Cahit KURBANOĞLU Asrın Derdi İle Dertlenen Adam (Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle)
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Asrın Derdi İle Dertlenen Adam (Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle)
Cahit KURBANOĞLU

Asrın Derdi İle Dertlenen Adam (Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle)

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 31

Siyaset ile din bir arada olunca, din siyasete alet edilmiştir.

Bedîüzzaman milletin ekserisi gerçek dindar olmadıkça, din adına siyaset yapılamayacağını özellikle ikaz etmiştir. Çünkü her ne kadar yola çıkarken siyaseti dine alet etmek için çalışma ve gayret içerisinde olunacağı, becerilemeyip dini siyasete alet etme tehlikesinin hep var olduğunu nazara vermiştir. Onun içinde milletin yüzde altmış yetmişi tam dindar olmadıkça, din adına bir partinin iş başına gelmemesi gerektiğini söylemektedir. Bunu bir iki paragrafla burada ifade etmeye çalışalım:

“İşittim, İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) namıyla bir cemiyet teşekkül etmiş. Nihayet derecede korktum ki; bu ism-i mübarekin altında bazılarının bir yanlış hareketi meydana gelsin...

Ve o siyasî cemiyetten kat’-ı alâka ettiler (ilgisini kestiler). Siyasete karışmayacaklar. Lâkin tekrar korktum, dedim: Bu isim umumun (herkesin) hakkıdır, tahsis (hususiyet) ve tahdit (sınırlama) kabul etmez...

Lâkin tarif ettiğim ve dâhil olduğum İttihad-ı Muhammedînin (A.S.M.) tarifi budur ki:

Şarktan garba (doğudan batıya), cenuptan şimale (güneyden kuzeye) uzanan bir silsile-i nûranî (nurlu bir zincir) ile merbut (bağlı) bir dairedir. Dâhil olanlar da bu zamanda üç yüz milyondan (şimdi bir buçuk milyar) ziyadedir. Bu ittihadın (birleşmenin) cihetü'l-vahdeti (birlik yönü) ve irtibatı (bağı),

tevhid-i İlahîdir (Allah’ın birliğidir). Peyman (and) ve yemini, imandır. Müntesipleri (üyeleri), Kalû Belâ'dan (Canab-ı Hak ruhları yaratıp onlara Rabbiniz değil miyim, mealinde “Elestü Bi-Rabbiküm”  buyurduğunda, ruhlar: “Evet Rabbimizsin” mealinde cevap verdiklerini bildiren Kur’andaki bir tâbirdir.)  dâhil olan umum mü'minlerdir. Defter-i esmaları da (isimlerin defteri), Levh-i Mahfuz'dur (Allah’ın koruması altındaki manevi kayıt yeridir). Bu ittihadın (birliğin) nâşir-i efkârı (fikirlerin neşrini yapan), umum kütüb-ü İslâmiyedir (İslam kitaplarıdır)...

Kulüp ve encümenleri (komisyonları); câmi ve mescidler ve dinî medreseler ve zikirhanelerdir. Merkezi de, Haremeyn-i Şerifeyn'dir (Mekke ve Medine’deki büyük mescitlerdir). Böyle cemiyetin (topluluğun) reisi, Fahr-i Âlem'dir (Âlemlerin şeref duyduğu peygamberdir)(A.S.M.). Ve mesleği, herkes kendi nefsiyle mücahede (cihad etme); yani ahlâk-ı Ahmediye (A.S.M.) ile tahalluk (ahlaklanmak) ve Sünnet-i Nebeviyeyi ihya (hayatlandırma) ve başkalara da muhabbet (sevgi) ve –eğer zarar etmezse– nasihat etmektir (öğüt vermektir)...”(16/19-20)

Medenilere galebe çalmak ikna iledir; icbar ile değildir.

Bediüzzaman Hazretleri münazara ve münakaşalarda var olan bir üsluba dikkatimizi çekiyor. Hakikatlerin ortaya çıkması için ve gerçeklerin anlaşılması için elbette o konuda ehliyetli olan insanlar bir araya gelecek şura oluşturacak ve düşüncelerini ortaya koyacaklardır. Ya kabul görür veya red edilir. Bu insanların bilgisine, tecrübesine ve maslahata bağlı bir şeydir, bunda zorlama olmaz. Meşverette ekseriyetin fikri herkes tarafından kabul görür, uygulanır. Onun için de istişareden sonra, ben öyle düşünmedim fikrinin bir hükmü yoktur.

 

“Bu ittihadın nizamnamesi (düzenin yazılı olduğu kitabı) Sünnet-i Nebeviye (peygamberimize asv ait sünnetler) ve kanunnamesi (kanun kitabı) evâmir ve nevâhî-i şer’iyedir (İslam dininin emirleri ve yasaklarıdır). Ve kılınçları da, berâhin-i katıadır (kesin delillerdir). Zira medenîlere galebe çalmak (üstün gelmek) ikna iledir; icbar (zorlama) ile değildir.

Şeriatta siyasete yer ancak yüzde bir

Bizde şeriat veya şer’i idare dendiğinde akla ilk gelen adli hükümleri, asma-kesme işlemleri oluyor. Bu yanlış bilginin kaynağı ise cehalettir.

Bizde uygulanan medeni kanunlar insanın yaratılışına uygun olmadığı için, doğudaki vatandaş için ağır olan uygulama , batıdaki için hafif görülmektedir.

Medeni kanunlar cinayet işlendikten ve namus payımal olduktan, suç işlendikten sonra, suçlunun yakasına sarılır. Hem kişi ve hem de kanun koyucu sıkıntı çeker. Şeriat önce insanı eğitir, sorumluluğunu öğretir, suç işlemeden kişiyi korur. Hem vatandaş rahat eder, hem devlet rahat eder. Bediüzzaman şeriatın ne olduğunu, şahsa ve topluma ne sağladığını herkesin istifade edeceği şekilde Risale-i Nurlarda anlatmaktadır.

“Taharri-i hakikat (doğruyu araştırma), muhabbet (sevgi) iledir. Husumet (düşmanlık) ise, vahşet (vahşiliğe) ve taassuba (körü körüne bağlılığa) karşı idi.

Hedef ve maksatları da, i’lâ-yı Kelimetullahtır (Kur’an ve iman hakikatlarının neşir ve yayılmasına gayretle çalışmaktır) . Şeriatta (Allah’ın emir ve yasaklarla ilgili kanunlarında) yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir.

Yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir (ilgilidir); onu da ulü'l-emirlerimiz (halife, kadı, İslâm reisi, padişah, reis-i cumhur, reis, müdür vb.) düşünsünler. “(16/20)

 

29.09.2019

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert