Halil KÖPRÜCÜOĞLU Tanrı (!) Var mı, yok mu (6)
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Tanrı (!) Var mı, yok mu (6)
Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Tanrı (!) Var mı, yok mu (6)

(Ertuğrul beyin kargaşa ve zıtlıklarla dolu efkara sahip Röportajındaki; semavi bir Dini ve Yaratıcıyı reddeden sapkın yazılarına cevap vermeye devam ediyoruz…)

“…İnancın çok Tanrılı sistemden, Tek Tanrılı sisteme gittiğini anlatıyorsunuz. Ama sonunda, İnsanın, tabiatla ilişkisinin kesilmesi iyi olmadı diyorsunuz. Acaba Ay, güneş, deniz tanrıları kalsaydı, ekolojik açıdan daha iyi mi olurdu”
Hah şunu bileydiniz yahu! Bir köyde iki muhtar, bir şehirde iki vali olsa büyük kargaşa, kaos olur. Hele hiç olmasalar siz o zaman seyredin rezilliği!...

Din niçin var. Sosyoloji bile sizin sapkın ilim anlayışınızla bu İlah, Yaratıcı, Allah manasını, insanın inanca ne kadar muhtaç bulunduğunu ortaya koymadı, koyamadı tabi ki!

Siz daha Allah mefhumunda bile o kadar gerisiniz ki size cevap bulmak bile çok zor. Muhteremler zaten Allah bir olur. Fazla olsa ikisi de mutlak İlah olamaz. İlahlığı ötekinin sınırında biter. Veya kaos olur. Sizin saptırılmış biliminiz bile kainatta o bir İlah olmasının zaruretini anlatıyor. Çünkü bir basit canlı bile bütün diğer canlılar ve kainatın bütün unsurlarıyla bir uyum içinde. Otomobilin bütün parçaları gibi, bir fezadaki bir uydunun, elimizdeki bir modern akıllı telefonun, bir harika televizyonun bütün parçaları bir biriyle ne kadar uyumlu ise kâinatta da aynen böyle mucizevi bir uyumluluk, vahdet, tevhid var… Her parça kendi kendine oluşsa, veya ayrı ustalar bir birinden, bir merkezi planla haberdar olmadan yapsa; çalışan bir makine, bir araç var olabilir mi?

Darvin dinsizi bile menteşeye baktıktan sonra, midyenin menteşesini hatırlayınca delirecek gibi oluyor da siz ağa babanız gibi şaşırmıyor musunuz? O gözden dehşet alıp, teorisinde bile endişeye düşerken, siz ne cüretle böyle sapkın ve garip halden kurtulamıyorsunuz?

Benim evimde Dünyanın en muazzam uçak fabrikası var gibi! Çürük domates ve sebze artıklarını kapı önündeki çöp kovasına bir torbada koyuyorum. Sabahleyin sokağımızdaki çöp bidonuna bırakırken, onlarca sineğin 16’şar bin petek gözle, oluşturulup(!) imal edildiğini görüyorum. Usta yok. Olmayan fabrikada, en adi malzemeden oluverdiler(!) bu uçaklar! Ayrıca onlar mı güneş ışığını, basıncı, yiyecekleri şeyleri, havanın konumunu, ayaklarındaki yüzlerce tüy ve uçlarında vantuzlarla hava alanlarına ihtiyaç duymadan her yere hem de tepe takla konabilecek vücut ve mucize organlarıyla her şeyi ayarladılar? Yoksa hava, ışık, yiyecekler mi sinek vücudunu, midesini, hortumunu, kanatlarını kendilerine göre dizayn etti?

Siz önce bu kâinattaki müthiş irtibatı, birbirine bağlı hayat ve vücut sahibi oluşu, şartların varlıklarla uyumunu anlatıverin de sonra sizle sohbete devam edelim! Çok İlahlılık kesinlikle mümkün değildir, mantıklı da olamaz, ilim de bu akılsızlığı, asla iddia edemez
Eğer Yaratıcı tek olmaz ise kaos olurdu, kaos! Eko Sistem hayal bile edilemezdi. Birazcık düşünen bile bunu anlarken, dünyaya ahkâm kesen cerbezeli belagat sahibi sizler nasıl oluyor da idrak edemiyorsunuz acaba. Bile bile lolo dediğinize kanaat sahibi olanın çok olduğuna inanıyorum. Elbette üzülüyorum. Bu zekâvetinizle(!) keşke iyi insanlara dâhil olup insanlığı saadete taşısaydınız, diye ciddi ıstırap duyuyorum. Ama cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil. Hem zarara rızasıyla girene merhamet edilmez. Layıkta değildir…

Ve işte bizim dinimizde, bütün insanlara bunları tebliğ etmek yani herkese kötülükleri anlatıp men etmek, iyilikleri anlatıp davet etmek, dinen farz-ı ayn oluyor. Namaz kadar önemli ve vaz geçilmez bir vazife… Hem Bediüzzaman bu asrın hizmetinde, tebliğinde vahşiler gibi kuvvet kullanmak yok, ilim ile, fikir ile cihat edilmeli, diye Kur’an’a bağlı olarak emrediyor.

Hem de sizin gibi düşünen yandaşlarınızın, dünyayı sömürmesi, toplu katliamlar yapması veya yaptırması; yedi düvelde din, mezhep, ırk farklılıklarını alet ederek kan dökmesi veya döktürmesi, insan olan insanca anlaşılamaz. Otuz bin tır silahı, kendi menhus emelleri ve pis menfaatleri için kurduğu DEAŞ veya İŞİD ile mücadele(!) gibi gösterip, durmadan isim değiştirdiği, allayıp pullayarak dünyanın başına bela ettiği terörist grupları maşa gibi kullananlar da normal insanlar tarafından anlaşılamaz. Başta, diktiği apartmanlardan büyük Hürriyet Heykelinden(!) utanmayan alçak Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa idarecileri (Ben Batılıların pek çok hak-hukuk taraftarı insanı da olduğuna inanıyorum. Hatta çok yakında onlarla fikri bir birleşmenin dünya saadeti için ortaya çıkmasına da duacıyım.) vb pek çok, batasıca Batılı güç(!) tamamen hak hukuk dışında, kuvvetle iş görürken; tamamen insanlık saadeti için, müspet hareketle, ilim ve irfan ile mücadele ve cihat eden müminlerden utanmalısınız.
İnsanlarda, bütün parmak izleri, gözler, sesler farklıysa, ilk insandan bu güne kadar bütün insanların parmak uçlarını, göz ve seslerini kaydında bulunduran bir İlah olmasa nasıl olurda birbirine benzemez. Hiç kafanız çalışmıyor mu? .Tahsiliniz de mi yok? Mantık okumadınız mı? İhtimal hesaplarını da mı bilemiyorsunuz?

Neden bitkilerin fotosentezde atığı olan oksijen, hayvan ve insanlar için en hayati madde! Hayvanlar ve biz insanların atığımız, bize zehir olan Karbondioksit nasıl oluyor da bitkilerin kendileri ve hitap ettikleri bütün hayvan ve insanlar için besin üretmesi, sebze, meyve sunmasında temel madde oluyor. Anlaşma mı yaptılar acaba. Ya Planktonlar, Yağmur Ormanlarıyla bir anlaşma sonucumu bu hayatî oksijeni tam dengede bütün dünyamızda ayarlıyorlar. Hem de Dünya kendi etrafında ve hem de Güneşin etrafında saatte yüz bin küsur km hızla dönerken belli bir yüzdedeki oksijen ve karbondioksit oranı nasıl değişmiyor? Çok akıllı olduklarından mı, siz ve arkadaşlarınız o Yaratıcıyı reddeden veya çok sayıda unsura İlahlığı aktaranlar mı onları böyle bir birlikteliğe razı etti.
Utanmadan, insanları akıllarıyla alay edercesine:
“..artık oraya dönüş mümkün değil.. Yerçekimi deyince, bunun kanunları var… tanrının alanı değil, fiziğin alanı bu”  Diyerek hem zehir kusuyorlar; hem güya cevap da veriyorlar.

Dörtte üçü denizlerle kaplı, yer yer binlerce metre derinlikteki okyanusları 108.000 km hızla dökmeden döndürecek yer çekimi ne menem şeydir ki o kadar suyu döktürmeyecek güçte, ama insanın, kelebeğin, arının ağzından burnundan kan fışkırtmıyor, onları adeta yamultmuyor, yoğurmuyor?. Gemiler tonlarca demir yığını olarak o sularda hemen tamamen tepe takla hem batmıyor, hem hayaya uçmuyor! Hem 10-12 gezegende bir gram su yok ama Dünyanın ¾’ sularla kaplı. Diğerlerinde zehirli gazlar hakim iken, soğukluk gece -200’lerin üstüne; gündüzleri ise sıcaklık +500’lere çıkıp hayata imkan vermezken; bizde ortalama +14 derece sıcaklık, çok hikmetli oranlardaki gazlar, sadeci fiziğin konusu olur mu? Neden böyle? Neden sadece dünyada hayat var? Neden her şey insana göre tasarımlanmış? Neden bütün kâinatta birlik mührü var. Fizik utansın da, ilim diye kasılmak yerine, bunlara da sizler gibi akıllılarla(!) doğru dürüst cevap versin!

Ağalar siz gelin kendinizi bizim Gediz’e atın! Bu zerrelerinizin bile feryad ettiği garip insanlıktan kurtulun. Biz de sizin gibilerden kurtulalım. Bu dünyada ancak anlatma ve yazmakla mücadele edebiliyoruz. Ama kabir sınırını geçince yakanıza yapışıp Rabbimizin huzurunda sizden intikamımızı alacağız inşallah. 

Ya susun, ya sapkın fikirlerinizi, medeni(!), nazik(!) ilmi gibi anlatarak insanları zehirlemeyin, kendi sapkın efkârınızı kendinize saklayıp, istediğiniz gibi yaşayın(!)

Halil KÖPRÜCÜOĞLU 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER