçilmiş olmak kimseyi masum kılmaz.”

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen…

Neydi birinci vazifemiz?

Birinci vazifemizi unuttuk! Oysa varlık sebebimiz o vazifenin yerine getirilmesine bağlıydı!

Demokrasiler yavaş yavaş kaybedilir.

Kaybediyoruz!

Halka “hele bir dur, bilmediğiniz şeyler var”, memleket meselesi deniyor,

Biz ne yapıyoruz? Duruyoruz. Oysa “durmak, ölmektir.”

Ölüyoruz.

Yıkımın sonu, halkın güçsüzlüğünü getirir. Kirlilik halkın önünü görmesine izin vermiyor. Önümüzü göremiyoruz.

Hak ettiğimiz şekilde yönetilmiyoruz! Milletin üstünlüğünü ortadan kaldıran bir sistem değişikliğine gidildi. “Kontrolsüz güce” teslim ettik gücümüzü.

Bizi yönetenleri kontrol edemiyor; Demokratik değil, “totaliter” bir sistemle yönetiliyoruz! Baş eğdiren yönetimden öte, halkın mahrem alanlarına müdahale ediliyor.  Oy verenlerin parlamenter sistemdeki gibi hesap sorma hakkı yok. İstikrarlı bir yönetim değil başkanlık sistemi. Erkler ayrılığı ortadan kalktığı için, tüm yürütme gücünün bir elde toplanması, bizim gibi demokratik koşullarının yeterince güçlü olmadığı toplumlarda otoriter rejime dönüştürür sistemi! Liderini de “İlahi bir varlık” statüsüne koyar. Milletin üstünlüğünü ortadan kaldıran bir sistemdir bu!

Hayır dedik, vatan haini olduk!

Bir ülkeyi kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiği önemlidir. Mesele devleti iyi yönetmek,  halkı refaha kavuşturup, huzurlu bir yaşam sunmak olmalıydı. Fakat halk baskı altında! Baskı, direnci artırır derler;

Direnmiyoruz.

Aklın yolu birdir! Aklını kullanmayı bilen bir topluma istemediği hiçbir şeyi yaptıramazsınız. Özgürlüğün tanımı da bu değil midir? Her istediğini yapmak değil, sana zorla dayatılanı yapmama hakkına sahip olma gücüdür özgürlük. Özgürlüğümüz elimizden alınıyor. Trajik siyasi hatalar geçmişte de yapıldı, günümüzde de yapılmaya devam ediliyor.

Ne batının aklı ne doğunun vicdanı olamayız!

Türk Milleti,

Akıl ile kalp zıtlığı yaşıyor.

Yıkılıyoruz!

“İşsiz, düşsüz, güçsüz bırakıldık”

Sömürülüyoruz…

 “Bir gün bağımsızlık ve cumhuriyetini savunmak zorunluluğuna düşersen göreve atılmak için içinde bulunacağın imkân ve şartları düşünmeyeceksin…”diyen sesi duymuyoruz…

Bağımsızlık ve cumhuriyetimizi savunmak zorunluluğuna düştüğümüz; O “Bir gün” bugün! Bunu göremiyoruz.

Savunmuyoruz!

Biz

Olanak ve şartları düşünüyoruz!

“Zorla ve hile ile vatanımızın bütün kaleleri ele geçirilmiş…”

Biz ne yapıyoruz?

Mücadele etmiyoruz. Çok çabuk unuttuk birçok şeyi. Türk toplumunun masumiyetini kirletenleri unuttuk. 45 erkek çocuğu, vakıfları, tecavüzleri, “bir kereden bir şey olmaz” diyenleri. Başına sarığı, sırtına cüppeyi geçireni âlim sayıp, peşinden gidenler başımızı daha çok ağrıtacak. Kitabımızı kendi dilimizde okusalar anlayacaklar. Kendi kafalarını yorsalar, cemaatler, tarikatlar, menziller olmayacak. Şeyhlerin, Şıhların gömlek terinin uçurmadığını ne zaman öğrenecek bu insanlar? Kula kulluk şirk ve haramdır. Hurafelerle, bademlemekle din öğrenilmez. Bu düşük ahlaklı zihniyetin inancımızda yeri yoktur. Vardır diyen imamını sorgulasın. Allah’a ulaşmak için onlara ihtiyacımız yok. Ki İnanıyoruz O, bize şah damarımızdan daha yakın!

Günlük siyaset yapmakla aşılacak sorunlar değil bunlar. Unutmayalım ki, ormanda çıkan yangın yalnız kuru ağaçları yakmaz!

Ekonomimiz kötü, eğitimimiz kötü; kültürümüzü, sanatımızı, teknolojimizi geliştiremiyoruz. Yeni düşünceler üretemiyoruz. Yokuşa akan nehir gibiyiz…

Yani güzel ülkem şahlanmıyor, dünyada kimsenin bizi kıskandığı da yok.

…Hıyanetle;

Yağmalanıyoruz, yakılıyoruz, satılıyoruz…

Bugün; Yerli ve milli her neyimiz varsa satıldı! Ülkemiz darp edildi, cumhuriyetimiz darp edildi, Türk Milliyetçiliği darp edildi…

Bütün tersanelerimize girildi, fabrikalarımız kapatıldı, ordumuz dağıtıldı, tarım arazilerimiz yok oluyor. Topraklarımız bilinçli kısırlaştırılıyor.

Oysa

Ülkemiz iki unsurun öne çıktığı bir ülkedir. “Topraklarımızı işleyen çiftçi ve o toprakları her türlü saldıran koruyan, varlığımızın güvencesi ordumuz.” Kozmik odalarımıza girildi, devlet sırlarımız ortaya döküldü. Askerimiz itibarsızlaştırıldı, sınırlarımız korunmasız!

Çiftçimiz;

Üretmiyor!

Bu gün savaş çıksa açız aç…

Ata tohumlarımızın ekimi yasak, zehirli İsrail tohumları ekiyor çiftçi.

Zehirli sofralar kurup,

Zehirleniyoruz.

Soğuk savaş taktiği;

Yavaş yavaş öldürülüyoruz!

Vebali yok mu bu yapılanların?

Klikya Krallığında Selinus’un kuruyan kökleri gibiyiz! Ne söylenirse inanacak hale geldik.

İçte halk, tarihte görülmemiş bir kutuplaşmada;

Dışta “size bu kadar demokrasi yeter” diyen,

Dünyanın tepegözleri;

“Bin Yılın Meydan Okumasını” bize yaptı!

Orta coğrafyanın ışıkları bir bir söndürülüyor…

Emperyalist ajanlar aramızda!

“Osmanlı’ya dönün, İslam’ın önderi olun” dayatması bizi önder yapma heveslerinden elbet değil.

Bu kez hedef Türkiye!

“Türkiye güvenliğimizi tehdit ediyor” masalına çok az kaldı! Colinlerin kapımızı çalmaları an meselesi! Demokrasimizi öldürüyorlar. Çünkü demokrasiyle yönetilen bir ülkeyi işgal edemezler. Çünkü demokrasiyle yönetilen bir halkı; 1 Milyon bedelle “Özgürleştiremezler”

Ülkemizin her köşesi eylemli olarak ele geçirildi! Bu ülkenin toprağın da kanı olmayanlara “vatandaşlık” verildi. Bir “kırmızı halı vakası” yaşandı ki nefesimiz kesildi. Her karış toprağı şehit kanıyla sulanmış bu vatanda, bu olanlar kanımıza dokunsa da olanlara karşı gelmiyoruz.

Şehirlerimiz işgalde. Bizim çocuklarımız sınır ötelerin de şehitlik hikâyeleri yazarken, şehir hayaletleri dolaşıyor aramızda. İnsaniyet namına yapılacakların kuralları, öngörüsüz uygulamalarla delindi. Uluslararası arenada alınacak siyasi kararlar önce kendi halkının çıkarını düşünmeye odaklı olmadıkça, o topluma büyük zarar verir. Toplum yapımıza darbe bu yapılanlar.

Gerçekleri görmezden geliyoruz!

Dağlarımız, göllerimiz, ırmaklarımız, ormanlarımız talan edildi,

Ve biz daha tehlikelisini yaşıyoruz! Duyarsızlık ve sapkınlık içindeyiz… Siyasi gücün istediği “durağan halk kitlesi” olduk!

Bize ne oldu böyle?

 “Kişisel çıkarlar, siyasilerin istekleriyle birleşiyor. Siyasi çekişmeler arasında en ağır yükü yine halk çekiyor.

İsraf düzeninde, asgari ücret diye bir gerçekle yaşam mücadelesi veriyor insanlar.

Birilerinin cepleri dolarken;

“Halk fakirlik ve çaresizlik içinde yorgun ve bitkin düştü”

Bugün, olabilirlerin olduğu noktadayız!

Biz ne yapıyoruz?

Göz yumuyoruz. Bu millet göz yumduğu hataların bedelini elbet ödeyecek.

Ey Türk Milleti! Yok ediliyoruz.

Oysa biliyoruz; 1071 neyse 1922’de o, bu ülke için! Ortak tarihimize hep birlikte sahip çıkacağımıza ecdat yarıştırmak da neyin nesi?

Eski Türkiye’de yeni Türkiye’de biziz.

Dünya tarihinde yer almaya başladığı ilk günden beri Türkler, varoluşu için savaştan savaşa koşmuş. 70 yıl savaşlarında Kuteybe kıyımına uğramış, kurtuluş mücadelesi günlerinde bu topraklar ateşle imtihan edilmiş. Vatan uğruna, bayrak uğruna o bayrağın üzerinde ki hilal uğruna, çarığını kanla yumuşatan; vuslatı mezar taşları şahit, canları bu vatan için sırlanan yüzbinlerce şehit vermiş bir milletiz.

Yıkık bir vatan nasıl ayağa kaldırıldı, ne çabuk unuttuk?

Aynı yıkımı yaşıyoruz.

Ama biz,

Aydınlık çağda karanlığa gömülmek istemiyoruz.

Tekrar aynı karanlıkta ateşe yürümeyeceğiz. Bedevi karanlığının bu ülkenin aydınlık geleceğini karartmasına izin vermeyeceğiz.

Türkiye’nin büyük hayallere ihtiyacı vardı!

Hayallerimizi çaldılar.

9 (Dokuz) yaşında kız çocuklarının evlendirilmesi yoktu bu temiz hayallerin içinde! Kız çocuklarımızın hayatlarını, kadınlarımızın yaşamlarını çaldılar. Elleri yedisinde nasırlaşmış insanların emeklerini çaldılar, gençlerimizin geleceklerini çaldılar… Hamaset yapmayı bırakıp, şu soruyu cevaplasın birileri:

Şimdi kimin eli kesilmeli?

Hurafelerle ilerleyemeyiz.

Deniyor ki: Müslüman,

Parlamentoya girmez, insanın hazırladığı anayasaya yemin etmez! Müslüman’ın kurtuluş yolu cihattır!

Bu oyuna gelmeyecek bu halk.

Bu ülkenin sokaklarında,

Cihat için kan değil, bilim için mürekkep akacak…

Demokrasimiz ölüyor! Karanlık bir kutuya hapsedilmeye çalışılıyoruz. Orta doğu bataklığına çekiliyor bu ülke!

Görmüyor muyuz?

Gündedün gibi,

Var olma krizi yaşadığımız!

Aslında

Hepimiz görüyoruz. Tarihi alt üst ettik. Sefil bir iflas halindeyiz!

Cesareti kırıldı Türk Milleti’nin!

Cesaretimizi toplamalıyız. Muhtaç olduğumuz kudretin, nerede mevcut olduğunu biliyoruz!

Tarihi bir konuşma aydınlatıyor önümüzü. Zaman ve şartlar farklı olsa da olayların gidişatı aynı.

Dün olduğu gibi bu günde Türkiye haritadan silinecek diye üzülecek değil hiçbir dünya devleti. Hepsinin tarihten gelen kuyruk acısı var. Garb’ın Şark’a düşmanlığını anlamak için Haçlı Seferlerine, bu iki farklı dünyanın devamlı çatışma halinde yaşadığının göstergesi Karlofça antlaşmasına ya da Viyana bozgununa kadar gitmek gerekli mi?

Bizim metrekareye altı bin merminin düştüğü bir büyük kurtuluş destanımız var!

Yine

En kötü ihtimallerin içindeyiz!

İç cephe darmadağın.

Bölündük mü bölündük!

İleri demokrasiye yürüdük.

Yasasız yasaklardayız.

Darbe üstüne darbe yiyoruz!

Türkiye’nin bağırsakları temizlenmedi, parazitler halen aramızda! Vatanımızı ele geçirmek isteyen; hocaefendilerinin talebeleriyle mücadelede alt seviyeler tasfiyede, üst düzeye dokunulmuyor!

Neden?

Çok gizli pembe dosyalarda saklanıyor çekirdekler. “Çelik çekirdek” kırılmadıkça; Emanet aldığımız Cumhuriyetimiz ve bağımsızlığımız halen tehlikede!

Siz!

Halkı, bir şeye benzetemeseniz de bizim aklımızın kozmik odalarında istihbarat zafiyeti olmaz!

Her şeyi anlıyoruz.

Ülkede sokak manzarası bu… Cehalet aldı başı, geriye gidiyoruz. Ne kadar geriye çekilirsek mücadele yolu o kadar uzayacak…

Evet, bugünler iyi günlerimiz. Yaşanabilir bir Türkiye için doğru zaman da doğru hareketler yapılmalı. Doğru zamanda doğru hareketi yapmazsanız köle olursunuz. Köle olanın özgürlüğü de olmaz!

Türk, tarihin hiçbir safhasında köle olmamıştır!

Köle değilsek;

Korkmadan söylemeliyiz.

Biz vatanını korumak için bedel ödemekten korkmayanlar; korkmuyoruz söylüyoruz.

Çünkü biliyoruz, bu topraklarda;

“Ne mutlu Türk’üm diyene kaybetmez!

Bir Türk dünyaya bedeldir, kaybetmez!

Varlığım Türk varlığına armağan olsun, kaybetmez!

Türkiye Türklerindir kaybetmez…” 

Türk kimliği yok edilemez. Türk Halkı korku eşiğini çok kez geçti, yine geçer! Boşuna heveslenmeyin, Türk ’süz Anadolu olmaz. Kan yabancılığı fitnesi aramıza sokulan. Türk kafa düşmanlığı yapılan. Yollarımız ayrı olsa da davamız aynı. Velakin kalplerimiz ayrıştırılan!

Memleket gitti gidiyor!

Kötü bir şey söylemiyoruz. Biz de sizin söylediğinizi söylüyoruz: “Kimse kendi hırsları için memleketin geleceğini ateşe atamaz.” Bırakın artık ideolojik körlükleri. Hep birlikte iyileşelim.

Milli birlik ve inanç ruhunda birleşelim, diyoruz!

Ruhu çürümüşler;

İçimize sızmış. Öncelikle “kapı kilit; kahpe içerde” sorununu çözmeliyiz ki toplum yürek kalkması pozisyonundan kurtulsun. Dağıtılmaya çalışılan iç cepheyi güçlü tutmak zorundayız. Bir kez dağılırsak, toparlayamayız. Vatikan’da yakılmaya hazır yedi kollu şamdanlar ellerinde, “Dinlerarası Diyaloğ” söylemleri dillerinde; “Knight Grand Cross of the Order of the Bath” nişaneleri boyunlarında,

Arınmışlar Rütbesinin Büyük Haç Şövalyeleri aramızda,

Herkesin her şeyden haberi var!

Bırakın aklı, hayali bile zorluyor bu yaşananlar. Milletin üstünlüğünü ortadan kaldıran bir rejime evet denirken, “yüz yıllık bir hesaplaşma” var dendi! Bu ülke tarihiyle hesaplaşıyorsa nerede Türk milleti?

“Yaptım oldu” felsefesiyle yönetilemez ülke!

Millet egemenliği mi kişi hegemonyası mı bu ülkede irade?

“Dünya sulh istiyorsa Türk’e biat etmek zorundadır” diyen Oğuz Kağan atamız. Bilinsin ki Türklerle öldürüşmek kıyameti koparmayacak! Bu ülkenin zenginlikleri kimsenin savaş ganimeti değil. Hesaplaşmanız olamaz Türkiye Cumhuriyetiyle! Bırakın artık kindarlığınızı ve hatırlayın: “Onlar demiri eritip, üzerine bakır döktü. Allah onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı.”

“Arap puta taparken Türk göğe bakıyordu” Siz nereye bakıyorsunuz?

Bu topraklarda barış ve huzur istiyoruz…

Boşuna izdiham yaratmayın, coğrafya bizim için kader değil, bunu tüm dünyaya göstereceğiz!

Tanrıcılık oyunu oynayan;

Katedrallerde gizli gizli dua mırıldanıp, duayı amenle bitiren sözde din diyalogcuları, tarih size sesleniyor;

İslam dini sentezlenemez!

Durun! 

“Ay Devri” bir kez yaşandı, bir daha yaşanmayacak. Hiç kimse! Çaldıran seferinde eteğine çamur bulaşan, hilafetin simgesi kaftanı çalıp, sırtına geçirerek “halife” olamaz bu ülkede. Önce o çamurun sırrına erin!

Siyasetle dinin karıştırılmaması bunun için önemli. Var oluş savaşı için çekilen ilk kılıçla atılan son kurşun arasında Türklüğü ve Müslümanlığı öyle kafanıza göre ayıramazsınız!

İnancımızda! İrade Hakk’ın elinde,

Siyasette! İrade halkın elindedir.

Suyu bulandırmasın hiç kimse.

Dinle kandırılanlar, kananlar; Bilerek kanmak, kandırılmak “masumiyet karinesinden” sayılmıyor hukukta.

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Nokta.

Kul hakkı yenen. “Bana kul hakkıyla gelmeyin” diyen Allah affeder mi? Bilemeyiz. Yüce Türk adaleti elbet, gün gelecek hak yiyenlerin cezasını kesecektir. Hukuk devleti olma ilkesi adil yargılanmanın da güvencesidir. Ne mutlu adil yargılanacak, bu vatana ihanet edenler! Ahiret hayatının hesabını, El-Adil olan Allah takdir eder. Günah temizlemek, dünyalık işlerden değil.

Bizim hasedimiz yok bu ülkeye. Birileri kendi bekasını kurtarmak için satarken vatan bekasını,

Demokrasi nöbetlerinde sel olup akmadık mı meydanlara vatanın bekası için?

Şunu anlayın artık; Vatanını her şeyin üstünde sever; İyi olanı, doğru yapılanı destekleyip, ülkemizin yararına olan her kararın arkasında durur bu halk. Kutsal saydığı değerlerine sahip çıkarak, acımasızlığın ve kötülüklerin karşısında ölümüne duracak kadar da erdemlidir.

Mevzu derin. Düşman kılık değiştirmiş saldırıyor yine. Fakat düşmandan önce savaş meydanından geri çekilecek değil bu millet!

Ağustoslar, Ekimler, Nisanlar şahit… Savaş meydanlarında yere düşmüş düşman bayrakları şahit… Dünya şahit.

“Yunan kazanmadı biz kazandık.”

Her şeye, herkese, tüm dünyaya karşı bu yurt; Türk yurdudur. İlelebet de öyle kalacak!

Tarih şahitlik ediyor sözlerimize!

Dönen dolaplar başımızı döndürse de biz doğrularımızla mücadele etmeye devam edeceğiz. Kamu vicdanı lanetleniyor. Veba da lanetlenmiş 1500 yıl. Oysa çözüm aşıydı. O aşıyı bulup, topluma uygulamalıyız. Yarın çok geç olur, bunu bu gün yapmalıyız. Duygusal tepkiler, lanet okumalar yeterli değil. Gerçek yurtseversek, düşünmeli, sorgulamalı ve haykırmalıyız:

Özgürlük istiyoruz. Adalet, eşitlik, iyilik, insanlık ve hoşgörülü demokrasi istiyoruz. Ama biz inanç fakiri, vatan haini, terörist, zillet, çapulcu… Değiliz.

Biz halkız,

Olanları görüyor, olabilecekleri tahmin edebiliyoruz.

Bu halkı, hafife almayın.

Biz Türk Milletiyiz!

İlkeleri var bu milletin… Her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da. Kimse yaşananları normalleştirmesin. Zira hiç biri normal değil.

Bu ülkede olanlara itiraz ediyorum deme gücünü elimizden alamazlar.

İtiraz ediyoruz!

Liyakatsizliklere,

Savurganlıklara, adam kayırmalara, düşünce zulmüne itiraz ediyoruz.

Seyircisi olmayacağız, ülkemizin yıkımına. Tarih bizi böyle yazmayacak.

Elimizden ne geliyorsa yapacağız.

Çünkü biliyoruz ki elimden ne gelir edebiyatı; olanlar karşısında çok ağır bir kabulleniştir. Ama geçecek. Her karanlık aydınlığını beraberinde getirir, inanıyoruz!

Kötünün iyisine razı olmayacaktır bu halk. Bırakın erguvanlar halkla beraber açsın. Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Alevi’si, Sünni’si, inananı inanmayanıyla kaç köprüden geçtik omuz omuza. Dün Birdik, kurtulduk.

Bu gün,

Dünya değişiyor, sınırlar yeniden çiziliyor, uygarlıklar ölüyor. İnsanlarla birlikte toplumlarda yokuş aşağı inmeye başladı. Üretici zekâlar yenidünya düzeni kuruyor. Biz, bizimle uğraşıyoruz!

Yapmayın.

Duygularla ilerlemeyiz, akılcı olmak zorundayız.

Görevimizi hatırlamalıyız.

Durup kendimize şu soruyu sormalıyız:

Neler oluyor bu ülkede?

Hukuksuz demokrasi olur mu?

Neden o kelimeyi kullanırsam suç mu işlemiş olurum korkusu yaşıyoruz?

Eylemin olmadığı yerde suç aranır mı?

Soruyoruz;

Cumhuriyetin olduğu topraklarda sarayın işi ne?

Bunca işsiz, aşsız insan varken biz o sarayın yükünü neden çekiyoruz?

Zamanın ruhuna aykırı bir geri dönüşün, Türk Milleti’nin vicdanında sorgulanması gerekmiyor mu?

Ey Türk Milleti!

“Adaleti öldürdüğün gün devlette ölür.”

Adaletin öldüğü yerde demokrasi yaşar mı?

Demokrasimiz ölüyor,

Biz ne yapıyoruz?

Hülya BULUT

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert